Türkiye medyası, tarihinde görülmemiş bir tasfiye yaşıyor

Türk basını, AKP’nin iyice güçlendiği 2011’den sonra tarihinde görülmemiş bir tasfiye yaşıyor.

Hasan Cemal, Can Dündar, Metin Münir, Yavuz Baydar, Nazlı Ilıcak gibi gazeteci işini kaybetti, tasfiyeye maruz kaldı.

2008’de AK Parti’ye kapatma davası açıldığında Hasan Cemal manifesto gibi yazılar kaleme aldı. Nazlı Ilıcak yine öyle. Ekrem Dumanlı, Ali Bulaç, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Cengiz Çandar gibi isimler parti kapanmasın diye mücadele etti. 2011 seçimlerinde AKP’nin aldığı yüzde 49’luk seçim zaferi iktidarı âdeta sarhoş etti. Artık eleştiriye katlanamayan bir başbakan vardı. Aleni bir şekilde köşe yazarlarını hedef alıyordu. Bir mitinginde ‘tasmalarını çıkardık’ bile diyecekti.

Medyadaki yapı da el değiştirmişti. Star, Yeni Şafak, Akşam, Sabah hükümete yakın gazetelerdi. Aydın Doğan, Milliyet’i Demirören Grubu’na satmıştı. Sabah-ATV ilginç bir şekilde, hükümete yakınlığı ile bilinen Çalık Grubu’na geçmişti. Turgay Ciner, Habertürk’le, Doğuş Grubu’nun patronu Ferit Şahenk ise Star TV ve NTV gibi televizyon kanallarıyla medya dünyasında söz sahibiydi. Patronlar ellerindeki medyanın hükümetle aralarında problem oluşturmasını istemiyordu.

Gezi olaylarıyla hükümetin medyaya baskısı daha da arttı. Son olarak 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları Türk basın tarihinde görülmemiş gelgitlere sebep oldu. Bu süreçte birçok gazeteci işten atıldı. Medya kurumlarına akreditasyon hortladı. 28 Şubat’tan beter bir döneme girildi. Yasaklarla da Türkiye yasakçı 3. dünya ülkeleri ile bir anılır oldu. YouTube ve Twitter engellendi. RTÜK eliyle birçok kanala trilyonlarca lira ceza kesildi.

Son dönemde gazetecilerinin işten atılmasını hükümetin basın üzerindeki baskısından kaynaklanmadığını savunan Avrupa Birliği’nden sorumlu Bakan Volkan Bozkır,  muhataplarına “Bugünkü problem imaj problemidir. Bazı medya sahipleri ekonomik çıkarlarından dolayı gazetecilerinin ne yazacağından korkuyorlar.” diyor. Bu sözler aslında dolaylı ikrar.

Aksiyon Dergisi bu zor zamanlarda işinden olan gazetecilerin hikâyelerinin dökümünü yapmış:

NURAY MERT’E NAMERT ÇIKIŞI

Yeni patronların elindeki Milliyet’in ilk icraatlarından biri 15 Şubat 2012’de Nuray Mert’le yollarını ayırmak oldu. Mert, o günlerde AKP hükümetini Kürt sorunu konusunda eleştiriyordu. Başbakan Erdoğan, partisinin Konya mitinginde “PKK ile bu muhabbetiniz nereden kaynaklanıyor!” diyerek hedef gösterdiği Mert’e “namert” diye hitap etmişti. Bu olaydan sonra gazete yönetimi Mert’e ‘sıkıntılı’ bir durumun bulunduğunu, bu nedenle bir süre izne çıkması gerektiğini iletti. Nuray Mert bunu kabul etti ancak birkaç gün sonra gazete ile yollarının ayrıldığını duyurdu. 15 Şubat günü kamuoyunu bilgilendirdiği mektubunda “Türkiye’de özgürlükler ortamının geldiği nokta hepimizin malumudur. Siyasi görüşlerimi beğenen veya beğenmeyenler olabilir ancak beğenmeyenlerin tuttuğu yol susturmak veya susturulunca sevinmek değil, tartışmak veya hiç dikkate almamak olmalıydı, olmadı.”

METİN MÜNİR’İ E-MAİL’LE GÖNDERMEK

Milliyet’in patronları hükümetle aralarını iyi tutmak istiyordu. ‘Basında Güven’ logosu taşıyan gazetede yazarlara gözdağı vermenin de farklı yolları vardı. 1 Kasım 2012’de gazetenin usta kalemlerinden Metin Münir’in işine son verildi. Münir, kovulduğunu, gazetenin yeni Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak’tan aldığı bir e-posta ile öğrendi. E-posta ile kovulmak Münir tarafından medeni ve şık olmayan, kaba bir davranış olarak nitelendirildi. Gerekçe ise ‘Yeniden yapılanma kapsamında bazı köşe yazarları ile yolların ayrıldığı’ şeklindeydi. 13 Haziran 2012’de “Namazdayım, dönmeyeceğim” yazısındaki cümleleri o günler için sıra dışıydı: “Demokrasi konusunda Erdoğan’a, Gül’e, AKP’ye hiç güvenmiyorum.” Metin Münir, gazeteden ayrıldıktan sonra bir röportajda “Başbakanı üzmek istemiyorlardı. Başbakan istese gazeteyi kapatacak noktadalar.” diyecekti.

HASAN CEMAL’İ KOVMAK…

18 Mart 2013’te dönemin Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak, “Milliyet gazetesinin değerli yazarlarından, 45 yıllık meslek ustası Hasan Cemal’le yollarımız bugünden itibaren üzülerek ayrılmaktadır.” şeklinde bir açıklama yaptı. Hasan Cemal zaten 2 haftadır yazı kaleme almıyordu. Sebep ise BDP heyetinin Abdullah Öcalan’ı ziyaretindeki konuşmalarının yer aldığı İmralı Zabıtları’nın 28 Şubat 2014 tarihli gazetesinde yayınlanmasından sonraki yazılarıydı. Söz konusu olay ve Cemal’in konuyla ilgili 2 yazısı Başbakan Erdoğan’ın tepkisini çekmişti. Hasan Cemal tutanakların yayımlanmasının gazetecilik başarısı olduğunu dile getirmiş, “Gazete yapmak ayrıdır, devlet yönetmek ayrıdır.” demişti. Erdoğan ise aynı gün Balıkesir’deki konuşmasında bu sözlere “Batsın sizin gazeteciliğiniz!” şeklinde tepki göstermişti. Milliyet’in sahibi Erdoğan Demirören, Erdoğan’ın çıkışının ardından Derya Sazak’a, Hasan Cemal’in tavrından duyduğu rahatsızlığı iletti. Gazete çözümü 2 hafta Cemal’e yazı yazdırmamakta buldu. Ancak 2 hafta geçtikten sonra Hasan Cemal gazeteye bir yazı gönderdi. Bu yazı yayımlanmadı. Cemal, 18 Mart 2013’te 15 yıllık köşesinin kapatılarak işten çıkarılmasında başbakanın etkisi olup olmadığı konusundaki sorulara o günlerde ‘sanmıyorum’ diyecekti.

Hasan Cemal’in işine son verilmesinden sonra Milliyet’te taşlar yerinden oynamıştı. Derya Sazak söz konusu atmosferde bağımsız kalınamayacağını anladı. Temmuzun son gününde yaklaşık 9,5 ay kaldığı görevinden ayrıldı, yerine Fikret Bila geçti. İşin ilginç yanı, başbakanın başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Star gazetesinde 30 Temmuz 2013 tarihli yazısında “AK Parti iktidarının yandaş medya üretmek, özgür basını susturmak veya muhalifleri tasfiye etmek gibi bir yaklaşımı, politikası veya adımı kesinlikle yoktur.” diyordu. Sazak’tan 2 gün sonra Can Dündar da kovuldu.

MİLLİYET, CAN DÜNDAR’I DA KOVDU

Aslında Can Dündar, Milliyet yönetiminin hükümetin sofrasına sunmak istediği ilk kurbanlardandı. Ama şartlar onun Milliyet’teki hayatını uzattı. 15 Ağustos 2013’te Radikal’den Ezgi Başaran’a verdiği röportajda da vaziyeti özetliyordu: “Aslında süreç geçen sene başladı. Hayatımda ilk kez bir patrondan telefon aldım. Arayan Erdoğan Demirören’di ve o günkü yazımı beğenmediğini söylüyordu. Tam Başbakan’ın tasmalarını çıkardık dediği dönem… Ona dair bir yazı yazmıştım.” Demirören ona “Sert yazıyorsun. Böyle yazı istemiyorum.” demişti. Dündar ise “Böyle yazabiliyorum ama eğer isterseniz benimle çalışmayabilirsiniz.” diye karşılık vermişti. Sorunu, onu izne çıkartmakla çözmeye çalıştılar. Mısır’a gitti. Ama Mısır’dan yazdığı yazılar da beğenilmedi. 3 hafta yazılarına ara verildi. Mısır’dan döndüğünde de patronu bir kez daha aradı ve artık kendisiyle çalışmayacaklarını iletti. Milliyet’te kıyım bitmedi. Akil İnsanlar Heyeti üyesi Mithat Sancar da köşesini kaybetti.

BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN DEMİRÖREN’İ AĞLATMASI!

2013’te Milliyet’te arka arkaya yaşanan bu depremlerin sebebi belliydi: Başbakan Erdoğan’ın gazeteye baskısı. Ancak bu baskının boyutları bilinmiyordu. Milliyet gazetesinin İmralı Zabıtları’nı manşetine taşımasının ardından Başbakan Erdoğan’ın, patron Demirören ile yaptığı görüşmenin ses kaydı 6 Mart 2014’te internete düştü. Demirören’in “Üzdüm mü seni patron?” sorusuna Erdoğan olduğu ileri sürülen kişi, “Duman ettiniz her tarafı, rezil ettiniz!” diye cevap veriyordu. Demirören bu görüşmenin sonlarına doğru ise “Nasıl girdim bu işe ya, kim için?” diyerek ağlamaya başlıyordu. Derya Sazak, bu ses kaydı sonrası “Başbakan adına utandım. Demirören bana ağladığını söylemişti.” demişti. Hasan Cemal ise o günlerde yaşananlara bu ses kaydı sonrası, “Mesleğim adına, siyaset adına utandım. Gazete patronunun Başbakan karşısında düştüğü duruma üzüldüm. Türkiye’de bağımsız ve özgür bir medya olmadığını bir kez daha görüyoruz.” demişti.

Derya Sazak, Şubat 2014’te “Batsın Böyle Gazetecilik” kitabını çıkarttı. Kitapta “28 Şubat’ı yaşayan bir siyasi hareket nasıl olur da 28 Şubatçılardan daha fazla akreditasyon meraklısı olabilir? İnsanları işinden gücünden sorgusuz sualsiz atabilir?” diye soruyordu.

PELİN BATU: HASTA LA VİSTA

Pelin Batu’nun işine son verildiği bilgisini ise ilk Can Dündar’dan duyduk. Twitter hesabından “Milliyet bugün de Pelin Batu’yu kovdu. Atmalara doyamadılar.” açıklamasını yaptı. Batu’nun 3 gün sonra (3 Temmuz 2014) veda yazısı yayımlandı. “Hasta la Vista” başlıklı yazısında, bir güç odağının en çok ihtiyacı olan şeyin yalaka ve şakşakçı değil, her kesimi dürüstçe eleştirip bir denge unsuru oluşturacak insanlar olduğu düşüncesini okurlarıyla paylaştı. Son satırlarını “Vakti zamanında Maveraünnehir’in ötesinde bir imparator varmış. Yaptığı yollarla övünmüş, diktiği duvarlarla nam salmış. Heyhat Huang Ti, tarihe kitap yakan bir adam olarak kalmış, Çin Seddi’ni yaptıran destansı lider olarak değil. Ayrıca, bütün yasakları bir nesil sonra ters tepmiş. Benden söylemesi…” şeklinde bitirdi. Milliyet, bu dönemde Semih İldiz’in de işine son verdi. Aynı gruba ait Vatan’dan Can Ataklı, Mustafa Mutlu da kovuldu. Mutlu’nun günahı, 3 Eylül 2013’te başbakanın ekonomi başdanışmanı Yiğit Bulut’u köşesinden eleştirmesiydi!

OMBDUSMAN BİLE…

Çalık Holding, yerel seçimlerden yaklaşık 10 gün önce 21 Mart 2014’te gazete ve televizyonu, Ömer Faruk Kalyoncu’nun patronu olduğu Zirve Holding’e sattı. İnternete düşen ses kayıtları, Sabah gazetesinin havuz yoluyla el değiştirdiği iddialarını taşıyordu. Böyle bir gazetede hükümete muhalif isimlerin barınması imkânsızdı. Gazetenin okur temsilcisi Yavuz Baydar bazı okurların gazetenin görüşlerine katılmadığını dile getiren mektuplar yayımlıyordu. Bu durum Temmuz 2013’te 14 yıl çalıştığı gazetedeki işine son verilmesine sebep olacaktı. Oysa Baydar, “Sabah kitle gazetesi ve 30 yıllık liberal bir kimliği var. Bu gazetenin Türk, Kürt, Alevi, dindar, laik, kentli, taşralı, genç, yaşlı çok çeşitli bir okur kitlesi var. Böyle bir gazete hiçbir zaman partizanlığı kaldırmaz, iktidar güdümünde çarpıtılmış habercilik bu okura ters teper.” düşüncesi doğrultusunda işini yapmaya çalışıyordu.

ILICAK: ŞAHSİYETİMİ KAYBEDECEĞİME…

Nazlı Ilıcak ise hükümetin dershaneleri kapatma kararından sonra Sabah’ta olmasına rağmen hükümeti eleştiren yazılar kaleme alıyordu. Ilıcak’ın yazıları hükümet çevrelerini rahatsız etmişti. 17 Aralık operasyonunun olduğu gün, iddiaların ciddi olduğunu köşesine taşımış ve hakkında yolsuzluk iddiası bulunan söz konusu 4 bakanın istifa etmesi gerektiğini kaleme almıştı. Ilıcak, Başbakan Erdoğan’a da “Keşke ‘bakanım bile olsa üzerine gidilmesini engellemeyiz’ deyip yolsuzlukların takipçisi olduğunu gösterseydi.” diyecekti.

Bu onun gazetedeki son yazısı oldu. Zira 18 Aralık günü işine son verildiği açıklandı. Gazete yönetimi gerekçe olarak ‘fikir ayrılığı’nı ileri sürdü. Ilıcak ise “Şahsiyetimi kaybedeceğime işimi kaybettim” açıklamalarıyla olayı Twitter adresinden duyurdu.

“YAZIK OLDU SABAH’A”

Sabah’ın Yavuz Baydar’ın görevine son vermesi, yayınlarında hükümetin sözcüsü gibi davranması, arka arkaya tekzip edilen haberlere imza atması, son 7 yılını Sabah’ta geçiren 38 yıllık gazeteci Nur Batur’u da isyan ettirdi. Batur, 11 Ocak 2014’te “Ne yazık ki Sabah, son dönemde gazetecilik anlayışıyla birlikte saygınlığını ve etkisini kaybetti. Özellikle son bir yılda kara propaganda aracına dönüşüp çıkmaz sokağa girdi.” sözleriyle gazeteyi bıraktığını açıkladı. Sabah’tan ekonomi yazarı Süleyman Yaşar’ın da işine “Neden cemaatin ekonomiyi çökerttiğine dair yazılar yazmıyorsun?” denilerek son verildi. Aynı gazetenin bir başka ekonomi yazarı Meliha Okur da AK Parti’ye destek vermediği gerekçesiyle gönderildi. Sabah Roma Temsilcisi Yasemin Taşkın ise eşi Marco Ansaldo’nun Fethullah Gülen Hocaefendi ile röportaj yapması gerekçesiyle kovuldu.

MEHMET ALTAN ‘DENKTAŞLAŞMAK’ DİYEMEDİ

Star gazetesi, Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen işadamı Ethem Sancak’a geçmişti. Sonrasında gazete hükümete eleştiri getiren yazarları bir bir gönderdi. Geçmişte hükümeti destekleyen yazarlar da vardı çıkartılanlar arasında. Bunlardan biri de Mehmet Altan’dı. Altan, 18 Ocak 2012’de yazısının yayımlanmadığı gerekçesiyle gazeteyle yollarını ayırdı. Yazısının başlığı ‘Denktaşlaşmak’ idi. Altan, “Benim bütün ömrümü harcadığım Türkiye bu değil. Ben birtakım iradelerin istediğinin yazılıp istemediğinin yazılmadığı bir Türkiye görüyorum.” açıklamalarıyla, yazısına yer vermeyen zihniyeti resmetti.

Ancak 17-25 Aralık süreci sonrası internete düşen ses kayıtlarına göre, Başbakan Erdoğan olduğu iddia edilen kişi, Star Genel Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu’nu arayarak Mehmet Altan’ı şikâyet ediyor ve atılmasını istiyordu. Erdoğan, “Gereği neyse yapın, uzatmaya gerek yok.” diyerek konuşmayı bitiriyordu. İşine son verilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Altan’ı arayarak üzüntülerini iletti. Hürriyet yazarı Yalçın Doğan, 19 Ocak 2012’de ‘İktidara gelişinden sonra AKP’ye en büyük desteği veren liberallerle AKP’nin kurduğu ittifak çöküyor. … Tuhaf… Devrim, çocuklarını yemeye başladı…” satırlarını kaleme aldı. Mehmet Altan, AKP’yi eleştirmeye devam ediyor. 14 Temmuz 2014’te Gazete360.com’daki “Askerî darbelerin yapamadığını ‘İslamcı’ bir iktidara yaptırıyorlar.” sözleri ona ait.

TEMELKURAN: SUSARSAN SANA SIRA GELMEZ

21 Aralık 2011’de Habertürk’teki ‘Yasaklana yasaklana’ başlıklı yazısında, “Susarsan sıra sana gelmeyebilir. Şansın da yaver giderse yani ve yeterince susarsan hakikaten sıra sana gelmeyebilir.” diyordu Ece Temelkuran. Bu yazıdan birkaç hafta sonra işinden oldu.

17 Aralık sonrası çıkartılmak için sadece hükümeti eleştirmek gerekmiyordu, ortada durmak bile tehlikeliydi. Yeni Şafak’tan Osman Özsoy’un işine son verilmesine sebep olan yazısı böyleydi. Özsoy, 4 yıldır bulunduğu Yeni Şafak’ta cemaate yönelik eleştiriler de yapmasına rağmen Fethullah Gülen’in ahitleşmesini 24 Aralık 2014’te “Gülen, neden ‘evlere ateş salsın’ dedi?” başlıklı yazısında ele aldı. Özsoy, bu yazıda Peygamberimizin (SAV) de benzer bir durum karşısında aynı şekilde hareket ettiğini hatırlatarak Gülen’in bir sünneti yerine getirdiğini ifade ediyordu. Özsoy’un bu yazısı Twitter’da 6 bin kez paylaşıldı. Ancak 30 Aralık’ta işinden olmasına engel olamadı.  Bir başka Yeni Şafak yazarı Murat Aksoy, hükümetin siyasi krizi iyi yönetemediğini söyleyince gazetesinden kovuldu.

FİKRİ AKYÜZ: AKŞAM GAZETE DEĞİLDİR!

Hükümet yanlısı medyanın yayınlarına dayanamayarak istifa edenler de vardı. Bu yazarlardan biri Fikri Akyüz’dü. Akşam’da 14 Nisan 2014’te çıkan “Paralel’in silahlı örgütü: Ötüken” manşetine isyan etti. Ve o gün Twitter hesabından istifa ettiğini duyurdu. Akyüz, “Yazarı olduğum Akşam, 28 Şubat medyasından daha beter bir yayıncılığa soyunmuş durumda. Şu manşete bakar mısınız?” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi. Akyüz, 17 Aralık’tan sonra gazetenin AKP’nin basın bültenine döndüğünü düşünüyordu. “Akşam, yandaş gazete değildir. Akşam muhalif gazete de değildir. Zira Akşam, gazete değildir!” ifadeleri de ona aitti. Akşam; Fikret Aydemir, Gürkan Hacır ve Tuğçe Tatari gibi isimlerle de yollarını ayırdı.

MUSTAFA AKYOL: 

BİR ÇAY İÇELİM DENDİ

Star gazetesi, AKP’ye karşı dostça eleştiriler yapan yazar Mustafa Akyol’un da işine son verdi. Akyol, partinin son dönemde yanlış bir yola girmiş olduğunu düşünenlerdendi. 15 Haziran 2014’te Twitter hesabından gazetenin ‘yazılarına ara vermesi’ yönündeki isteğini takipçilerine duyurdu. Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert kendisini arayıp “Bir çay içelim.” dedi. Ona değer verdiklerini fakat gelen tepkiler nedeniyle bir süre yazmamasının iyi olacağını söyledi. Star, aynı gün Prof. Dr. Sedat Laçiner’in de yazılarına son verdi.

ALO FATİH OLAYI

17 Aralık, Türk medya tarihine geçecek kavramlar da üretti. Bunlardan biri Alo Fatih olayıydı. Yine internete düşen bir ses kaydının iddiasına göre 4 Şubat 2014’te Başbakan Erdoğan, Habertürk Televizyonu’ndaki bir alt yazıyı kaldırtmak için Ciner Medya’nın Yönetim Kurulu Başkanvekili M. Fatih Saraç’ı arıyordu. Başbakan olduğu iddia edilen kişi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle ilgili bir altyazıyı talimatla kaldırıyordu. Bir başka ses kaydında ise Bahçeli’nin basın toplantısının kesilmesini istiyordu. 12 Şubat 2014’te Erdoğan, Habertürk’e müdahale iddiasını doğrulayarak kendisini şöyle savundu: “Evet, Fas’tan aradım. Altyazı ile alakalı olarak bize yapılan hakaretlerle ilgili. Kendileri de gerekli uygulamayı yaptılar.”

Bu ses kaydından sonra, seçim anketlerinin manipüle edildiği ve MHP oylarının azaltıldığını gösteren yeni bir telefon kaydı 6 Şubat’ta ortaya çıktı. İddiaya göre Bilal Erdoğan, Fatih Altaylı ve Fatih Saraç’a ait olan ses kaydında bu üçlü aralarında anlaşarak Başbakan’ın da onayını alıyorlar ve bir anket şirketinin Mart 2013’te yaptığı kamuoyu araştırmasındaki MHP oylarından alınacak 3 puanın BDP’ye yazılabileceğini konuşuyorlardı. Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, 5N1K programında Cüneyt Özdemir’in ses kayıtları ile ilgili sorularına, “Medyada çalışan herkesin böyle durumlarla karşılaştığı bilinen bir gerçek. İlk defa medyaya baskının etiyle kemiğiyle ortaya çıkmasıdır bu.” şeklinde cevaplar verdi. Altaylı, 29 Mart’ta 5 yıl boyunca yaptığı Genel Yayın Yönetmenliği görevinden istifa ettiğini açıkladı. O günden beri gazetede sadece köşe yazıyor.

ALO NERMİN OLAYI

11 Mart’ta başka ses kayıtları gündeme bomba gibi düştü. Habertürk’teki gibi NTV’de de ‘Alo Nermin’ hattı kurulduğu iddia ediliyordu. İlk kayıt Başbakan Erdoğan’ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan olduğu iddia edilen kişi ile NTV Genel Yayın Yönetmeni Nermin Yurteri arasında geçiyor. Akdoğan olduğu iddia edilen kişi, NTV’nin yayınlarından rahatsızlığını iletiyor, ‘yolsuzluk’ kelimesinin kullanılmamasını istiyordu. İkinci ses kaydı Başbakan Erdoğan olduğu iddia edilen kişi ile NTV’nin sahibi Ferit Şahenk olduğu iddia edilen kişi arasındaydı. Haber kanalı NTV, Gezi olayları sırasında da başarısız bir sınav vermişti. Olayların gelişmeye başladığı 31 Mayıs 2013 tarihinde NTV, CNN Türk, Habertürk gibi kanallarda başka programlar sunuldu. CNN Türk’te penguen belgeseli bile gösterildi. 1 Haziran’da yaklaşık 3 bin kişi NTV binasına gelerek yayınlarından dolayı kanalı protesto etti. Aslında NTV’nin hükümeti üzmeyen davranışları yeni değildi. Kanal 2011 seçimlerine bir hafta kala Leyla Zana’yı programına çıkartmak isteyen Banu Güven’e izin vermemiş, bunun sonucunda da 14 yıldır kanalda çalışan Güven ile yollar ayrılmıştı. Kanalın eski ekran yüzlerinden Mirgün Cabas ise Gezi sonrası son 2 yıldır çalıştığı yine gruba ait GQ Türkiye dergisinin genel yayın yönetmeliğinden oldu.

AHMET ALTAN’IN TARAF’A SMS’Lİ VEDASI

Maliye Bakanlığı’nın Aralık 2012’de Taraf’a vergi soruşturması başlatması fotoğraftaki fluluğu aydınlatmak için yeterliydi ancak ateş düştüğü yeri yakıyordu. Ahmet Altan baskılara daha fazla dayanamadı. 13 Aralık 2012 akşamı gazetenin sahibi Başar Aslan’a bir SMS atarak istifa ettiğini söyledi. Ertesi gün Yasemin Çongar ve Neşe Düzel de gazeteden istifa ettiklerini açıkladı. Sonraki süreçte bakanlık gazeteye 14 ay süren incelemeler sonucunda 5,5 milyon lira ceza kesti. Maliye geçen günlerde, ‘eksik incelemişiz’ gerekçesiyle gazeteye yeniden denetim başlattı.

8 Ağustos 2014’te de Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu görevinden istifa etti. 15 Ağustos günü Yılmaz Özdil, yazısını girmeyen Hürriyet’ten ayrıldı. 10 Eylül 2014’te Yavuz Semerci, “Hadi bana eyvallah” diyerek Habertürk’teki köşe yazılarına son verdi. Semerci, “Yolsuzluk soruşturmalarında ortaya dökülen yasal dinlemelerden anladım ki (bizzat dönemin başbakanının ağzından çıkan laflar bile yeter) iktidarın düşman gördüğü sınıfa çoktan girmişim.” dediği son yazısını “Verdiğim rahatsızlık için özür dilemeyeceğim…” şeklinde bitirdi.

Umur Talu’nun 10 Şubat 2014’te Habertürk  internet sitesinde yer alan şu cümleleriyle veda edelim: “Bir başbakan sansür arzulayabilir ama böyle kelime kelime, satır satır, A’dan Z’ye kovalıyorsa… Zaten zayıf bir muhalefetin sesini, altyazısını bile kısmak istiyorsa… Üç insanın ekmeğiyle oynamak, onları işsizlikle cezalandırmak böylesine marifet ve büyük zafer sayılıyorsa… Ekmekler çoktan bozulmuş, emekler çoktan çürütülmüş demektir!”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *