Yakub Saygılı: ‘Hazırlıksız yakalandılar’

Yakub Saygılı’nın polise verdiği ifadeler hayli çarpıcı.

Arzu Yıldız’ın haberine bakalım:

1 Eylül’de gözaltına alınan eski Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı’nın mahkeme ifadesine Grihat ulaştı.

Saygılı mahkemede, il emniyet müdürü ve valiye operasyon öncesi verdikleri bilgi notlarının, Başbakana iletildiğini belirtirken, operasyonun darbe değil, yolsuzluklarının ortaya çıkmayacağını düşünenlerin hazırlıksız yakalanması olduğunu belirtti.

Saygılı, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeğeni Ali Erdoğan’ın Jandarma tarafından yapılan bir operasyonda dinlendiğini, bunun üzerine Çapkın’ın Yalçın Akdoğan’ı arayarak “bu dinlemeleri polis yapmamış eğer polis yapmış ise o polisi bulup asalım” dediğini belirtti. Ali Erdoğan’ı operasyon kapsamında dinleyen tüm Jandarma biriminin de görev yerlerinin değiştirildiğini, operasyonu yapan askerin ise akabinde Hakkari’ye atandığını belirtti.
Saygılı, 7 Şubat MİT krizinden sonra Başbakan ile direk görüşen Çapkın’ın artık danışmanlarla görüşmek zorunda kaldığını belirtti. Saygılı Başbakan ve MİT Müsteşarına soruşturma açılması gerektiğini ifade ederken, “Dokunulmazlık perdesi altına alınan Başbakanın bilgilerini paylaşması gerektiğini düşünüyorum” dedi. Suçluların korunduğunu savunan Saygılı, Muammer Güler’in İstanbul Emniyetine gelerek Rıza Sarraf’ı övdüğünü, Çapkın’a Sarraf’ın etkinliklerine katılması için telkinde bulunduğunu iddia etti. Saygılı’nın mahkemedeki ifadesi şöyle;

“Operasyonlar başlamadan başlamadan 8 ay önce MİT suç örgütleri ile ilgili bir raporun Başbakanlığa verildiğini, bizim takip ettiğimiz hatta takip etmediğimiz kişiler hakkında bu raporda bilgiler olduğunu öğrendik. Ya bizim verilerimizi kullanmışlar veya kopyalamışlar ya da bizim soruşturmalara paralel bir şekilde hedef şahısların dinlendiğini Rıza Sarraf ve diğer bakanların dinlemelerinin TİB kayıtları ile yapıldığı sabit ise bu kayıtların celbini talep ediyoruz. Silahlı Kuvvetlerden GES Komutanlığı’ndan MİT’e devredilen ve TİB’den hariç dinleme kabiliyetine sahip olduğu hususu yayınlandı. Bu sistemin denetlenmesi için TBMM’de komisyon kurulmasına karar verildi. Ancak bu faaliyete geçmedi. Bu birim denetim dışı kalmıştır ve yaptığı dinlemelerin tespitini talep ediyorum. Ülkemiz üzerinde bir kısım devletlerin elektronik cihazlar ile dinleme yaptığı hususu medyada yer almış Türkiye’nin Almanya tarafından dinlendiği hatta birlikte hareket ettiği konusunda ciddi iddialar mevcuttur. Hükümet üyeleri bu hususta herhangi bir açıklama yapmamıştır. Başbakanlık tarafından yapılan açıklamada kriptolu telefonların kullanıldığı söylendi. Emniyette kriptolu telefonları dinleyecek bir sistem mevcut değildir.Ülkemizin dinlenmesi vahamet arz etmektedir. Yabacı istihbaratlara karşı savunmasız bırakılmıştır. Dinleme verilerinin bir şekilde adli mercilere ulaştırılmıştır.
Saygılı görevden alındıktan sonra Mali Şube ekibinin bilgisayarlarının yasalara aykırı bir şekilde incelendiğini anlattı. Yasa gereği, bilgisayarların incelenmesinin kendilerinin nezaretinde yapılması gerektiğini ifade etti.Bilgisayarda ele geçirildiği iddia edilen taslakta “dönemin Başbakanı” ifadesinin bulunduğu bilgilerinin bu yüzden sağlıklı olmadığını belirten Saygılı, şunları söyledi:
“Ben savcıya bu iddiayı ilk olarak Başbakan miting alanında bu hususu dile getirdiğini sordum.Gizlilik ihlali yok mu dedim. Bu incelemeyi Siber Suçların yürüttüğünü , emniyet müdürüne bunun söylenmiş olabileceğini onun da Başbakana iletmiş olabileceğini söyleyerek ‘bunda ne var’ dedi.Oysa ben aynı suçlama ile karşılaştım. Aslında bu adli kolluk olarak C.Savcısına sorumluluğu olan kişilerin iktidara bilgi taşıdığı anlamına gelir.Bu miting alanında söylenen sözleri haber yapan gazeteciler hakkında Başbakana dayandığından soruşturma yapılamamaktadır.Bu ve benzeri durumlar soruşturmanın objektif kriterlerle yürütülmediğini kişiler hedef gösterilerek bu konunun ispatlanmaya çalışılmasının bir göstergesidir.

“Abi denilen kişi Yasin El Kadı’dır”

C.Savcısı sorgu sırasında ‘abi yurt dışından geliyorlar’ cümlesinden bahsederek kolluğun kendi aralarında geçtiğinden bahsetti. Soruşturma dosyasındaki tüm tapeler incelendiğinde görülecektir ki ‘Abi’ denilen kişi Yasin El Kadı isimli şahıstır.Onun için kullanılır. Kolluk arasında da Yasin El Kadı ‘Abi’ kodlaması yapılarak konuşmalar gerçekleşmiştir. Burada başka bir art niyet aramak doğru değildir.Yasin El Kadı hakkında tahdit işlemi olmadığı beyan edilmiştir. Oysa Kadı hakkında Bakanlar Kurulu kararı ile tahdit işlemi alınmış ve Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Yasin El Kadı’nın avukatları mahkeme kararı olmadığından itiraz etmişlerdir. Ancak bu itiraz da reddedilmiştir. Bakanlar Kurulu tarafından tahdit işlemine rağmen işlem yapılmayan ilgililer hakkında şikayetçiyim.
Saygılı, Yasin El Kadı’nın ülkeye girişine yasağına ilişkin Resmi Gazete kayıtlarının dosyaya celbi istedi

Eğer tahdit işlemi yoksa neden sahte pasaport yurda sokulmuş ve Başbakanlık Koruma Dairesi tarafından korunmuştur.Resmi Gazete kayıtlarının alınarak dosyaya delil olarak konulmasını talep ediyorum. Bakanlar Kurulu tarafından kaldırılan kararın da dosya içerisine celbini talep ediyoruz.
Diğer bir iddia Yasin El Kadı, Başbakan ve MİT Müsteşarının buluşmalarına ilişkin kayıtların alınmasıdır. C.Savcısının talebi üzerine bu görüntüleri celp ettik. Gerekirse C.Savcısı bu konuda dinlenebilir. İdari yazışma Narkotik Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından yazılmış,bunun sebebi ise KOM Dairesinin çalışma yönteminin 97.maddesinde belirtilen maskeleme olarak adlandırılan durumdur.Bu nedenle usulsüzlük yoktur.Maskeleme eğitimlerinde bunun sebebi olarak nüfuzlu kişiler hakkında gizlilik kararı kalkıncaya kadar yazının kaynağının öğrenilmesine ilişkin kuraldır.

“Sahtecilik suçu tarafıma yöneltilemez”

Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü kayıtlarının tarafıma sorulması burada çalışırken Asliye Hukuk Mahkemesindeki bir belgenin sorulması gibidir. Yazının gerçek olduğu Emniyet Polis Kriminal tarafından tespit edilmiştir. Bu nedenle sahtecilik suçu tarafıma yöneltilemez.

“Suçlar gözönünde bulundurulmamış, ilgililer suç ve suçluyu korumuştur”

Görüntülerin Cumhuriyet Gazetesinde çıkması ve haber yapılmasında Yasin El Kadı’ya araç tahsisi koruma tahsisi gibi beş ayrı suçtan bahsedildiği halde yapılan incelemede görüntülerin hangi birim tarafından talep edildiği hususu üzerinde durulmuş, belirtilen suçlar göz önünde bulundurulmamış, ilgililer suç ve suçluyu korumuştur. Bu konuda EGM Müdürü ve Teftiş Kurulu Başkanı hakkında suç duyurusunda bulundum. Cevap olarak dilekçenin reddi kararı gelmiştir.Açılan idari soruşturma neticesinde de ben dahil yedi personel ihraç edildik.Bu bize yapılabilecek en ağır cezadır.

“Yasin El Kadı ile görüşen MİT Müsteşarı ve Başkana soruşturma açılması gerekir”

Tutanakta ismi bulunan Mali soruşturmada işlem yapan Ercan Taş ihraç edilirken İsa Karayiğit hiçbir ceza almamıştır. Emsalleri meslekten ihraç edilirken gizli tanıklığa itildiğini düşünüyorum. Savcı beyden öğrendiğim kadarıyla gizli tanık olan İsa Karayiğit’in kendisi hakkında başlatılan idari soruşturmanın başlangıcında Haziran ayında ifade verdiğini öğreniyorum.Bu sebeple gizli tanığın samimiyetinden bahsedilemeyeceğini belirtmek isterim.Böyle bir idari soruşturma sonucunda savcılık talimatı uyarınca işlem yapılan bizler meslekten ihraç ediliyorsak Yasin El Kadı ile görüşen Başbakan ve MİT Müsteşarı hakkında soruşturma açılması gerektiğini belirtirim.

“Ben sorulan sorulara tüm açıklığı ile cevap verirken yasama dokunulmazlığı perdesi altında ifadesi alınamayan Başbakanın bilgilerini paylaşarak konunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.”

İl Emniyet Müdürleri her ne kadar adli kolluk sorumlusu olmasa da özellikle İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından siyasi açıdan önemli olabilecek her dosyada başlamadan değil ise operasyona dönüşmeden adli kolluğun kendisini bilgilendirmesi istenir. Bu emniyet işleyişi açısından sürpriz bir konu değildir.

“Emniyet Müdürü ve Vali kendilerine ilettiğimiz konuları Başbakana iletiyordu”

2010 da İstanbul’a geldiğimde M.Şube de Müdür Yardımcısı olarak göreve başladım.Kısa zamanda işleyişin diğer şehirlerden farklı olduğunu gördüm. Emniyet müdürüne ilettiğimiz operasyon içeriğinin ve şüpheli olan şahıslarla ilgili kapsamlı bir bilgi notunu emniyet müdürü ve bazen il Valisi tarafından Başbakana iletildiğini gördüm.Bu usule dikkat etmemiz gerektiği konusunda İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın tarafından defalarca ikaz edildik. Buradaki kastı Mali Şube, Organize, TEM ve İstihbarat Şube Müdürlüğü kapsamındadır. Bu birimlerin hepsi iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme kapasitesine sahiptir.Bu konular benim ile birlikte o dönem görev yapan ilgili şube müdürüne sorulabilir.

“Başbakanla direk görüşen Çapkın, 7 Şubat MİT Krizinden sonra danışmanları ile görüşmek zorunda kaldı”

Kamuoyunda MİT krizi olarak bilinen 7 Şubat 2012 tarihinden sonra Başbakanın İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’a tavır aldığına şahit oldum. Daha önceleri emniyet müdürü Başbakana cep telefonundan doğrudan ulaşabilirken,artık neredeyse danışmanlarla görüşmek zorunda kalmıştır.İstanbul Emniyet Müdürü ve Valisi için bu konu düşülebilecek en kötü durumdur.Çünkü Başbakan haftanın 2-3 günü İstanbul’a geliyor.İl Emniyet Müdürü ve İl Valisi kendisini her gelişinde havalimanında karşılıyordu.Bu güven zedelenmesi havalimanı görüşmelerine de yansıdı.Başbakan adeta kamu görevlilerine yüz vermemek ve gerektiği kadar itibar etmemek suretiyle o kişileri kendisinin peşinde koşturur durumda tutuyordu.

“Jandarmanın Başbakanın yeğeni Ali Erdoğan’ı dinlediği ortaya çıktı emniyet dinlemeleri polisin yapmadığını ispatlamak için emniyet müdürlerini adeta sorguya çekti”

Hatta o dönemde İstanbul Jandarmanın yaptığı bir operasyonda Başbakanın yeğeni Ali Erdoğan’ın dinlendiği ortaya çıkmıştı. Bu dinlemeleri emniyet biriminin yapmadığını ispatlamak için il emniyet müdürü, adli kolluk sorumlularını ve bu birimlerden sorumlu emniyet müdürlerini çağırarak adeta sorguya çekmiş ve hesap sormuştur.

“Çapkın “Yalçın Hoca” diye hitap ettiği Yalçın Akdoğan’ı arayarak “bu dinlemeleri polis yapmamış eğer polis yapmış ise o polisi bulup asalım” dedi.”

Bu görüşmelerden birinde Emniyet Müdür Yardımcısı Hamza Tosun ile il emniyet müdürünün makamına çağrılmıştır. Bu görüşmede İL Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın “Yalçın Hoca” diye hitap ettiği Yalçın Akdoğan’ı arayarak “bu dinlemeleri polis yapmamış eğer polis yapmış ise o polisi bulup asalım” dedi.

“Jandarma KOM müdürü derhal Hakkari’ye atandı”

Bu operasyon neticesinde operasyonu yapan tüm jandarma birimleri başka birimlere atandı. Binbaşı rütbesinde olduğunu hatırladığım Jandarma KOM müdürü derhal Hakkari’ye atandı. Bu gibi örnekler kendini Başbakana yakın görmek isteyen tüm kamu bürokratlarının her dosyayı gizliliğine bakmaksızın zamanından önce Başbakana sunmak, bilgilendirmek ve talimatlarını almaya sevk etmekteydi. Bu gibi durumlarla ilk defa karşılaştık.

“İl Emniyet Müdürü ve Valiye bilgi verilmesi durumda operasyonlar yürümeyecekti”

Kamuoyunda 17-25 Aralık olarak bilinen operasyonların başlangıçlarında hiçbir siyasi kişilik yoktur. Özellikle 17 Aralık’ta soruşturmanın 5 ayında suç gruplarıyla irtibatta bulunmuştur. Bu sebeple İl Emniyet Müdürü ve Valisine bilgi verilmesi durumunda bu operasyonların yürüme durumu da söz konusu olmayacaktı. Çünkü bu bilgiler Başbakana aktarılacak ve operasyon sürmeyecekti. Soruşturma savcısı soruşturmaya devam etmek istese bile isteksiz bir kolluk ile karşı karşıya kalacaktı.Tüm delilere ulaşmadan soruşturma kapanacak ve yine herkes ‘ne cüret ile buna çalıştınız’ diye görevden alınacaktı.Ve yine herkes bu atamaları rutin olarak tanıyacaktı.Bir süre sonra Başbakanı memnun edecek konular ile ilgilenme ve geri kalanlar ile ilgilenmeme veya görmezden gelme durumuna itilmeye başlandık.Başbakanın konuşma metinlerinden kendisine mesaj çıkaran kamu bürokratlarından sadece onu mutlu edecek faaliyetler yürütmesi veya operasyonlara sıcak bakmasından ister istemez benim başında bulunduğum Mali Şube Müdürlüğü de etkilenmekteydi.

17 Aralık dosyasını “deşifre girişimde bulundular”

Bu süreçte bu operasyonların yürütme ile olabilecek etkilerini C.Savcısı ile tartıştık. Kendisi adli amirlerden başka hiç kimseye bilgi verilmemesi talimatını verdi. Süreç ilerlerken kamunun bütün olanaklarını kullanan suç grupları ve dolayısıyla bağlantılı politikacılar tarafından TİB, KOM, Daire Başkanlığı, MİT ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü nezdinde şüphelendikleri bu operasyonları deşifre girişimde bulundular.

“Muammer Güler İl Emniyet Müdürlüğü makamına gelerek Rıza Sarraf’ı övdü”

Bunlara en iyi örnek dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in İl Emniyet Müdürlüğü makamına gelerek dosya şüphelisi olan Rıza Sarraf’ı övmesi ve emniyet müdürümüzü Rıza Sarraf’ın etkinliklerine katılmasını teşvik etmesidir.Bu görüşmeden hemen sonra İl Emniyet Müdürünün tarafımı araması ile Rıza Sarraf’ı sorması ve arkasından Rıza Sarraf ile ilgili bu sabah bir ihbar gelmiş, bu adamla ilgili zaman zaman asılsız ihbar gelirmiş, bu konularda duyarlı olunması gerektiğini Muammer Güler’in kendisine söylediği tabiri tarafıma iletmiştir. Bu tabirler kendi talimatları değil Muammer Güler’in aslında il emniyet müdürü üzerinden bana verdiği talimattır.

“17 Aralık operasyonu savcılık tarafından icra edildi. Burada iktidarın emniyet müdürüne gösterdiği ilk tepki senin bundan nasıl haberin olmaz şeklinde olduğudur. Aslında bunun anlamı kendilerine bu operasyonun çok önceden neden ulaşmadığıdır”

Siyasi kişilerden Binali Yıldırım’ın danışmanı Ömer Serttaş’ın telefonlarının takip edilip edilmediğine ilişkin TİB nezdinde girişimlerde bulunduğu ve sonuç aldığı 656 sayılı dosyaya yansımıştır. Bu tip faaliyetler neticesinde yürütmenin yargı tarafından yürütülen operasyonları deşifre etme girişimleri tespit edilmiş yine de emin olamayan siyasi kişiler tarafından İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğüne talimat verilerek adli kolluk birimlerini fiziki takip yapmaları sağlanmıştır. Görevden alınmama netice veren 17 Aralık operasyonu savcılık tarafından icra edildi. Burada iktidarın emniyet müdürüne gösterdiği ilk tepki senin bundan nasıl haberin olmaz şeklinde olduğudur. Aslında bunun anlamı kendilerine bu operasyonun çok önceden neden ulaşmadığıdır.
Başbakan ve Bakanlardan özellikle büyükşehirle ilgili her dosyadan haberi olduğu güveni olduğundan şüphelilerin dinleme izleme faaliyetlerinde arkalarında siyasi destek olduğunu hissetmelerinden dolayı beklenenden daha çok delil elde edilmiştir. Bu yapılan operasyon adli bir operasyondur.Dinleme işleminin tamamını manipüle ederek bilgisayarların VİPlenmesini suç olarak göstererek kripto programların kullanılmasını bir şeyleri gizlemek anlamını yükleyerek elde edilmiş delileri aslında hukuka aykırı imajı verilerek bu dosyaya adli dosya değil bir casusluk dosyası tanımı yapılmaktadır.

“Soruşturma darbe değil yolsuzluklarının ortaya çıkmayacağına güvenenlerin hazırlıksız yakalanmadır”

“Yukarıda anlattığım şekilde bu dosyanın casusluk ve darbe ile ilgisi olmayıp yaptıkları yolsuzlukların aslında hiç ortaya çıkmayacağına güvenen kişilerin hazırlıksız yakalanmaları sebebiyle daha 18 Aralık’ta darbe teşhisi koymaları neticesinde bu teşhis ile Başbakanın söylediğini doğrulama görevini üstlenen bütün kamu gücünü kullananlar tarafından Başbakanı haklı çıkarmak için hedef gösterilen kişiler üzerinden bu suç tasnifinde bulunulmaktadır. Tarafıma TCK 312.Maddesi uyarınca suçlama yöneltilmiş, dosyada var ise cebir ve şiddet içeren eylemlerin tarafıma açıklanmasını ve TCK 328.maddesinde belirtilen devletin gizli belgelerini ne şekilde ele geçirdiğim hususun da tarafıma açıklanmasını talep ediyorum.Manevi cebirin hangi versiyonu tarafıma yöneltilmiştir. Bilmek istiyorum.”

Savcı yasaya aykırı şekilde HSYK Müfettişinin Akkaş ile ilgili hazırladığı raporu dosyaya mı ekledi?

Duruşmada söz alan Saygılı’nın avukatı Bekir Yavuz Tapar ise Saygılı’ya HSYK Müfettişlerinin savcı Muammer Akkaş hakkında hazırladığı raporun sorulmasının kanuna aykırı olduğunu ifade etti. Avukat Tapar, şunları söyledi:
“Müvekkilime emniyette ve savcılıktaki ifadesinde HSYK Müfettişinin raporunda bahsedilmektedir.İnceleyemediğimiz soruşturma raporundan bahsedilmektedir.İlgili rapor HSYK’nın ilgili dairesine dahi henüz gelmemiştir. Soruşturma makamı bu raporu hangi yetki ile temin etmiştir ve kim hangi yetki ile bu raporu dosyaya sunmuştur. Bu HSYK Yönetmeliğinin 14.Maddesine aykırıdır. HSYK Müfettişleri savcı ve hakimler hakkında soruşturma yapabilir polis şefleri hakkında değil. Ayrıca, bu raporun gizli kalması hususu ve henüz inceleme işlemine bile ilgili dairece başlanmadan soruşturma makamına verilmesi “görevi suiistimal ve kişisel verilerin hukuka aykırı elde edilmesi ve yayılması” suçunun işlendiğinin örneğidir. Bu anlamda hem gizli kalması gereken bilgileri yetkisi olmadığı halde dosyaya ekleyen savcı hem de soruşturma makamında bu raporu sunan müfettiş ve tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz.”

 

Bir ek haber de şöyle:

Bugün Gazetesi 17-25 Aralık soruşturmasının adli kolluk ayağını yürüten eski Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı’nın savcılık ifadesini yayınladı. Bugün Gazetesi’nin internet sitesinde yer alan habere göre, Saygılı, kamuoyunda “Sıfırlama kaydı” olarak bilinen 17 Aralık sabahı dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçen ve TÜBİTAK’ın montaj dediği görüşmenin uluslar arası tarafsız ve güvenilir bir kurumda incelenmesini talep etti. Saygılı, o rapor sonucuna göre yürütülen soruşturmaların darbe olup olmadığının da ortaya çıkacağını ifade etti. Ayrıca, Erdoğan’ın soruşturmadan bilgi verilmediği halde haberi olduğunu öne sürdü.Bugünde yer alan haber şöyle;

Saygılı, kendilerine darbe suçlaması yönelttiğini hatırlatarak, 17 Aralık 2013 sabahı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçen sıfırlama tapesinin uluslararası saygınlığı olan bir laboratuvarda incelenmesini talep etti. Bu incelemenin soruşturmanın darbe mi yoksayolsuzluk soruşturması mı olduğunu ortaya koyacağını vurguladı. Yakub Saygılı, “Bu kaydın gerçek olup olmadığı, gerçek ise içeriğinde montaj bulunup bulunmadığı ve gerçekten adı geçen şahıslara ait olup olmadığı, dünyaca güvenilirliği kabul edilen bağımsız laboratuvarlardan raporunun alınmasını talep ediyorum. Çünkü bu görüşmelerin yapılan soruşturmanın gerçekten yolsuzluk soruşturması mı yoksa politik şahısların iddia ettiği gibi bir darbe dosyasının olup olmadığının kanıtıdır.” ifadelerini kullandı.

Delillere Ulaşılması Engellendi

Soruşturma tam olarak bitmeden savcı tarafından istendiğini belirten Saygılı, bu nedenle bazı bölümlerin eksik kaldığı çözülmesi gereken bazı tapelerin çözülemediğini vurguladı. Saygılı, soruşturma kapsamında savcı Muammer Akkaş tarafından verilen talimatın polisler tarafından yerine getirilmediğini hatırlatan Saygılı, şüphelilerin adreslerinde aramalarda ele geçebilecek delillere ulaşılamadığını belirtti.

Para Taşıyan Kamyonları Yakalayamadık

Kamuoyunda sıfırlama tapesi olarak bilinen ve Erdoğan ve oğlu olduğu iddia edilen ikili arasında geçen konuşmanın CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, tarafından Meclis’te dinletildiğini anımsatan Saygılı, “Kimi medya kuruluşlarında para taşıma görüntüleri yayınlanmıştır. Bu soruşturmanın eksik kalan kısımlarından biri de bu para kamyonlarının yakalanamamış olmasıdır.” dedi.

Erdoğan’a Bilgi Verilmedi Ama Soruşturmayı Biliyordu

Saygılı, eski ile emniyet müdürü Hüseyin Çapkın’ın talimatıyla saat 10.30′da yapılan operasyon içeriğine ilişkin dosya ulaştırdığını açıkladı. Bu saate kadar o dönemde Başbakan olan Erdoğan’a hiçbir bilgi verilmediğini söyledi. Ancak söz konusu tapede Erdoğan’ın oğlu ile saat 08.03′te yaptığı görüşmede soruşturmanın içeriğine vakıf olduğunun görüldüğünü kaydetti. Bu durumun şüphelilerin polis dışında kişi veya kişilerce de takip edildiği ve Başbakan’ın eş zamanlı olarak bilgilendirildiği anlamına geldiğini ifade etti.

Binali Yıldırım Şüphelileri Yönlendiriyordu

Saygılı, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın şüpheli olarak dinlenmediğini ancak hedef şahıslarla irtibat halinde olduğu ve şüphelileri yönlendirdiğini anlattı. Saygılı, “Binali Yıldırım dinlenmemiş olmasına rağmen diğer dinlenen örgüt üyelerinin yaptıkları görüşmelerde suç örgütünün Binali Yıldırım tarafından yönlendirildiği görüldüğünden kendisi ile ilgili örgüt lideri tabiri kullanılmıştır.” dedi.

Yasaklı EL-KADI’ya VIP Muamelesi Yapanlar Hesap Versin

Saygılı, Bakanlar kurulu kararı ile yurda girmesinin yasak olduğu dönemde Türkiye’ye sahte pasaportla giriş yatığı saptanan Yasin El Kadı’yı yasadışı şekilde ülkeye sokanların hesap vermesi gerektiğini söyledi. Saygılı, “Eğer Haliç Kongre merkezindeki güvenlik kamera görüntülerinin alınmasıyla ilgili ben hesap vermek zorunda kalıyorsam, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve MİT müsteşarı Hakan Fidan ve ülkemize bakanlar kurulu kararı ile girişi yasaklanan bir şahsın ülkemize VIP muamelesi görerek sahte pasaportlarla sokulması, bu işlemleri yapmak üzere koruma polislerince talimat verilmesi, ülkemizde kendisine koruma polisleri tahsis edilmesi, kendisine kamu araçları tahsis edilmesi, trafik kazası yaptıklarında sahte kimliklerle hastanede tedavi edilmesi ve kendilerine ne tip menfaatler sağlandığı konusunda hesap verilmelidir. Ben hesap veriyorsam kendileri de vermelidir.” dedi.

Tutanakta İmzası Olan Gizli Tanık Göreve Devam Ediyor

Yasin El Kadı’nın yurda girmesi yasak şahıslardan olduğu için Haliç Kongre merkezine yaptığı görüşmelerin takip edildiği ve kongre merkezinin güvenlik kamera kayıtlarının dosyaya konulduğunu vurguladı. El Kadı, Haliç Kongre merkezinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MİT müsteşarı Hakan Fidan’la görüştüğüne ilişkin fotoğraflar kamuoyuna yansımıştı. Söz konusu bu tutanaklarda imzası olan 2 polis memurundan birinin ihraç edilirken gizli tanık olduğu iddia edilen şahsın görevine devam ettiğini hatırlattı.

Gizli Tanığın İfadesi Şüpheli Konuma Düştükten Sonra

Gizli tanığın ifadelerini kabul etmeyen Saygılı, “Herkes 2014 Mart soruşturmasında ihraç olduğu halde kendisi halen görevdedir. Herkesin ikinci bölgeye ataması yapılırken kendisinin ataması yapılmadı. Kendisi nisan ayı başında polis başmüfettişlerince tamamlanan idari soruşturmada eşit sorumluluğa sahip olduğu halde diğerleri gibi meslekten ihraç edilmeyerek müfettişlerce adeta aba altından sopa gösterilerek menfaat veya şantaj yapılmış olabileceğini değerlendiriyorum. Bu durumda çaresiz bırakılan ve aynı zamanda da soruşturmanın şüphelisi olan bir polis memurundan gizli tanık yapmak suretiyle istenilen ifadeyi alabilmek mümkündür. Nitekim verdiği ifade şüpheli olarak soruşturulmadan önce değil şüpheli konuma düştükten sonradır.” dedi.

Dönemin Başbakanı ifadesi kullanılmadı

Fezlekelerinin yazım aşamasına değinen Saygılı kendisinin “Dönemin Başbakanı” ifadesini kullanmadığını vurguladı. Fezlekeler soruşturmanın başladığı andan oluşmaya başlandığını ve imzalanan kadar onlarca defa değişebildiği kaydetti. Gizli Tanık olduğunu düşündüğü polis memuru İ.K.’nın fezlekenin yazım aşamasında görevli olduğunu belirten Saygılı, “Kendisinin kullandığı ibarelerden oluşan fezleke onlarca defa kontrolden geçerek savcılığa teslim edilmeden önce en son şube müdür ve yardımcıları tarafından incelenir. Tarafıma iletilen hiçbir taslakta dönemin başbakanı ibaresi yoktu.” dedi. Kendisinin imzaladığı resmi hiçbir evrakta böyle bir ifade olmadığı vurguladı.

(Kaynak: Bugün Gazetesi)

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *