Üç numaralı AKP kazığı hazırlanma aşamasında

Türkiye’deki rejim sıkışması gelip sonunda Merkez Bankası’na ayar vermeye dayanınca hem içeride hem de dışarıda Erdoğan’a ilişkin‘güven’ algısı iyiden iyiye geriledi.

Çünkü sonuç itibarıyla ‘dünya yuvarlak değil düzdür’ anlamında tuhaf bir enflasyon-faiz kuru denklemine öfke saçarak tehdit ettiğiniz alan, kendi iç dinamikleriyle işleyen ekonomi alanı.

Dolayısıyla bugünkü dengeler olanca kırılganlığıyla ayakta durabiliyorsa, bunu iç ve dış piyasa oyuncularının Ali Babacan ve Erdem Başçı gibi rasyonel karar vericilere güvenmeye devam etmesiyle açıklayabiliriz.
Cumhurbaşkanı’nın ve çevresindeki ‘bilirbilmez’lerin Merkez Bankası’na yüklenme boyutu büyüdükçe, ekonominin iç ve dış aktörleri‘Türkiye eğer başkanlık sistemine geçerse, özerk ve çoğulcu yapı iyice erirse, biz nasıl bir ekonomi düzeninde kendimize hareket alanı buluruz ve bunun bedeli ne olur’ gibi soruları aralarında sorup duruyorlar.

Parodi

Belirsizlik ve güven sorunu büyüyedursun, bu hengamede bir de ‘başkanlık sistemi tartışılmalıdır’ diye sağda solda, o kanal senin bu kanal benim turne yapan aklıevveller var.

İzlemekte olduğumuz şey, hiç şüpheniz olmasın, bir tartışma değil, ‘tartışma parodisi.’

Ciddi ciddi oturuyorlar, mevcut iktidar yapısı lehine yonta yonta, sallıyorlar gitsin.

Türkiye’de TV kanalları artık neredeyse topyekûn AKP iktidarının yörüngesinde ‘uydu’lara dönüştüğü, yani ‘zamana uydukları’ için, dünya çapındaki anayasa ve siyaset uzmanı akademisyenlere artık söz hakkı tanınmıyor.

Neme lazım, ‘çatlak ses’ çıkarıp halkın kafasını karıştırabilirler!

Dolayısıyla geriye kalan, kanal kanal koşturan cahil cühela tayfası,‘uydur uydur söyle’ melodisini kendi çalıp kendisi seslendirmekle meşgul.

Ama bir yandan da biliyorlar ki, başkanlık sistemi dediğimiz şey, bir anayasa değişikliği meselesi.

Herşey bir bulamaç halinde

Anayasa ya kısmen değişecek ya da toptan.

Öyle veya böyle her şey bir bulamaç halinde.

Nasıl bir başkanlık sistemi olacak? Nasıl bir yapılanma getirecek? Yetki dağılımı, sorumluluk alanı, üç kuvvetin –yasama, yürütme ve yargı- birbiriyle ilişkileri hangi yasal zemin ve zihniyette şekillenecek? Siyasi partiler ve seçim yasaları yeni döneme göre nasıl gözden geçirilecek?

Bilmiyoruz.

Daha da vahimi, kanal kanal turne yapanların ülkenin yeni anayasa ihtiyacını perdeleyip, tartışmayı tek bir noktaya, başkanlık sistemine sıkıştırması.

12 Eylül anayasası kim bilir kaç yıldır yetki suistimalleri, özgürlük ve hak kısıtlamalarıyla bir ‘sürekli kriz’ hali üretip dururken; her toplum kesimi bundan kötülüklerle dolu pay almaya devam ederken, AKP’ye iyice hakim olan kapkaççı zihniyet bir kez daha kısmi bir değişikliği kabul ettirip, iktidarını nasıl pekiştirir ve baskı düzenini nasıl meşrulaştırır, sadece bunun peşinde.

12 Eylül anayasasını tarihin çöplüğüne göndermek diye bir dert yok.
Mevcut anayasayı oradan buradan yontarak kendi menfaati uğruna daha da ucube hale getirmek var.

Plan bellidir: Kamuoyunu seçimlere kadar yalan dolanla, laf ebeliğiyle‘ısıtıp’, mümkünse -buyurulduğu gibi- 400 milletvekiline ulaşıp, yangından mal kaçırmak.

Olmazsa, tüm imkan ve kaynakları seferber ederek, referandumun sayısını yakalayıp, başkanlık sistemini meşrulaştırmak.

HDP, yüzde 10’u geçme hayaliyle referandum için pazarlık ortamı devam eder diye umuyor ama bu olmayacak duaya amin demek.
Çünkü yüzde 10 barajını geçmesi mucize.

Bu hayalde yaşamak isterse devam edebilir HDP.

Ama şunu da hatırlatmakta yarar var:

Türkiye, yeni anayasanın hazırlanması ve kabulü konusunda 2007’den bu yana AKP’nin iki kez kazığını yedi.

Özbudun Komisyonu’nun son derece makul anayasa taslağı bir başörtüsü değişikliğine indirgendi ve fırsat bile bile heba edildi.

2010 referandumunda kabul gören değişikliklerin demokrasi vadedenleri ya -HSYK gibi- geriye savruldu ya da değişmemiş gibi hiçe sayıldı.

Şimdi üçüncü kazığın zemini hazırlanıyor.

Artık güven tükenmiştir.

Mesele budur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *