‘Yeni Türkiye dedikleri, eski tepeden inmeci anlayıştan ibaret’

Din-devlet ilişkileri üzerine çalışan hukukçu Prof. İştar Gözaydın’a göre, AKP, Nazi Almanyasındaki “istisnai hal” kavramını uygulayarak hukuk devletini askıya aldı.

Taraf’tan Tuğba Tekerek’in Prof İştar Gözaydın’la mülakatı:

Ak Parti “Yeni Türkiye” diye bir dönem tanımlıyor. Böyle bir yeni tanımı yapmak için “eski”yi nasıl kurguluyor?

Ak Parti 100 yıllık parantez gibi ifadeler kullanıyor ve yepyeni bir şey inşa ediliyormuş intibaı yaratıyor. Kendi tahayyüllerinde muhtemelen böyle bir farklılık var. Ancak çok ciddi bir problem var orda.

Nedir o problem?
1930’larda yeni cumhuriyetin kurucuları bir toplum tahayyül ediyorlar. Bunun için de birtakım hukuki araçlar kullanıyorlar. Aslında batı kanunlarının alınması Cumhuriyet’le başlayan bir şey değil. 1840’lardan itibaren ticaret kanunu, ceza kanunu da batıdan alınıyor. Ancak iş medeni kanuna geldiğinde çok büyük bir tartışma çıkıyor. Çünkü, insanın yaşam tarzını biçimlendiren bir şey medeni kanun. Osmanlı, “Biz başka ülkenin medeni kanununu almayız” diyor ama Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadroları hiçbir tereddütte bulunmadan İsviçre’nin Kanunu’nu alıyor. Dolayısıyla 1930larda en fazla da hukukun kullanılmasıyla yeni toplum üretme çabası var.

Bunun bugünle ilişkisi nedir?
2010’lara geldiğimizde AK Parti iktidarı aynı şeyleri yapmaya başlıyor. Onların da aklında
bir toplum tahayyülü var. O tahayyülü gerçekleştirmek için adım adım bazı düzenlemeler yapıyor. Kürtajla ilgili düzenleme yapmaya çalışıyor, yapay döllenmeyle ilgili birtakım düzenlemeler yapıyor. Bu düzenlemelerin ille de Meclis’ten geçen kanun olmasına gerek yok. Hastanelerde belirli müdahalelerde tavır alınması bile o yapının bir parçasıdır. “Kemalist” bir ideolojinin, tepeden inmeci bir anlayışın yansımasını görüyoruz, AK Parti yapısında.

Kürtaj gibi geri adım atılan düzenlemelerle, bir erkeğin kaç kadınla evleneceğini belirleyen 1930’ların medeni kanununu karşılaştırabilir miyiz?
Geri adım atıldı çünkü başta kendi tabanı olmak üzere karşı çıkışlar oldu. Ama bu demek değildir ki, bu projeden tamamıyla vazgeçildi. Burada her şeyden önce kadınların bedeni üzerinden birtakım politikalar yapılmaya başlandığını görüyoruz. Son dönemde otaya atılan kadın plajı gibi kavramlar da bununla beraber. Bunlar aslında bir takım, tahayyüller çerçevesinde özellikle de kadın bedeni üzerinden yeni bir toplum yapısı üretmeye çalışmanın sonuçları. Hiçbir şekilde, hak ve özgürlüklerin bir tahayyül uğruna sınırlanması söz konusu olamaz bir hukuk devletinde. Ama adım adım bunun yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz. Ağırlıklı olarak muhafazakâr olduğu iddia edilen bir toplum yapısı içinde bunların kabul görmesi çok kolay. Buna çok ciddi şekilde karşı çıkılması gerekir. Aksi takdirde bunun dışında kalanları nefes alamayacağı bir toplum yapısı oluşacaktır.

 Bazı kadınlara, kadınlar plajı seçeneğinin sunulmasıyla hangi hak ve özgürlükler sınırlanıyor?

Bu, bir seçenek olarak sunulsa ne ala. Benim gibi insanlar ikna edilmeli ki bundan sonraki adım yalnızca farklı plajlar olmasın. Bakınız, çok turistik bir İslami otelde bir kaç gün geçirmek durumunda kaldım. Kadınlara ve erkekler için ayrı havuzlar var. Kadınlara mahsus olanda şöyle bir yazı vardı “8 yaşından büyük hanımların mayosuz girmemeleri…” Bu bir kısıtlamadır, özgürlük yaratmak değildir. Kadınlar plajı seçeneği verilebilir. Ama bu seçeneğin içinde böyle bir sınırlama olduğunda benim şüphelerime yer var demektir.

AK Parti iktidarındaki uygulamalarda, hukuk devletinin işleyişine dair problemler görüyor musunuz?
Görüyorum. Çok vahim bir şey var. Nazi dönemi Almanya’sının en önemli hukukçularından biri olan Carl Schmitt’in birtakım kavramları ve kuramları vardır. “İstisnai hal” bunlardan biridir. Der ki “Hükümran olanın yani iktidarda olanın kamu yararı uğruna, istisnai bir halde hukuk devleti dediğimiz şeyin dışına çıkması mümkündür. Oysa, nedir hukuk devleti? Yönetenlerin de o hukukla bağlı olmaları. Çok ürkütücü şekilde bu pratiklerin mevcudiyetini görmekteyiz son dönemde. O istisnai haller Nazizm’e yol açan hallerdir. Hukuk devleti ilkesiyle ters düşen uygulamalardan biri de Haziran 2014’te kurulan sulh ceza hakimlikleri.

Bu hakimlikler neden ters düşüyor hukuk devletine?
Hukukta “tabii hakim” ilkesi vardır; adil yargılamanın en temel gereklerindendir. AK Parti bu yeni mahkemelerle, bir kez daha “kendinden önce” diye nitelendirdiği dönemin hukuka en ters düşen uygulamalarından bir kısmını tekrarlıyor. Sulh ceza mahkemeleri aynen 1920-1927 yıllarının İstiklal Mahkemeleri ya da 1960 darbesinden sonra kurulan ve Yassıada Mahkemesi diye bilinen Divan gibi “olağanüstü mahkeme” niteliğinde.

Ve bence çok vahim olan bir şey daha var. Sürekli kullanılan bir “dava” kelimesi var ki itiraf edeyim benim tüylerimi diken diken ediyor. “Davam, davam” denilenin şöyle bir geçmişe doğru bakacak olursak Hitler’in “Kavgam”ından farklı olduğunu söyleyemeyiz.

AK Parti döneminde din-devlet ilişkisi nasıl değişti?
Din-devlet ilişkileri açısından çok farklı bir yapı oluşmadı AK Parti döneminde. Bu coğrafyanın özelliğidir. Bizans’ta da Osmanlı da öyleydi, Türkiye Cumhuriyeti’nde de öyle oldu: Bir şekilde din kurumları siyasi iktidarın kontrolü altındadır. Gerektiğinde ondan katkı alır, ama hiçbir zaman onun kendi başına bir yapı olmasına imkan vermez. Batıdaki Katolik kilisesinde olduğu gibi ayrı bir kurumsallaşmaya imkan tanınmamıştır. AK Parti’nin de de eleştirdiği 1924 sonrası Cumhuriyet’ten hiç de farklı bir tavır almadığını görüyoruz. AK Parti döneminde kanunlaşan Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş yasasının aslında önceki kuruluş yönetmeliklerinin kanunlaşmış hali olduğunu biliyoruz.

AK Parti’nin laiklik anlayışında problem görüyor musunuz?
Hayır. Eleştirdiği cumhuriyetten farklı bir anlayışı da ortaya koyduğunu görmüyorum. Cumhuriyet dönemine en büyük eleştirilerden birisi laiklik anlayışının baskıcı olmasıdır. Seküleriteyle laiklik farklı anlayışlardır. Laiklik Fransa’dan gelen kıta Avrupa’sına mahsus bir anlayıştır ve kilisenin bir şekilde kontrol altına alınmasının ifadesidir. Oysa Anglo Amerikan dünyasında siyasi iktidarla dinsel yapılar arasında çok ciddi mesafeler oluşturulur. Dolayısıyla gerek Osmanlı’nın gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin her iki döneminin de de -yani AK Parti döneminde de- laisite anlayışının sekülerite anlayışına dönüşmediğini görüyoruz.

Nedir tam olarak bu laisite anlayışı?
Dini yapılarla mesafeyi koymayı tercih etmiyor, onları kontrol altında tutmayı tercih ediyor. Bu genel siyasetinin de bir parçası. “Bütün kurumlar ister dünyevi ister dini olsun, benim kontrolümde olsun” anlayışı… Zaten otoriterlik dediğimiz de onun bir üst başlığı. Uzun lafın kısası o Kemalist baskıcı yapıdan hiçbir farkı olmayan, onun başka bir dille devamı olan benzer bir anlayıştan bahsediyoruz.

O anlayışlar, 1940’ların faşizmin Nazizm’in dünyasından üreyen anlayışlar olarak anlaşılabilirdi.
Bu dönemde artık kabul edilebilir değil.

Türkiyenin gidişatına karşı muhalefetin nasıl bir yol izlemesi gerekiyor?
Kavramların, değerlerin çok ciddi bir şekilde tartışılarak yeni politikalar üretilmesi lazım. Ana muhalefet partisi olarak CHP’nin kendisiyle yüzleşerek birtakım politikalar üretmesi lazım. Bunun potansiyeli var, kuvveden fiile geçmesi lazım. Mesela temel eğitimle ilgili meseleler var. “İtaat eden, yalnızca ezberlerini ortaya koyarak çoktan seçmeli sorulara yanıt veren insanlardan çok eleştirel akla sahip, yaratıcı insanlar yetiştirecek bir eğitimi nasıl sağlayabiliriz” diye oturup birilerinin kafa yorması lazım. Çok ciddi bir şekilde Kürt meselesiyle ilgili yeni projelerin oluşturulması, beraberce bir yaşamın imkânlarının beraber üretilmesi lazım. Anadilde eğitim tartışılması sözkonusu bile olmayan haktır Öbür tarafta din-devlet ilişkileri çerçevesinde, laiklikten sekülerliğe açılım dediğim politikaların üretilmesi lazım. Ve tabii ki ekonomi… Ekonomik farklılıkların yaşandığı bir toplumda sosyal demokrat bir yapının sözü olduğuna inanıyorum. Bu politikalar üretildikten sonra toplumla biraraya gelememenin imkanı yok.

Sizce CHP kendini yenileyebilir mi?
Ben bunu yapabileceğine inanıyorum. Çünkü bıçağın kemiğe dayandığı noktaya geldik. Belki de şimdi, bu dönüşümlerle çok daha armonik bir topluma ulaşabiliriz. 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *