Yargıya ‘uzaktan kumanda’

Yüksek yargıda düzenlemeler içeren Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Yasayla birlikte Adli ve idari yargıda bölge adliye mahkemelerinin 20 Temmuz’da hayata geçmesiyle birlikte yargıda büyük dönüşüm yaşanacak. Yargıtay’da 46 olan daire sayısı 12’si ceza 12’si hukuk olmak üzere 24’e düşürülecek.

Danıştay’ın daire sayısı ise 17’den 10’a düşürülecek. Yargıtay ve Danıştay’daki mevcut üyelikler ise kademeli olarak düşürülecek.

Yargıtay’ın 516 olan üye sayısı 200’e, Danıştay’ın 195 olan üye sayısı ise 90’a düşürülecek. Yargıtay uhdesinde bulunan dosyaları kendisi çözeceğinden, dosya sayısı kısa zamanda istenen seviyeye düşmeyeceği gerekçesiyle 22 daire Birinci Başkanlık Kurulu’nca en geç üç yıl içinde kademeli olarak kapatılacak. Bu daireler kapatılıncaya kadar görevlerine devam edecek.

Yargıtay’da şu an 23’ü hukuk, 23’ü ceza olmak üzere 46 daire bulunuyor.

Düzenlemeyle bu sayı 24’e düşürülecek.

Danıştay’ın ise 17 dairesi ve 195 üyesi bulunuyor. Tasarının Meclis’ten geçmesiyle Danıştay’ın daire sayısı ise 17’den 10’a düşürülecek.

Yargıtay ve Danıştay üyelerine Anayasa Mahkemesi’nde olduğu gibi 12 yıl görev süresi getirilecek. Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren beş gün içinde görevi sona eren üyeler arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca (HSYK) Yargıtay ve Danıştay üyesi seçimi yapılacak.

Ayrıca bir kişi bir kez üyeliğe seçilebilecek. Görev süresi biten üyelerden yeniden seçilemeyenler Anayasa’nın 139. maddesinde düzenlenen hakimlik ve savcılık teminatı uyarınca HSYK tarafından kazanılmış hak aylık dereceleri saklı kalmak kaydıyla sınıf ve derecelerine uygun olarak bölge adliye veya ilk derece mahkemelerine atanacak.


siyasallasan-yargi-ve-cay-gezisi

Yargıtay 21.Hukuk Dairesi Üyesi Mustafa Akkuş, söz konusu yasa değişikliği ile ilgili 3 sayfalık bir açıklama yayınladı.

Arzu Yıldız’ın haberine göre, Akkuş açıklamasında değişiklik konusunda tepkilerini yüksek sesle dile getiren diğer yüksek yargı mensupları gibi bu yasa hazırlanırken, Yargıtay’dan görüş alınmadığının altını çizdi.

Akkuş açıklamasında, “Yasama, yürütme ve yargı erkinin yürütme lehine sıfırlanması hedeflenmektedir” dedi ve Başkanların üyeliklerinin düşmemesini ise “sus payı peşkeşi” olarak yorumladı.

İşte Akkuş’un önemli tespit, eleştiri içeren manifestosunun tamamı:

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Yargıtay ile Danıştay’ın yeniden yapılandırılmasına ilişkin, TBMM’sine sunulan yasa tasarısının hazırlanıp, sunulmasına dek izlediği süreç bir bütün olarak dikkate alındığında, yasa tasarısının, Evrensel Hukukun temel ilkelerine ve özellikle AB Adaylıksürecinde bulunan ülkemizin referans kabul etmek zorunda olduğu, AB, AK direktiflerine göre yasa yapma teknik ve yöntemlerine hiçbir şekilde uymadığı, yangından mal kaçırma telaşıyla hazırlanıp sunulduğu anlaşılmaktadır. Zira; bu tasarı Meclise sunulana dek Yasanın hedef  kitle olarak etkilediği Yüksek Yargı Camiasıyla hiçbir şekilde paylaşılmamış, lehe veya aleyhe olan görüşlerin katkı olarak alınmasına hiçbir şekilde ihtiyaç duyulmamıştır.

Olağan hukuk düzenine açıkça aykırı ve daha çok hukukun bertaraf edildiği darbe dönemlerinde çıkartılan düzenlemelere benzerliğiyle dikkat çeken tasarıyla ilgili Resmi ağızdan ilk açıklama Yargıtay 1.Başkanı Sn. İsmail Rüştü Cirit tarafından 1 Nisan 2016 tarihindeki YİBBGK’nun Danıştay Konferans salonunda Hukuk ve Ceza Daireleri Başkan ve Üyelerinin tümü huzurunda ifade edilmiş, 1.Başkanın “Yasa tasarısını hazırlayıp Bakanlığa sunduk” ifadesi dışında tasarıyla ilgili hiç bir paylaşım ve açıklama yapılmamış, tasarının daha çok özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik bir çaba olduğu yönünde sadece görüntü verilmiştir.

23 adet Hukuk ve 23 adet Ceza Daireleri Başkanlarınca tasarının ne getirip ne götüreceği, kapsamı ve içeriğinin ne olacağıyla ilgili hiç bir soru sorulmamıştır.

TBMM’ye sunularak ancak alenileşen tasarıya bakıldığında; madde ve gerekçelerinin aleni bir çok çelişkiyi içerdiği ve Genel Hukuk ilkeleriyle uyumsuz bir çok tutarsızlığı barındırdığı, düzenlemelerin hukuki lâzıme ve hukuki saikle yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Tasarıya göre; düzenlemenin yasalaşmasıyla Daire Başkan ve üyeleriyle Yüksek Yargıdaki istisna sayılan ünvanlıların konum ve üyelikleri korunurken tüm Yargıtay ve Danıştay üyelerinin üyelikleri sona erecektir.

Kuramsal temsil sorumlulukları gereği ve genel olarak da yargı erki adına, doğru duruşun seslendirilmesini engellemek ve bu yönde meşru tepkinin bastırılması için sus payı niteliğinde bir peşkeş ayrıcalığı tasarıyla getirilmektedir. Diğer yandan Anayasal düzenleme sistematiğine aykırı şekilde istisna kapsamı dışındakiler HSYK’nın iki dudağına terkedilmektedir.

Evrensel Hukukta yasama faaliyetiyle çağdaş anlamda yasa yapma teknikleriyle sosyal veya toplumsal bir ihtiyacın hukuk düzenine uygun şekilde karşılanması, giderilmesi amaçlanırken bu yasa tasarısıyla mevcut hukuk düzeni ve Anayasal yapı adeta bozulmaktadır. Anayasa’da sayılan ve aralarında hiyerarşik üstünlük bulunmadığı belirtilerek uyum içerisinde çalışacakları dile getirilen üç temel erkin (Yasama-Yürütme-Yargı) yürütme lehine sıfırlanması hedeflenmektedir.

Yürütmenin başındakilerce, mevcut Anayasanın paçavra hükmünde olduğu hususunun zaman zaman dillendirildiği bir toplumda esasen Anayasa ve hukuk düzeni icra organınca bertaraf edilmiş durumda bulunmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında tasarının “Yasa tasarısı” kılıfına sokulmuş yetki tecavüzü niteliğinde idari bir işlem olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. İktidar hiç bir farklı düşünceye, farklı görüşe ve muhalefete itibar etmeden istediği görüşü yasama faaliyeti görüntüsüyle meclisteki ağırlığıyla TBMM’den geçirmekte ve yasalaştırmaktadır. Yasaların bu tarz ve yöntemle çok sık değişiyor olması nedeniyle artık “Hukuk Güvenliği ve Hukuk Düzeni İlkesinden” asla bahsedilememektedir. Kamu oyunda bu durum artık “yapboz” kanunları “torba-çorba” kanunları vb. İfadelerle haklı olarak sık sık eleştirilmektedir. Yasama bu yönüyle tamamen icranın iradesine teslim olmuş bulunmaktadır.

Soyut (mücerret) ve somut (muşahhas) norm denetimiyle yasama faaliyetlerinin ve kanunların Hukuk Düzeniyle, Anayasaya uygunluğunu denetlemekle görevli Anayasa Mahkemesi de artık icranın emrinde olduğu görünümünü vermektedir. Bu yönüyle bakıldığında Türkiye’de artık etkin bir iç hukuk yolu işletilebileceğinden söz edilemez hale gelmiş bulunmaktadır. Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanlarının icranın başıyla birlikte artık rutin yurt gezilerine katılıyor olmasının eleştirilmesine bile tahammül edilemediği bir ortamda yargı erkinin tarafsız ve bağımsızlığından ya da etkinliğinden bahsedilebilir mi?

Yasayla üyelikleri sonlandırılan yüksek yargıçların HSYK’ca yeniden seçilmelerine hangi hukuki meşruiyetle veya yetkiyle karar verilecektir. Mevcut Anayasal yapıya temelden aykırı olan ve bu husus başta Anayasamıza ve hukuk düzenine açıkça aykırı bu düzenlemeyle meşrulaştırılabilir mi?

HSYK’ca tekrar seçilen üyeler kendini yüksek yargıç olarak hissedebilecek ve bu duruma rağmen Yüksek Yargıya hizmet edebilecekler midir? Dahası hukukla kavgalı olan icranın taraf olduğu davalara tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık duygusuyla bakabilecekler midir?

Tasarıda görüntüyü kurtarma telaşıyla üyeliği sonlandırılan yüksek yargıçların tüm haklarının korunucağından sözedilmiştir. HSYK’nın iki dudağına terk edilecek olan yüksek yargıçların hangi müktesep hakkı korunabilir? Çiğnenen ve hiçe sayılan anayasal teminatların HSYK’ca korunacağının tasarıda düzenleniyor olması gerçekte neyi ifade eder?

Yasa tasarısının asıl amacının ne olduğu herkesçe bilinmektedir. Kısacası yürütmeye itaat ve biat odaklı çalışmayacağından endişe edilen yüksek yargıçlar bir oldu bitti mantığıyla ve tüm kazanılmış hakları ellerinden alınmak suretiyle saha dışına atılmak istenmektedir.

Tasarıdaki gerekçelerin tamamı zevahiri kurtarmaya yönelik olmaktan öte hukukçu gözüyle hiç bir anlam ifade etmemektedir. 24.maddenin gerekçesinde esasen “Yüksek Yargı Üyelerinin her hangi bir Anayasal teminata” sahip olmadıklarından bahsedilmektedir. Hukuk başlangıcı dersi okuyan herkesin bilebileceği açıklık ne nitelikdeki Anayasa ve Hukukun temel ilkelerini hiçe sayan bu ve benzeri görüşler hukuki gerekçe olabilir mi?

Artık erklerin ayrılığı ilkesinden bahsetmenin çok zorlaştığı herkesçe bilinmektedir. Yürütmenin evrensel hukuk ilkelerine, hukuk düzenine ve Anayasa’yı önemsemediği ve çoğu zaman da hiçe saydığı ortamda “hukuki güvenlikten ve adil yargılanma hakkından” bahsedilebilir mi?

Dile getirilen endişeler ışığında bakıldığında tasarı yasallaştığında Anayasa Mahkemesinin soyut (mücerret) norm denetimini etkili bir şekilde yapıp yapmayacağı hususu ciddi endişe kaynağıdır.

Bir konuda ihlale karar verdikten sonra iktidara yakınlığıyla bilinen gazetelerce “sen kime kandın ZÜHTÜ” başlığıyla baskı altına alınmaya çalışılan Anayasa Mahkemesi Başkanının bu tarihten hemen sonra icranın başıyla birlikte benzer gazetelerde birlikte vermiş olduğu poz ve görüntülere bakılarak yine kamu oyunda Mahkeme Başkanına yürütme tarafından sürmanşetten balans ayarı yapıldı yorumları henüz hafızalardan silinmemişken, esasen Anayasaya temelden aykırılığıyla mutlak butlanla muallel ve yok hükmündeki bu tasarının bu haliyle yasalaşması halinde soyut norm denetiminin Anayasa Mahkemesince ne şekilde yapılacağı merak edilmektedir.

Hukuk güvencesi herkese bir gün mutlaka lazım olacaktır. Yasama faaliyeti mutlaka hukuki güvenlik ilkesini ve hukuk düzenini bozmayacak şekilde evrensel hukukun müktesebat düzeyine ulaştırdığı ilkelerini kapsayıcı içerikte yapılmalıdır.

Çağdaş dünyada katılımcı demokrasileriyle model ülke kabul edilen güçlü ülkeler güç ve belirleyiciliklerini esasen hukuka olan bağlılıklarından ve Hukuk olmasından almaktadırlar.

Amerikan Kongresinde yılda sadece bir kez yapılan ve başkanın katılımıyla gerçekleşen açılış törenlerinde yargı erkini temsil eden yüksek mahkeme başkan ve üyeleri Amerikan Başkanının konuşmasını alkışlamamakta ve ayağa kalkmamaktadır. Bu durum yadırganmak şöyle dursun, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı açısından şayanı dikkat kabul edilmektedir.

Yargının itibarının %30’ların altına düşmesine katkı sağlayan ve sebebiyet verenler, kendilerini sorgulamak yerine bunu açıkça kamuoyuna açıklamakta sakınca görmeyenler, bu tasarıyla ilgili kurumsal temsil görev ve sorumluluklarını unutmuş görünerek, yürütmenin yanında, ona bağlı bir görüntü vererek susmayı tercih ederek Yargıyı “topal ördek” pozisyonuna oturtmaktadırlar.

Kamuoyunda havuz medyası ve yandaş medya tabirleri yaygın bir hal almışken, tasarının yasalaşmasıyla birlikte havuz yargısı ve yandaş yargı tabirleri kullanılmaya başlanacaktır. Yargı erkinin ve Yüksek Yargının YAVUZ olması, tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık duygusuyla etkin ve güçlü bir şekilde hissedilmesini ve görev yapabilmesini ifade eder. Bu tasarı yasalaştıktan sonra yargı erki ve özellikle onu temsil sorumluluğunu da taşıyan Yüksek Yargı Yavuz olabilecek midir?

Hazır, yargı erki yürütmece hizaya getirilmişken, soyut norm denetimiyle en büyük güvence olan Anayasa Mahkemesi Başkan ve Üyeleriyle, Yüksek Mahkemenin kurumsal yapısını tamamen değiştirecek benzer bir tasarının yürütme tarafından gündeme getirilmeyeceğinin her hangi bir garantisi var mıdır?

Sus payı olarak kendilerine dokunulmama karşılığında seslerini çıkarmayan ve gidişatın yanlışlığını dillendirmeyen, suspus olmayı tercih eden ve temsil görevi sorumluluğunu konuşmamaktan, yorum yapmamaktan yana kullananlar, hukuk ve yargısal birikimlerini hangi münbit uygulama alanı için saklamaktadırlar. Bu kesimi tarih, kendi ayağına kılıç çalan, yargı erkinin yok oluşu, hukuk güvenliği ve yargı güvencesinin, özet olarak Adaletin yok edilmek ve yürütmenin inisiyatifine terkedilmek istendiği dönemde sadece susanlar ve konuşmayanlar olarak kaydedecektir.

Evrensel Hukukun Temel İlkelerine açıkça aykırı, Anayasa ve Hukuk düzenini alt üst edecek çelişkiler yumağı ile dolu olan tasarının hazırlanmasında, yasalaşmasında bu durumu bilerek, görerek aktif olarak rol alan birim ve kurumun görevlileri hukuk normalleşip, normal hukuk düzenine geçildiğinde kendilerini hukuk karşısında sorumluluktan kurtarabilecekler midir?

Kullandıkları yetki yerine getirdikleri görev ihmal edilmekle kalınmayıp, kötüye kullanılmış olacağından hiç mi endişe duymayacaklardır. Tarih, keyfiliğe dayalı hukuku hiçe sayan benzer kötü uygulamalar sonucunda yaşanan travmalarabağlı hazin sonlarla doludur.

Hukuk düzenini alt üst edecek nitelikteki mevcut tasarının hazırlanmasından yasalaşıp yürürlüğe girmesine kadar ki aşamalarında aktif katkısı olan, hukukçu ve entelektüel birikimlerini susarak esirgeyen, dahası böyle bir tasarının gündemde olmasıyla el, avuç ovuşturup kendini çok mutlu hissederek sevinen herkes, bu düzenlemenin toplum ve hukuk düzeninde telafisi mümkün olmayacak şekilde açacağı sosyal yaraların vebalini hayatları boyunca omuzlarında ve sırtlarında taşıyabilecekler midir?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *