Vefa'da gözyaşları, öğretmene Darwin soruşturması, Kürt kızlara 'okumayın çağrısı: Eğitime İslamcı istila harekatı

‘Yenikapı Ruhu’ tarihe ‘bir toplum nasıl göz göre göre kandırılır?’ örneği olarak geçecek mi?

Neydi verilen söz?

Atlatılan badireden sonra ülke halkına, millete demokrasi vaatleri kova kova boşaltılmıştı.

Demokrasi yerine pırıl pırıl bir baskı düzeni kuruluyor şimdi.

‘Ne geldiyse başımıza FETÖ’den geldi’ sloganları, inandırıcılık yarattığı ve yayıldığı ölçüde, adına ‘Yeni Türkiye’ denen bir garabet ve dehşiet düzenine açılan kapıların maymuncuğu oldu.

Buna sonra ‘Kürt bölücülüğü yüzünden’ lafları eklendi, lehimlendi.

Bu sayede nurtopu gibi bir vesayet düzeni kuruluyor şimdi.

‘Yeni Türkiye’, 15 Temmuz öncelerinden başlayarak yakınlaşan, ortak düşman tespitinde hızla buluşup uzlaşan İslamcı ve askeri kesimlerin şimdi hızla kurmakta olduğu ‘Islamo-Militarist Vesayet Sistemi’nin marka adıdır.

Herşey hızla dönüştürülüyor, tektipleştiriliyor.

Halka korku üstüne korku salan bu yeni nizamın efendileri, herşey gibi eğitim sisteminden laik, bağımsız, özgürlüğe açık ne varsa bir bir temizlemekle meşgul.

Bir haber, Istanbul’dan:

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye genelindeki 155 okulu ‘proje okul’ kapsamına almasıyla birlikte Vefa Lisesi’nde tayini çıkan 28 öğretmen için dün veda töreni yapıldı. Okuldaki 8 yılını dolduran öğretmenlerin veda konuşmasında öğrenciler gözyaşlarını tutamadılar.  Öğretmenler konuşmalarının ve öğrencilerine vedalarının ardından yeni okullarına gitti.

Posta gazetesinde yer alan habere göre, öğretmenlerin vedasına öğrenci velileri de katıldı. “Amaç Atatürkçü ve deneyimli öğretmenlerimizi yollamak. ‘proje okul’ lafı bunun kılıfı” diyen veliler düzenlemeye karşı çıktıklarını da söylediler.

İstanbul Lisesi, Galatasaray Lisesi, Vefa Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Bornova Lisesi,  Cağaloğlu, Pertevniyal Valide Sultan gibi Türkiye’nin en köklü liselerinin de olduğu 155 okul Milli Eğitim Bakanlığı’nca ‘Proje Okul’ kapsamına alınmıştı.

vefa

Bir başka haber, İzmir Buca’dan:

Buca Fatih Sultan Mehmet Anadolu Lisesi’nde öğrencilere izletilen National Geographic’in ‘Cosmos’ belgeselini izleten tarih öğretmeni Kahraman Kepenkçi, belgesel ‘İslam’a aykırı’ olduğu gerekçesiyle şikayet edildi.

Haberin ayrıntılarını son dönemde eğitim sistemine skıı bir habercilikle odaklanan Birgün gazetesinden okuyalım:

Derste öğrencilerine National Geographic belgeseli seyrettiren Kahraman Kepenekçi isimli 20 yıllık tarih öğretmeni BİMER üzerinden şikayet edildi.

Şikayet başvurusundaki satırlar ‘gericiliğin’ hangi noktaya ulaştığı konusunda bilgi verdi:

ogretmene-darwin-sikayeti-islama-aykiri-geregi-yapilsin-198904-1.

 

Şikayetten sonra ise başka tuhaf gelişmeler de yaşandı.

Okul Müdürü, öğretmen Kepenekçi’den yazılı bilgi istedi.

Kepenekçi’ye tarih öğretmeni olduğu halde Darwin’le ilgilenmesinin hesabı soruldu.

Sınıflardan ‘kura usulüyle’ 5’er çocuk çağrılarak onların da görüşlerine başvuruldu. Konu hakkında ne düşündükleri sorularak adeta gizli bir fişleme yapıldı. Öğrencilerin neredeyse tümü öğretmenlerini desteklerken ilginç başka bir bilği ortaya çıktı.

Öğrenciler: “Konuyla ilgisi olmayan, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girmeyen pek çok hocamız da bize din ile ilgili bilgiler veriyor. Bunun da sorgulanması lazım” dediler.

Anadolu Lisesi tarih öğretmeni Kahraman Kepenekçi ise özetle şunları söyledi: “Gizli bir soruşturma yürütüyorlar. Geçen yıl da FETÖ yapılanmasının hedefindeydim. Öğrencilerime izlettiğim Darwin’ist bir belgesel değil. Hem olsa ne olacak. Korkup geri adım attıkça tepemize çıktılar. Pek çok kişi mahalle baskısına uğruyor. Öğretmen arkadaşlarımız öğretmenler odasına, “Selamün Aleyküm” diyerek giriyor, aralarında dini filmler konuşup kendilerini ispatla yükümlü hissediyorlar. Artık geri adım atamayız. Henüz hakkımda bir soruşturma yok ama bu saçma belgenin bir soruşturmaya döneceğinden eminim.”

Öğretmen Kahraman Kepenekçi’nin verdiği savunma bile Türkiye’de ve eğitimde yaşanan kıskacı anlatıyor, işte o savunmanın belgesi:

ogretmene-darwin-sikayeti-islama-aykiri-geregi-yapilsin-198905-1.

bogazici-unv

Bir haber, rektör ataması aylardır bekletilen Boğaziçi Üniversitesi’nden:

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, üzerinden üç ay geçen rektörlük seçimlerinde oyların yüzde 86’sını alan Gülay Barbarosoğlu’nun halen atanmamasıyla ilgili “Boğaziçi Üniversitesi fiilen bir proje okul mu seçildi?” diye sorduğu bir açıklama yayımladı.

Üniversitenin mevcut rektörü Barbarosoğlu, 12 Temmuz tarihinde yapılan seçimde, oyların yüzde 86’sını alarak üniversite tarihinin rekorunu kırmıştı.

447 öğretim üyesinden 403’ünün katılımıyla gerçekleşen ve son dönemin en katılımlı rektörlük seçiminde Barbarosoğlu, 348 oy almışt, Barbarosoğlu’nun en yakın rakibi Prof. Dr. Vedat Akgiray ise 40 oy almıştı.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından yayınlanan “Boğaziçi Üniversitesi’nde neler oluyor?” başlıklı açıklamada, karma yurtların ayrıldığı, muhalif olmayan grupların siyasi çalışmalarının teşvik edildiği ve taşeron işçilerin yemek ücretleri artırılması hatırlatıldı.

Açıklamada şöyle denildi:

“Gülay Barbarosoğlu’nun oyların %86’sını aldığı rektörlük seçiminin üzerinden üç aydan fazla zaman geçmiş ve diğer tüm üniversitelerde süreç tamamlanmışken bizim üniversitemizin rektörü hala atanmadı. Bu noktaya gelene kadar okulumuza baskı ve müdahalenin arttırıldığı bir süreç yaşadık.

Kampüslerimizde ‘kızlı erkekli’ oturmalarımız gündem haline getirildi. Karma yurtlarımız kadını ve erkeği yalıtma düşüncesinin bir sonucu olarak ayrıldı.

Özgür ifade alanımız, çoğulcu ortamımız bazı çevrelerce sürekli olarak hedef gösterildi ve gösterilmeye devam ediyor.

Derslik, yemekhane, yurt ve benzeri alanların kapasitesi aşılmış olmasına rağmen her yıl ısrarla kontenjanımız artırılıyor. Bu durum artık öğrencilerin ayakta ders dinlemesine, fakültelerin kalabalık dersleri boş bırakmamak adına seçici davranamadan öğretim görevlisi almak zorunda kalmasına sebep oluyor. Dolayısıyla üniversitemizde eğitim kalitesi her geçen gün düşüyor.

Üniversitemizin bileşenlerinden taşeron işçilerin yemek ücretleri artırıldı, servisleri ücretli hale getirildi.

Okulumuzda 10 Ekim Katliamı’nı anmak adına asılan afişlere dahi özel olarak müdahale edilirken muhalif olmayan grupların siyasi çalışmaları destekleniyor ve hatta teşvik ediliyor.

Bu müdahalelerden herhangi biri bile kabul edilemez iken rektörümüzün atanması yapılmayarak idari bir boşluk yaratılıyor. Bu boşluk, okulun güncel mali ve idari sorunlarının çözümüne engel oluyor. Üniversitemiz, uzun vadede personel maaşlarının ödenememesine kadar uzanabilecek ciddi krizlere itiliyor.

Son yıllarda her alanda sıkıştırılan okulumuzun, rektörü hala atanmamış tek üniversite olarak bırakılmasının arkasında yatan sebep nedir? Yaratılan yönetim krizi ile ne hedefleniyor?

Okulumuzun rektörlük kurumunun neden işletilmemesi tercih ediliyor?

Boğaziçi Üniversitesi fiilen bir proje okul mu seçildi?

Bizim rektörümüz neden atanmıyor?”

Bir başka haber, Diyarbakır’dan:

Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde akademisyenlerin derslere başı açık giren öğrencilere “Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor” dediği öne sürüldü.

Jinha’nın haberine göre derse giren öğretmenlerin sözlü tacizlerine maruz kaldıklarını belirten N.S., kadın öğrencilere sürekli hakarette bulunduklarını kaydederek, “Sanki dünyadaki tüm kötülüklerin sebebi bizmişiz gibi davranıyorlar. Kadın öğrencilere sürekli olarak ‘Niye okuyorsunuz, ev hanımı olun çocuk doğurun’ diyorlar” diye konuştu.

Derse mecburen başörtüsüyle girdiklerini aktaran N.S., “Feminizm ve kadın mücadelesi hakkında hakaretlerde bulunuyorlar. Derslere başı açık girdiğimizde ‘Sizin yüzünüzden melekler derse gelmiyor’ diye taciz ediliyoruz. Başını örtmek kişinin inancıyla alakalı ama hocalar yüzünden mecburen derse kapalı giriyoruz” dedi.

A.T. isimli bir öğrenci de, akademisyenlerin Kürtleri aşağıladıklarını ve böyle hocalardan ders görmek istemediklerini söylüyor:

“Sürekli olarak ırkçılık yaparak Kürtleri aşağılayan söylemlerde bulunuyorlar. Birçok arkadaşımız bu söylemler nedeniyle dersleri terk etti. ‘Siz Zerdüştsünüz’diyorlar. İnançlara saygılı olmak lazım ben Müslümanım ancak Zerdüşt’e inanan insanları aşağılamak faşizmdir. Biz böylesi hocalardan ders görmek istemiyoruz.”

Amaç ve hedef belllidir:

Bir yandan, müfredata baskın ve tayin edici unsur olarak İslam’ın Sünni versiyonunu iyice yedirmek ve bunu hem öğretmenler hem de öğrencilerle velileri için bir kültüre dönüştürmek…

Diğer yandan, alabildiğine partizanlaşmış ve faşizan lider kültü etrafında kümelenmiş bir yapı olarak Türkiye toplumunun tüm farklılık zenginliğini yok ederek, tek tip ve itaatkar, hiçbir şeyi sorgulamayan bir toplum modeli geliştirmek.

Kürt, Cemaat ve Alevi düşmanlığı pek çok alanda olduğu gibi, Türkiye’nin eğitim sisteminin  dinci-milliyetçi bir boyunduruğa alınmasında son derece kullanışlı. Çünkü toplum bunları yutuyor.

Ama şunu unutmamak gerek. Ne gözyaşlarıyla öğretmenlerini uğurlayan Vefa öğrencileri, ne Cosmos belgeseliyle ufukları açılan Buca öğrencileri ne de her gün kadınlık yüzünden hakaret yiyen, farklı inançları aşağılanan Dicle öğrencileri bu ülkeye, özellikle de onu yönetme iddiası olanlara zerre kadar güven, sevgi duyacaklar.

Öfkeyi ve ilkelliği besliyorlar, nefret tohumlarını okullara kova kova saçıyorlar.

Yazık bu ülkeye.

0 thoughts on “Vefa'da gözyaşları, öğretmene Darwin soruşturması, Kürt kızlara 'okumayın çağrısı: Eğitime İslamcı istila harekatı”

  1. Yavuz bey yazılarınızı dikkatle takip ediyorum. Genel olarak halkta bu bilinç seviyesi maalesef yok. Bu jakobenlik değil asla ama ümitlerimi yitiriyorum ülkem adına. Farklılıkları yok edemezler ama ‘oteki’ler hep mi acı çekecek?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *