'Utanç defterine bir sayfa daha eklendi'

1 Mayıs gaz ve tazyikli su bayramına dair söylenecek ne varsa zaten geçen yıl söylenmişti, kalan ne varsa bugün-yarın anlatılacak.

Biz bıktık, memleketi yönetme iddiasında olanlar hâlâ bıkmadı.

Zannediyorlar ki, Türkiye hâlâ o köhne işletim sistemiyle ayakta durmak zorunda. Bağır çağır, tehdit et, yasakla, mantıksızca at ve tut, vur, kır, dök üzerine kurulu işletim sistemiyle.

Eğer bir gün Dünya ahmaklık tarihi kitabı yazılacaksa, herhalde bu 1 Mayıs hikayesi en başta yer alır.

Her şeyi bir yana bırakın, şu dünkü ilkel rezalette harcanan enerji, para, sıkıntı, mali ve maddi zarar, fazla mesai, yakıt, gaz fişeği vs. toplamını bir düşünün.

Bir yandan Kopenhag kriterleri filan falan demişsin.

Diğer yandan, ‘ben toplantı ve gösteri hakkımı kullanacağım o zaman’ diyenlere, ‘ne hakkı ya’ diye, kriterleri çiğneyerek tekme tokat, tazyikli su, gaz ile dalmışsın.

Netice?

Rezaletin daniskası.

İşin kötüsü, her şeyi öyle bir kördüğüm noktasına getirmişsin ki, haysiyet ve sabırlarıyla oynadığın insanlar, 1 Mayıs’ı bir inat olayı haline getirmiş.

Senin yüzünden, iflah olmaz bir probleme dönüşmüş.

Senin işin o toplulukları yasaklamak değil; tersine polisini vesaire hayırhah biçimde organize edip, gösterilerin kazasız belasız orada olup bitmesini sağlamak.

Bugün Türkiye’de aklı başında insanlar nereye baksalar bir sıkıntı görür halde.

O aklı başında insanların sayısı, her ne kadar sosyoloji fetişisti bazı ‘demokratlar’ın gözlerine inen ‘milli irade perdesi’ yüzünden göremese de, hiç de az değil.

Ankara’daki cadı avı

Kimse halüsinasyon görmesin: Türkiye’nin rejim krizi adım adım derinleşiyor.

Venedik Komisyonu üyesi Prof. Ergun Özbudun‘un yerinde tespitiyle, ‘Hükümet, şekil verdiği kurumlara karşı savaş açmış durumda.’

Mali suç, yolsuzluklar ve organize işlere bakan -ve bağımsız olması gereken- MASAK’ın içinde iş makineleri geziyor.

Başkan görevden alındı.

Bakın Sermaye Piyasası Kurulu’nda (SPK) 14 yöneticinin görevden alınmasıyla ilgili olarak Uğur Gürses’in yazdıklarına:

‘Ankara’daki kaynaklarım, görevden alınan 14 üst yönetici arasında çok farklı görüşlere sahip kişiler olduğunu, görevden alınan kişiler hakkında da herhangi bir idari ya da adli suçlama ya da soruşturma olmadığını aktarıyor. İdari ya da adli bir soruşturmanın konusu olmadan, hukuksuz biçimde görevden alınmaya ne denir? Tek bir açıklaması var; ‘cadı avı.’

BDDK ile başlayan Ankara’daki ‘cadı avı’ sadece SPK ile de sınırlı görünmüyor. Çeşitli sosyal medya platformlarında bir süredir Merkez Bankası’nın, Hazine’nin, Borsa İstanbul’un (BİST) kimi yöneticileri de hedef gösteriliyor. Ankara kulislerinde örtülü biçimde ‘cemaatçilikle’ suçlanarak görevden alınan bir BDDK yöneticisinin, sosyal demokrat eğilime sahip olduğu için ‘Ergenekoncu’ diye hedef gösterildiği günler anlatılıyor.’

Stalin Rusya’sı 1930’larda böyleydi.

McCarthy 1950’lerde ABD’yi böyle karıştırmıştı.

Cinnet bir kere başladı mı sonu gelmez.

Hele bizim memlekette.

Bu satırları yazarken bir haber daha geldi: Freedom House adlı saygın Amerikan demokrasi ölçüm kuruluşu, Türkiye’nin özgürlük görünümünü ‘yarı özgür’den ‘özgür değil’ kategorisine indirdi.

Havlu atacak durum yok

2010 referandumundan bu yana gelinen şu noktaya bakın.

Bugün 3 Mayıs. Dünya Basın Özgürlüğü Günü.

Ama ilkbahar değil hazan mevsimi tadında.
Medya adım adım iktidar tarafından kuşatılırken, mesleki direniş de derinleşiyor. Kurucuları arasında yer aldığım Bağımsız Medya Platformu P24, yarından itibaren yıllık Mehmet Ali Birand Konuşmaları‘nı başlatıyor.

Rahmetlinin hatırası üzerinden her yıl 3 Mayıs’ta, medyamızın üzerine mercek tutacağız. İlk konuşmayı Ahmet Altan yapacak.

Özgür değiliz diye havlu atacak bir durum yok ortada.

Doğru bildiklerimizi anlatmaya devam…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *