Yazılan yazıldı, çizilen çizildi, gerisi siyasilerin

Seçimden önceki son iki yazımı burada da paylaşıyorun, hatırlatmak için:

Ne demiştik son yazılarda?
Seçmenin zekasıyla, aklıyla, vicdanıyla, ahlakıyla, sabrıyla bu kadar oynarsanız ters teper demiştik.

Seviyenin bu kadar düştüğü; yalan dolanın, binbir türlü hakaretin meydanlarda uçuştuğu, Kur’an-ı Kerim’in en ucuz palavralarla siyasete alet edildiği, insanlara koyun sürüsü muamelesi yapıldığı, il il muhalefete şiddetin normalleştirildiği, ülkeye hiç yakışmayan bir holiganlığın tepe noktalardan salgın gibi yayıldığı bir ortamda seçmenin cevabı da bu olur işte.

Tabii bunun bir de son dört yıla yayılan bir çürüme boyutu var. Bir iktidar zehirlenmesi boyutu da var.

Siz eğer adaleti ayaklar altına alırsanız, hesap vermek yerine hesap sormak için var olan yargı ve kurumları tarumar etmeye girişirseniz; cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir kurum içi tasfiyelere keyfe keder kalkışır insanların haklarını yerseniz, bununla da yetinmeyip hiçbir uzlaşma aramadan, olağanüstü bir cüretle ülkeyi sert bir rejim istikametine sürükleme projesini uygulamaya koyarsanız, seçmenin cevabı da bu olur işte.

AKP’ye bakınca yalan kutusu görüyorlar

En az altı milyon seçmen partinizi acaba neden terk etti diye şimdi oturun, kara kara düşünün. Ben sadece şunu söyleyeyim, belki yardımcı olur: O dindar, ahlakına düşkün, akıl ve onur sahibi insanlar AKP’ye baktıkları vakit artık o partiyi göremiyorlar artık.

Bir yalan kutusu, tek kollu bir avanta makinesi görüyorlar. Avaz avaz bağırışlardan, komşularının ve başka mahalledekilerin iyice artan mutsuzluğundan kendilerine endişe payı çıkarıyorlar çünkü.

Bunu anlamama noktasına gelmek yetmedi. Bir de zannettiniz ki, yanınıza aldığınız hırsı aklının önünde giden ekibin ‘dahiyane’ katkılarıyla, aynen sizden önceki ‘Ankaralı’ kasaba siyasetçilerinin yaptığı gibi, Kürtler’‘çözüm süreci’ adı altındaki hayal perdesiyle bir kez daha oyalayacak, kandıracaksınız.

Bunu da yazdık, ‘Etmeyin, 7’den 70’e politize olmuş ve üstün bir ortak hafızaya sahip bu kesime kandırılacak çocuk gibi muamele yapmayın’ diye.

Zannettiniz ki, yutacaklar.

Yetmediği gibi, lafı ‘Kürt sorunu yoktur, diyen haindir’ noktasına kadar vardırdınız. Provokasyonlarla Iğdır’dı, Diyarbakır’dı şurası burasıydı gencecik TC vatandaşları ölürken, ağzınızdan en ufak bir taziye mesajı çıkmak yerine, onların acılarına kezzap attınız.

Türkiye’nin size bir zamanlar inanmış muhafazakâr, dindar ne kadar Kürt’ü varsa, hepsinin kalbini kırdınız, güvenini kökten kaybettiniz.

Size artık çok zor inanırlar.

İnsanların gözünde nasıl bir ‘yeni vesayet’ düzeni kurguladığınız gerçeği iyice netleşti.

Bunu sıradan seçmen korkutma ile beraber algıladı; iyi bir düzen olmayacağını en azından sezdi. Sizin de aynı tuzağa düşüp, öncekiler gibi ‘Ankaralılaşma’ cazibesine kapıldığınızı hissetti.

Bundan hayırlı bir gidişat çıkmayacağını da anladı.

HDP blöfü gördü ve kazandı

İnsanların değişsin diye yıllarca beklediği 12 Eylül rejimin en çok tepki çeken vesayet kurumu Diyanet’in lehinde insanları meydan meydan bağırtarak AKP’ye oy akacağını sandınız.

Ters tepti.

12 Eylül’ün en sinsi, en insafsız ürünü olan yüzde 10 barajını tutup daha da adaletsiz bir Meclis tablosuyla ‘yangından mal kaçacak’ zannettiniz. Evet, HDP bu blöfünüzü görerek sert bir kumara da girdi ama kazandı.

Ne oldu, 12 Eylül’ün o mirası geldi, bumerang misali, partinizi tek başına hükümet kuramaz hale getirdi.

Şimdi, tarafsızlığı yerle yeksan, yenik, partisiyle yeni muhasebe dönemine açık, hayalleri uçup gitmiş bir lider durumundasınız.

Ama Türkiye, inanın, bugün daha rahat nefes alıyor.

Umutlarının hâlâ ayakta olduğunu, uzlaşmaya bir kez daha davet çıkardığını, despotizme gidişe karşı en azından frene bastığını biliyor.

Bu arabanın bir yerlere çarpacağı belliydi. Dinlemediniz.

Güzel bir şey daha oldu: Seçmen HDP’nin öcü olmadığını, asıl mağdurun -onca şiddete rağmen sükûnetini kaybetmeden oya güvenen- Kürtler olduğunu gördü, barışa çözüme bir kez daha evet dedi.

Seçmeni sadece tebrik etmek gerekir.

Kafası bozulunca eli ağırdır ama en doğru kararı vermiştir.

Bu bir tokattır.


Baraj delinmezse, o sular taşacaktır
Halkın kararı için iki gün kaldı. Pazar gecesi bu kararın Türkiye’ye hangi istikameti göstereceğini anlayacağız. Öyle beşli-yedili bir yol ayrımında değiliz; kritik kavşakta istikamet için iki tercihten birine teveccüh gösterilecek.
Ya üzerinde en asgari sosyal mutabakat dahi aranıp sağlanmamış köklü bir rejim değişikliği zorlamasına ‘evet’ diyecek seçmen veya Cumhurbaşkanı Erdoğan ve avenesine, hakkı kendisinde mahfuz ‘demokratik Türkiye’ için ‘one minute’ çekecek, özgürleşme ve normalleşme umutlarının kurutulmasına izin vermeyecektir.

Tercih ikisi arasındadır ve aslında o kadar da basittir.

İdeolojik tercihler, kimlikler, geleceği öngörebilme adına yapılan hesap kitaplar muhakkak ki her seçmen için önemlidir ama her zamankinden daha fazla güç biriktirmiş bir oy pusulası bu kez elinde tuttuğu.

Pek çok bakımdan partilerin üstüne tırmanmış, altın değerinde bir oydan söz ediyoruz.

Faşizmin barajından medet ummak

Elbette ki çoğulculuğa ve serbest seçimlere dayalı her yönetimde an gelir, köklü sistem değişiklikleri elzem görülebilir.

Bunu belli bir parti de isteyebilir, birkaç parti de, toplum kesimleri de.

Olabilir. Ama söz konusu olan, doğrudan doğruya anayasal ilke ve esaslarını ilgilendiren değişim niyetleri ve talepleri ise bir parti, parti içi bir güruh veya tek bir kişi öyle arzu ediyor diye bunları toplumun geri kalan kısmını hiçe sayarakyapamazsınız.

Derdiniz başkanlık sistemi mi? Bunu iyice izah edecektiniz ve başta seçilmiş muhalefet, tüm topluma kulak verecektiniz, sivil sesleri duyacak ve sağduyu ile her görüşü tartacaktınız.

Meclis içi ve dışında makul çoğunluğu ikna ederek o sistem değişikliğinin öncüsü olacaktınız.

Böyle bir resmin yerinde yeller esiyor kaç zamandır.

Kendi seçmeninizin yarısını dahi ikna etmekten aciz kaldınız.

Şimdi tek dert, 12 Eylül faşizminin bu ülkeye ‘armağan ettiği’ yüzde 10 barajını sıkılmadan kullanarak, öyle adaletsiz bir Meclis oluşmasını sağlamak ki, bencil hayalleriniz gerçek olabilsin.

Üç partili Meclis olacak, toplumun önemli bir kesimi kendisini meşru temsilden dışlanmış, sokakla baş başa bulacak ve siz bundan ‘ne güzel oldu’ dedirtecek bir kapkaççılık umacaksınız.

Bundan, hiçbir şüpheniz olmasın, sadece kargaşa, öfke çıkar.

Kriz daha da büyür, Türkiye kopkoyu bir kâbusa girer.

‘Sivil giysili emir-komuta zinciri’

Demek ki demokrasiye gönül vermiş bir Türkiye’de tek bir hedef var: Uzlaşma.

Bu hedef belli ise o zaman oyların ana nehir yatağı da bellidir:

Tek adam yönetimine, despotizme, ‘sivil görünümlü emir-komuta zincirine’ hayırdemek için Meclis’te en az dört partili bir tablonun oluşmasını sağlamak.

Türkiye’nin ‘göreceli selameti’ için başka çıkar yol yok.

Ülke tarihinin en hakkaniyetsiz seçim kampanyasını yürüttüler. Tek bir lider yetmiyormuş gibi, üstelik Anayasa’yı da çiğneyerek, yoz medyayı da arkalarına alarak, iki lider halinde dört koldan aynı partiye oy avcılığı yaptılar.

Adil seçim ve hukuk üstünlüğü adına var olduğu sanılan kurumlar bir köşeye sindi, muhalefete şiddete göz yumuldu, oy sayımında hile hurda konusunda seçmende muazzam şüphelerin doğmasına yol açıldı.

Bakın, sergilenen tüm zorbalıklar, yapılacakların habercisidir.

O barajı delmek veya delmemek: İşte mesele

Ey seçmen! Şimdi sakin olma zamanı.

Derin nefes al ve tefekküre yat.

‘Öteki mahallelerin’ içine sinmeyen, onları ikna etmemiş bir korku rejimine geçip, sivil kisveli emir-komuta zincirine bağlı ceberut bir alemde, insanın insana kulluğu düzeninde yaşamaya razı isen, hayırlısı olsun.

Değilsen, unutma:

Oy pusulan bu kez altın değerinde. Mutlaka ve mutlaka sandığa git, görevini yap, tek geçerli yönetim sistemi olarak demokrasiye olan inancını göster.

Ve oyunu o parti öyle öbürü böyle diye düşünmeden, dörtlü bir Meclis sağlamak için kullan.

Bu barajı senin demokrat iraden delmelidir, delecektir.

Bırak o sular Meclis’in içine aksın.

Türkiye uzlaşmaya susadıysa, mutlaka oradan içecektir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *