Türkiye-İsrail anlaşması: Soru işaretleri, kuşkular, tepkiler

Başbakan Yıldırım’ın açıklamasının satırbaşları şöyle:

“Mutabakat metni iki tarafca uzlaşıldı ve parafe edildi. İlişkilerin normale dönmesine ilişkin süreç başlamış oldu. Yarın, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarımız ve muhatabı tarafından imzalanacak. Bundan sonra da onay süreçleri var. Meclis’te tamamlanacak. Akabinde de karşılıklı büyükelçiler faal hale gelecek.

31 Mayıs 2010 tarihinde insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine yapılan baskın sonucu diplomatik ilişkilerimizi askıya almıştık. 2013 Mart ayında Netanyahu, Cumhubaşkanımızı arayarak özür dilemişti. Böylece bu anlaşmaya giden yolda ilk adım atılmıştı. Ancak Türkiye’nin şartları özürle sınırlı değil, iki şartı daha vardı. Bir tanesi özellikle Filistin’e uygulanan ambargoların hafifletilmesi ve insani yardımların, yatırımların önünün açılması. Diğer konu da Mavi Marmara baskınında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza tazminat ödenmesi.

Bu iki hususta da mutabakat metninde karar alındı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına 20 milyon dolar tazminat ödenecektir. Bu mutabakatın uzun sürmesinin nedeni, Gazze’de yaşayan Filistinlilerin günlük yaşamda karşı karşıya kaldıkları zorluklardır.

Bu hususta uzun uzun görüşmeler yapıldı ve nihayet burada bir karara varıldı. Bu amaca yönelik olarak cuma günü ilk gemimiz 10 bin tonu aşkın insani yardımla Aştot Limanı’na hareket edecektir. Böylelikle Türkiye önceliğiyle kalkmış oluyor.

Gazze bölgesi başta olmak üzere elektrik ve su ihtiyacı için çalışmalara başlanacak. Filistin-Türkiye Dostluk Hastanesi’nin hizmete alınması için anlaşılan diğer bir husus. TOKİ’nin Gazze’de konut projesinin önü de açılmış oluyor. Sanayi bölgesinin hızlandırılması için mutabakata varıldı.

Filistinli kardeşlerimizin nefes almasını bu mutabakatla sağlıyoruz. Türkiye, Filistin’in haklı davasının arkasında olacak. 

Bu mutabakatla İsrail ile ilişkiler normalleşmiş oluyor. Filistin’e topyekun uygulanan ambargo büyük ölçüde kalkmış oluyor. Mavi Marmara’da hayatını kaybeden vatandaşlarımıza tazminat şartı yerine gelmiş oluyor. İsrail’in 2010’daki bu baskından özür dilemesi sağlanmış oluyor.

Bu görüşmelerde kurumlarımız çok büyük gayret gösterdi, teşekkür ediyorum. En büyük iradeyi ortaya koyan, Sayın Cumhurbaşkanımıza da şükranlarımızı sunuyoruz. 

Soru Cevap kısmı se şöyle:

10 BİN TONLUK YARDIM: Yardım AFAD kapsamında olacak. Buna katılan birçok kurum var. Koordinasyonu AFAD yürütecek.

MECLİS SÜRECİ: Anlaşma yarın imzalanacak. Daha sonra Bakanlar Kurulu Meclis’e havale edecek.

YOL HARİTASI: Normalleşme her alanı kapsıyor. Öncelik olarak ekonomik ve bölgesel işbirliği önde geliyor.

ELÇİLERİN ATANMASI: En kısa süre demek, bu mutabakların onaylanmasından sonra başlar. Sonraki süreç haftalar anlamına gelir. Dışişleri Bakanlığı en uygun ismi atar.

KAĞIT ÜZERİNDE Mİ KALACAK, GERÇEKLEŞECEK Mİ?: Bu mutabakat yıllar aldı. Bu önemli bir adımdır. Bundan sonrası gelişmelere göre değerlendirilecek. Bu bakımdan İsrail hükümetine de, Türk hükümetine de görevler düşmektedir. İlişkileri normalleştirmek hem Türk, hem İsrail halkının yararınadır. 

HAMAS’IN ÖLDÜRÜLEN ASKERLERİN CENAZELERİ İÇİN ZORLAYACAK MISINIZ?: Bu detaylara girersek, Filistin tarafının da talepleri var. Münferit olayları burada değerlendirmek doğru olmaz.

TÜRKİYE’DEKİ HAMAS OFİSİ: Türkiye’de Filistin’in ilişkilerinin takip edilmesi için diplomatik mekanizmalar olmaya devam edecek.

HAYATINI KAYBEDEN AİLELERLE GÖRÜŞME ve TAZMİNAT MİKTARI:Tazminatı anlaşma yürürlüğe girdikten sonra İsrail tarafı toptan yatıracak ve bunun hak sahiplerine ulaştırılması Türkiye’nin teminatı altında olacak. Bu ikili anlaşmadır. İkili anlaşma diğer anlaşmaların üzerindedir. Geçerli olan anlaşma bu olacaktır. Şehit olan vatandaşlarımızın yakınlarıyla da görüşmeler çok öncesinden yapılmıştır, gerekirse tekrar yapılabilecektir.

RUSYA İLE İLİŞKİLER: Rusya ile normalleşme niye olmasın. Türk ve Rus milleti bu krizin ortadan kalkmasını istiyor. İrade sahiplerine düşen de milletimizin, vatandaşlarımızın bu beklentilerini karşılamaktır. Bu yönde de güzel gelişmeler var, yakın zamanda paylaşacağız. 

ELEKTRİK ve SU KONUSU: Elektrik ve su konusu acil konu. Gereken her türlü çalışma yapılacak. Katılmak isteyenler varsa memnuniyetle kabul edeceğiz. 

GAZZE’YE AMBARGONUN HAFİFLETİLMESİ: Orada bir fiili durum var. Oradaki insanların dünya ile ilişkisi yok. Gayriinsani şartlarda ölüm, kalım mücadelesi veriyorlar. En temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamaktır. Türkiye, mazlumların hamisi olduğunu ortaya koymuştur. Kim ne derse desin bunu önemsiyoruz. 

ALMANYA’NIN İNCİRLİK TALEBİ: Türkiye izin verecek. Almanya Savunma Bakanı İncirlik’i ziyaret edebilir. 

GÖTÜRÜLECEK MALZEMELER ve SU ÇALIŞMALARI: Her şey Türkiye’nin gözetimi ve kontrolünde. Orada tahrip olmuş yok olmuş yapıların yeniden yapılmasıdır. Bu amaca yönelik her türlü faaliyet, tarafımızdan koordine edilecek. İsrail hükümetinin işbirliğiyle kolaylaştırılacak.

İSRAİL DOĞALGAZININ SATIŞI ve İSRAİL ABLUKASI: Biz ilişkilirin normale dönmesini konuşuyoruz. Normalleşme başlasın, ne konuda nasıl işbirliği yapacağımızı konuşuruz. Mutabakatın içeriği bellidir. Biz Türkiye ile İsrail arasında ilişkilerin normalleşmesi konusunda mutabakata vardık. Burada üç tane husus var. 

GEMİLERİN ROTASI VE TÖREN: Mersin’den hareket edecek. Gerekli katılım olacak. 


İnsani yardımı hangi kurum yollayacak, Meclis süreci ne zaman başlayacak?

Yardım AFAD koordinasyonunda olacak. Özel, kamu birçok kurum var. Meclis süreci, anlaşma yarın imzalanacak, Bakanlar Kurulu Meclis’e havale edecek ve hemen gerçekleşecek.

Bir önceliklendirme ya da yol haritası var mı?

Normalleşme her alanı kapsıyor ama öncelikli olarak ekonomik ilişkiler ve bölgesel işbirlikleri önde gidiyor.

Elçilerin atanmasına ilişkin takvimsel süreç var mı?

En kısa süre. En kısa süre demek, iki tarafın da onaylamasıyla takvim başlar ve süre haftalar anlamına gelir.

İsim?

Dur bakalım, isim. Dışişleri Bakanı atar. Sen mi talipsin, seni de düşünelim.

Sizce ilişkiler gerçekten normale dönecek mi? Son 10 yıl içinde olduğu gibi, işbirliği gerçekten sağlanacak mı? Siz Hamas’ı Gazze’de öldürülen İsrailli askerlerin teslimi için zorlayacak mısınız?

Anladığım kadarıyla sen bu mutabakattan tam emin değilsin. Bu mutabakat çalışmaz demek istiyorsun. Yıllar aldı bu noktaya gelmek için. Bu önemli bir adımdır. Bundan sonrası gelişmelere göre değerlendirilecek husustur. O bakımdan İsrail hükümetine de, Türk hükümetine de görevler düşmektedir. Hem Türk halkının, hem İsrail halkının yararınadır. Diğer konular karşılıklı görüşmelerle bir noktaya getirilebilir. Şimdi bütün bu detaylara girersek Filistin tarafının da talepleri var, hep birlikte konuşmak lazım. Münferit olayları değerlendirmek çok sağlıklı olmaz.

Türkiye’de Hamas ofisi var mı, anlaşmada yok deniyor ama.

Arkadaşlar, tabii ki Türkiye’de Filistin’in ilişkilerinin takip edilmesi gerekli diplomatik mekanizmalar eskiden olduğu gibi olmaya devam edecek.

Bu süreçte hayatını kaybeden ailelerle konuşuldu mu? 20 milyon dolar nasıl ulaştırılacak? 

Tazminatı anlaşma yürürlüğe girdikten sonra İsrail tarafı toptan yatıracak ve hak sahiplerine ulaştırılması Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatı altında olacak. Uluslararası ikili anlaşmadır, diğer anlaşmaların üzerinde bir statüsü vardır. Şehit olan vatandaşlarımızın yakınlarıyla da görüşmeler çok öncesinden yapılmıştır. Gerekirse tekrar yapılacaktır.

Gazze’nin yeniden inşası için götürülecek malzemeler, insani yardımdan farklı bir yöntemle bir götürülecek mi?

Sizler ne çok detaylar biliyorsunuz, maşallah. Her şey Türkiye’nin denetiminde, insani yardımın ve tahrip olmuş altyapının yeniden yapılmasıdır. İsrail hükümetiyle işbirliğiyle yapılacak.

Sayın Başbakan, doğalgaz anlaşması da var mı? Netanyahu’nun bir açıklaması var. “Bu denizden abluka devam edecek.” 

Biz ilişkilerin normale döndürülmesini konuşuyoruz. Normalleşme başlasın, ondan sonra hangi konuda ne kadar işbirliği yapacağımız iki ülkenin gayretleriyle doğru orantılı. Söylenen ne olursa olsun, sonuç Filistin’de, Gazze’deki kardeşlerimize erişimin sağlanmasıdır. 

Herhangi bir sınırlama var mı insani yardım olarak? 

10 bin ton az bir miktar mı? İlk seferde 10 bin ton gidiyor. Mavi Marmara’nın kat kat fazlası. 

İsrail’den yansıyan bir haber vardı. Hamas’ın İsrail’e saldırmayacağı yönünde taahhüt verdiği yönünde. İsrail’den de böyle bir husus istendi mi? 

Biz ateşkes anlaşması filan imzalamıyoruz. Türkiye’yle İsrail arasında ilişkilerin normale döndürülmesi konusunda mutabakata vardık. Savaşı durduran, savaşı tetikleyen hiçbir husus yok.

Gemilerin nereden gideceğini açıklamadınız. Tören olacak mı, katılım olacak mı?

Mersin’den kalkacak. Katılması gereken arkadaşlar katılacak.


Yakın Doğu Haber Ajansı’nın Filistin’de yayın yapan haber ajansı Naba’ya dayandırdığı habere göre Hamas Dış İlişkiler Sorumlusu Usame Hamdan, anlaşmayla hiçbir ilgilerinin olmadığını söyledi: “Türkiye’nin işgalci İsrail’le yakınlaşma anlaşması bir Türkiye kararıdır. Bu kararın Hamas’la hiçbir ilişkisi yoktur ve Hamas bunun kendi onayıyla gerçekleştirildiğini reddetmektedir.”

Bu açıklamayı Türkiyeli bir gazetecinin Hamas’ın anlaşmaya onay verdiği iddiasına cevaben yaptığını kaydeden Hamdan, “İşgalci rejimle ilişkilerin normalleştirilmesi mutlak şerdir” diye konuştu.


İsrail’in 2010 yılında Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırarak öldürdüğü kişilerin yakınlarından bazıları Aljazeera’ye konuştu. 

Aileler İsrail ile Türkiye arasında varılan mutabakata tepkili. Aileler ablukanın kalkmadığını, tazminatların da cezalandırıcı tazminat olmadığını düşünüyor. Tazminatın nasıl verileceği konusunun da önemli olduğunu belirtiyorlar. Aileler, davalardan vazgeçmeyeceklerini de belirtiyor.

Mavi Marmara’ya Adana’dan katılan Çetin Topçuoğlu’nun eşi Çiğdem Topçuoğlu gelinen noktanın üzüntü verdiğini, ablukanın kalktığına inanmadığını belirtti:

“O kadar farklı amaçla yola çıkmıştık ki şu an geldiğimiz noktaya baktığımızda diyorum ki o gemide neden ben ölmedim. Keşke ben de ölseydim de bugünü görmeseydim. Ben kesinlikle ablukanın kalktığına inanmıyorum. İnanabilmem için benim oraya gittiğimde İsrail’in beni durdurmaması gerekiyor. Dava konusuna gelince zaten ceza davaları devam ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda “söz sahibi kan sahibidir” sözüne güveniyorum. Tazminata gelince ceza tazminatı neyse almak isteyen onu alır, ama ben kesinlikle lütûf tazminatı kabul etmiyorum. Bu tür davalarda ceza tazminatının dünyada emsali nasılsa öyle olmalıdır.”

Mavi Marmara gemisina İskenderun’dan katılan Cengiz Akyüz’ün oğlu Furkan Akyüz de İsrail ile bir anlaşmanın yapılmasına baştan beri karşı olduklarını söyledi. Buna rağmen yapılan anlaşmanın maddelerinin de yetersiz olduğunu ifade etti:

“Anlaşmanın Gazze’nin yararına olduğunu düşünmüyorum. Çünkü yardımların Aşdod Limanı üzerinden gideceği söyleniyor. Bu yardımların ne kadar Gazze’ye ulaşacağı da muamma. İsrail sözünde duracak mı? Biz baştan beri abluka ve ambargonun kalkmasını savunduk. Abluka dediğimiz zaman Gazze’deki bütün insanların özgürce ticaret yapabilmesi, özgürce Akdeniz’de avlanabilmesidir Mavi Marmara’nın amacı da ablukayı delmekti. Başbakan Binali Yıldırım açıklamasında da ‘ambargonun hafifletilmesi’ dedi. Bu bizi üzdü.

Tazminat meselesine gelince biz asla paranın peşinde değiliz. Ama biz ceza tazminatı olsun dedik. Başbakan’ın söylediği tazminatı İsrail yatıracak dendi ama detay vermedi. Tazminat ne şekilde veriliyor? Ceza tazminatı mı bağış mı? Burada bir yardım kuruluşuna mı yatırılacak? Bir dolar olsun ama ceza tazminatı olsun.”

Gemiye Siirt’ten katılan İbrahim Bilgen’in oğlu İsmail Bilgen anlaşmada baştan beri şartlar arasında sunulan ablukanın kalkmadığını söyledi:

“Daha önce anlaşma şartı olarak sunulan maddelerin çok uzağındayız. Abluka kaldırılmıyor. Yardımlar Aşdod limanı üzerinden ulaştırılacak. Üstelik Mavi Marmara’nın amacı Gazze’ye direkt ulaşmaktı. Tazminatla insanların gözü boyanmak isteniyor. Tazminat asla şehitlerimizin karşılığı değildir. Biz baştan beri abluka kalkmadan tazminat kabul etmeyeceğimizi söyledik. Bir de bu tazminat cezalandırıcı tazminat olmalı, bağış değil. İsrail burada bir suç işlediğini düşünmüyor, kendilerince haklı bir müdahalede bulunduğunu bu müdahale sonucunda bir zararın karşılığı olarak bu parayı ödüyor. Yani bunu bir bağış olarak ödüyor. Kendini sorumlu görmüyor. Davalarla ilgili olarak ise İsrail basınına yansıyan haberler davaların düşeceği yönde. Ama bu konuda Türk tarafı bir açıklama yapmadı. Soru geçiştirildi. Biz davalarımızdan da vazgeçmeyeceğiz. Birkaç sene önce bizle yapılan görüşmede de o zamanki Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’na ve Bülent Arınç beye bunu iletmiştik.”


İHH’dan yapılan açıklamada ”(İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu’nun büyük bir zafer edası ile yapmış olduğu basın toplantısında ‘İsrail için muazzam birekonomik sonuç alındığı, Gazze’ye ablukanın kesinlikle kalkmadığı ve kalkmayacağı, Türkiye’nin şartları kabul ettiği’ beyan edilmiştir. Özellikle İsrail’in tazminat vermediği, sadece davaların düşmesi karşılığında 20 milyon dolarödeyeceği ama bunun da bağış olarak yapılacağı, böylelikle İsrail askerlerinin diğer katliamlarına da emsal olmasının önüne geçilmiş olacağı İsrail tarafında en önemli kazanım olarak dile getiriliyor.” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin açıkladığı mutabakat ve kabul etmiş olduğu şartlarla ilgili olarak “özellikle maalesef Gazze ablukasının Türkiye açısından tanınması anlamına geliyor” vurgusunu yapan İHH, “Oysa Gazze 2005 yılındaki anlaşma sonrası özgürdür ve herkes gibi kimseye muhtaç olmadan seyahat ve ticaret özgürlüğünü kullanmalıdır. Ambargo ise İsrail’in otorite olarak kabul edilip Gazze’ye girecek malzemenin nevi ve miktarı konusunda söz sahibi olması anlamına gelir ki açıklanan mutabakata konu olan husus budur.”

Yardımlar konusunda İsrail’in Türkiye’ye bile hangi malzeme ve ne miktar için izin vereceği konusunun büyük bir soru işareti olduğu belirtilen açıklamada, “Oysa tüm devletler gibi Gazze’ye de mal giriş çıkış serbestisi sağlanmalıdır. Mesele insani yardımın Gazze’ye girmesi değil, Gazze’nin kimsenin yardımına ihtiyaç duymayacak şekilde hürriyetine kavuşmasını sağlamak olmalıdır. Uluslararası hukuk her toprağa ve devlete bu hakkı tanıyorsa neden Filistin bu özgürlükten mahrum bırakılsın ve sadece yardıma mahkum edilsin. Bu kesinlikle kabul edilemez. Bu nedenle İHH olarak Gazze’ye uygulanan hukuksuz ablukanın kalkması için her türlü hukuki, fiili çalışmalarımızı sürdüreceğimiz tekraren ilan ediyoruz.” denildi.

“Şehit ailelerine bağışta bulunulması karşılığında davalardan vazgeçilmesi” şartına da tepki gösteren İHH, “Davalar sadece şehit ailelerinin ve ya Türkiyevatandaşlarının değil 37 devlet vatandaşı dahil tüm mağdurların davalarıdır. Davalardan vazgeçilmesi söz konusu olmayacaktır. Şehit aileleri davalarından vazgeçmeyeceklerini, ablukanın kaldırılması için mücadelede yer alacaklarını da beyan etmektedir. Ancak İsrail’in küstahça ‘öldürürüm parasını öderim’ tavrı asla kabul edilemez. Bundan sonra uluslararası sularda Türkiye vatandaşlarını İsrail’den kim nasıl koruyacaktır?” diye sordu.

İsrail’le anlaşmayı doğru bulmadığını belirten İHH, “Hiçbir zaman tarafı ya da bir parçası da olmadık. Bugüne kadar uyarı ve önerilerimizi dile getirdik. Bundan sonra yardımlarımızla, ablukayı kırma çabalarımızla, davalarımızla, eylemlerimizle Filistin halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Mavi Marmara davaları ise devam edecektir. Umarız ki İsrailli katillerin affedileceği anlamına gelecek olan böyle bir mutabakat TBMM tarafından onaylanmaz.

Mavi Marmara İslam dünyasında ve ezilen tüm halklara umut olmuştur. İnsanlığın ortak vicdanı haline gelmiş olan bu umudu canlı tutmak mesuliyetimizdir. Sözümüzü bir Filistin deyişiyle bitiriyoruz; İsrail’le örtünen çıplak kalır.” açıklamasını yaptı.


Meydan gazetesinin haberine göre, olayda yakınları kaybettikleri için anlaşmayla ilgili söz hakkının kendilerinde olması gerektiğini öne süren aileler, “Başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere devlet yetkilileri tarafından bizlere birtakım sözler verildi. ‘Kanı akanlar sizsiniz, o yüzden söz hakkı da yine sizlere ait’ dendi. Ancak hiçbir şekilde fikrimiz sorulmadı. Yapılan anlaşmalar ise bizlerden gizli, kapalı kapılar ardında yapıldı. Söz verip tutmayanlar, Allah’a havale ediyoruz” dedi.

Mavi Marmara’da ölen İbrahim Bilgen’in oğlu İsmail Bilgen, Türkiye ile İsrail arasında normalleşme müzakerelerini kabul edilemez olduğunu belirtti. Hükümet tarafından kendilerine hiçbir şekilde bilgi verilmediğine dikkat çeken Bilgen, “Mavi Marmara’da şehit olmayı göze alıp yola çıkan insanların amacı mazlumlara yardım etmekti. Orada gayri hukuki uygulanan ambargoyu ve ablukayı kaldırmak ve dünyanın dikkatini buraya çekmekti. Bunun içinde de büyük bedeller ödendi. Ancak şu anki duruma bakıldığında Türkiye’nin İsrail ile yapmış olduğu anlaşma ambargoyu hukuki zemine taşır nitelikte. Bizler şehit aileleri olarak mazlumların aleyhine olan bu anlaşmaya kesinlikle ‘hayır’ diyoruz. Bizim en baştan beri söylediğimiz tek bir şey var. O da bu ablukanın kaldırılması” diye konuştu.

Hiçbir şekilde herhangi bir tazminat talebinde bulunmadıklarını da ifade eden Bilgen, “Zaten bizlere tazminatı tazminat olarak da vermeyi düşünmüyorlar. Onun için farklı bağış yöntemleri var. Ancak yine de biz kesinlikle tazminat talebinde bulunmuyoruz. Bizim istediğimiz sadece Gazze üzerindeki İsrail ablukasının kaldırılması. Bunun dışındaki hiçbir anlaşmayı kabul etmiyoruz” dedi.


BBC Türkçe’nin haberi:

Türkiye müzakerelerde öne sürdüğü üç talebini İsrail’in yerine getirdiğini söylerken, İsrail ise bu anlaşmanın kendi ekonomisine büyük ivme katacağını savunuyor.

İki ülke ilişkilerini yakından izleyen uzmanlar ise anlaşma sağlanmasının en önemli etkenlerinden birinin Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları olduğu görüşünde.

Diğer önemli faktör ise Orta Doğu’daki durum.

2009-2010 yılların arasında Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçiliği görevini yürüten emekli büyükelçi Kültür Üniversitesi Öğretim Görevlisi Oğuz Çelikkol iki ülke arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşılıyor.

BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Çelikkol iki ülke arasında Mavi Marmara olayıyla başlayan ciddi kriz döneminin bu anlaşmayla bittiğini vurguluyor.

“Mavi Marmara baskınıyla Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler dibe vurmuştu. Uzun bir müzakere döneminden sonra normalleşme süreci başlamış oldu” diyor Çelikkol.

Türkiye’nin anlaşmada İsrail’den istediği koşulları aldığını da aktaran Çelikkol, anlaşmanın İsrail’in özür dilemesi, Mavi Marmara olayından etkilenen kişilere tazminat ve Türkiye’nin Gazze’ye yardım yapabilmesi için ayrıcalıklı konum yarattığını söylüyor.

Çelikkol’a göre iki ülke arasında bu noktadan sonra siyasi diyalog, istihbarat paylaşımı ve askeri alanda ilerleme sağlanacak.

Ancak ilişkilerde en başta ekonomi konusunda yakınlaşma yaşanacak.

Enerji meselesi ilişkinin önemli sacayağı

Bunun başında da İsrail’in Doğu Akdeniz’de keşfettiği doğal gaz rezervleri nedeniyle enerji sektörü geliyor.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Enerji ve Güvenlik Araştırmaları Başkanı Hasan Selim Özertem’e göre enerji konusu yeni kurulacak ilişkide önemli diyalog sütunlarından biri.

Özertem “Bunun temel nedenlerinden biri İsrail’in açık denizlerde çok ciddi rezervlere ulaşmış olması. Bu rezervler Tamar ve Leviathan sahalarında. Bu rezervlerin bir kısmını İsrail kendi iç piyasasında tüketebilir, ama ihracat temelli satışa baktığımızda yeni pazarlara ihtiyaç duyuyor” dedi.

Özertem, Ürdün, Filistin, Kıbrıs gibi alternatiflerin dile getirildiğini ancak bunların özellikle nüfus oranı ve tüketim rakamları göz önüne alınınca keşfedilen rezervlerin ekonomik getirisinin pek de avantajlı olmadığını söyledi.

Özertem’e göre Mısır’daki siyasi ve iktisadi dengelerin çok kırılgan olması İsrail’in Türkiye’ye yönelmesinde önemli etkenlerden biri.

Özertem “Mısır’daki yeni bir siyasi ortam ve dinamikler Türkiye gibi önemli bir enerji talebi içinde olan piyasanın varlığının İsrail’in kararlarında etkili olduğu inancındayım” dedi.

Üstelik enerji konusu sadece Türkiye’ye ihracatla sınırlı da değil. İsrail mevcut altyapısıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya da doğal gazı gönderebilir ve kendine farklı piyasalar yaratabilir.

‘Enerji ihracını konuşmak için erken’

Londra’da çalışan enerji piyasası uzmanı Cüneyt Kazokoğlu enerji konusunda konuşmak için erken olduğunu düşünenlerden.

Bu anlaşmanın ortak projeler üretmek ve işbirliği yapmak için olumlu bir atmosfer yarattığını söyleyen Kozakoğlu somut bir proje geliştirilmesinin 2020’yi bulacağını söylüyor.

Kazokoğlu “Doğu Akdeniz gazının İsrail’in payına düşen kısmını Türkiye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ihracı konusunu konuşmak için henüz çok erken. Bunun 2020’den önce olması mümkün görünmüyor. Somut projeler için çok çok erken” dedi.

Ancak Kazokoğlu’na göre bu anlaşma İsrail’de iş yapan Türk firmaları için olumlu olabilir.

Hamas meselesi müzakerelerde yer aldı mı?

İsrail ihaleleri Türk şirketlerine açılabilir. Bir başka faydası ise Türkiye’nin İsrail’den aldığı petrol ürünlerine olumlu yansıması.

Bugün açıklanan anlaşmada bahsi geçmeyen bir diğer önemli konu ise Hamas.

İsrail geçmişte Türkiye’nin Hamas liderlerini ağırlamaması talebini içeren sert açıklamalar yapmıştı.

Özertem Hamas meselesinin müzakere sürecinde gündeme geldiğini ve kamuoyuna bazı bilgilerin filtrelenerek verildiğini söylüyor.

“Yaklaşık 1.5 senedir müzakereleri takip ettiğim kadarıyla özellikle Hamas’ın Türkiye’deki varlığının İsrail için önemli bir kıstas olduğunu biliyorum. Bu yönüyle o kişilerin ülkeden çıkarılması ve ülkeye bir daha sokulmaması müzakerelerde uzun uzun konuşulmuş ve tartışma konusu olmuştu. Bu konuda İsrail ne kadar haklı orada emin değilim” diyor Özertem.

Çünkü İsrail’in Hamas’la doğrudan bir teması yok ve bugüne kadar yabancı arabulucular vasıtasıyla askerlerinin cesetlerinin geri alınması gibi konularda iletişime geçmişti.

Özertem Türkiye’nin bu müzakarelerde Hamas’la ilgili arabulucu olma sözü verme olasılığından söz ediyor.

Emekli büyükelçi Çelikkol ise Türkiye’nin Hamas’la diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkilerinin olduğunu söylüyor ve “ortaya çıkan durumda İsrail Hamas’la doğrudan görüşmediğine göre Türkiye’nin bu teması sağlama olasılığı çıkmış oluyor” diye ekliyor.

Çelikkol’a göre iki ülke arasında Hamas da dahil pek çok konuda görüşmeler başlayacak.

İki ülke arasındaki görüşmelerde gizli bir anlaşma yapılıp yapılmadığı sorusuna Özertem “spekülasyon yapmak zor” yanıtını veriyor.

Ancak Özertem’e göre Hamas meselesi İsrail için önemli bir hassasiyet konusu.

Özertem “Eğer Hamas meselesi anlaşmanın mihenk taşlarından biri haline gelmediyse Netanyahu hükümetinin kendi kamuoyuna anlatması sıkıntılı. Çünkü Hamas terör örgütü olarak ilan edilmiş ve bunu halka anlatmakta zorlanabilirler” diyor ve ekliyor:

“Belki iki tarafın da halka anlatmakta zorluk çektiği belli hususlar olabilir ve bunun kamuoyuna yönelik bir halka ilişkiler siyasetine dönüştürmeye çalışıyor olabilirler”.

“Diz çöktürdük” iddiası

Bu anlaşmanın kimi medya kuruluşlarınca Türkiye’nin İsrail’e diz çöktürdüğü haberlerini yorumlayan uzmanlar bu kanıya katılmıyor.

Çelikkol iki başbakanın da olumlu açıklamalar yaptığını ve bu anlaşmanın her iki ülkenin yararına olduğunu vurguladı.

Çelikkol yorumlarla ilgili “Bu durumdan memnun olmayan, eleştiren olacaktır, ama halkların büyük kısmı bölgemizin büyük bir istikrarsızlık döneminden geçtiği bir zamanda iki önemli bölge ülkesinin ilişkilerini normalleştirmesini destekleyecektir” dedi.

Özertem ise enerji dinamiklerinin çok hızlı değiştiği bir dönemde iki ülkenin diyalog kurarak bundan yararlanmasının önemine dikkat çekiyor.


Diğer tepkiler:

ORSAM İsrail uzmanı Ceyhun Çiçekçi: İsrail’le anlaşma ve Rusya ile yeniden normalleşme girişimeri aslında Türkiye’nin genel dış politika revizyonu bağlamında da değerlendirmek gerekir. Dış politikada idealist bir evreden ziyade daha pragmatik bir döneme girdiğimiz görülüyor. Anlaşma ile bundan sonra Gazze’ye düzenli yardım yapılacak. Hamas, Türkiye’deki irtibat bürosu kuracak. Hamas temsilcisinin Türkiye’de bulunmasının İsrail açısından bir sorun teşkil etmemesinin altında, örgütle irtibat kanallarını çeşitlendirme amacı yatıyor olabilir. Türkiye’ye bu noktada Filistin sorununda yine bir arabuluculuk görevi düşüneceğini söyleyebiliriz.

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İ. Yaşar Hacısalihoğlu: Mutabakatta, Türkiye’nin üzerinde durduğu hususların yer aldığını gözüyoruz. Bu yeni bir dönemin başlangıcı olacak ve bunun asıl esası, Doğu Akdeniz’in yeni enerji jeopolitiğinde saklı. Doğalgaz kaynakları, Rusya’nın kuzey hattındaki ambargosu sonrası Avrupa pazarları ve İsrail açısından önemli bir stratejik kazanca dönüştü. Ama bunun en rasyonel güzergahını da Türkiye oluşturuyor.

Emekli Büyükelçi, USAK Başkanı Özdem Sanberk: Atılan bu adımı olumlu olarak görüyorum. Çünkü Ortadoğu devletleriyle sorunlu bir dış politikamız var. Avrupa devletleriyle de sorunlarımız bulunduğu için bunun gibi anlaşmaların Türkiye açısından iyi olacağını düşünüyorum. İsrail açısından da olumlu bir anlaşma oldu. Çünkü İsrail yakın zamanda doğalgaz rezervleri buldu. Kendisine bir pazar yaratmak için Türkiye’yle anlaşması büyük önem taşıyordu. Diğer yandan burası Ortadoğu ve konjonktür her an değişebiliyor. Yeni bir İsrail saldırısı olursa anlaşma hemen çöker. Bu açıdan da ihtiyatlı konuşmak gerek. Diğer yandan Gazze’yle ilgili olarak ambargo ve abluka aynı şey değil. Abluka demek kuşatma demek ve devam ediyor. Kuşatma hem deniz, hem hava hem de karadan devam ediyor.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni: Değişen bir ortam söz konusu. Mısır’daki yapı, İran’ın ABD ile yakınlaşması, ABD’nin ve Rusya’nın IŞİD’i bitirme kararı hem Suudi Arabistan’ı hem de Türkiye’yi biraz zor durumda bıraktı. Tahminime göre, Suudilerin de Türkiye’ye tavsiyesi üzerine bu anlaşma sağlandı. Türkiye, çıkarları açısından da Hamas’ı dizginleyecek. Yapılacak yardımlar da İsrail’in lehine çünkü İsrail kontrolleri yapacak.

Devletler Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Fisun Arsava: Tazminat dışında masada gündemde olan en önemli konulardan biri Hamas’tı. Ancak böyle bir açıklama yok. Bizim için tazminat ne denli önemliyse, İsrail için Hamas’ın faaliyetlerinin durdurulması da o kadar önemli. Bu anlamda Türkiye’nin nasıl bir çerçevede bulunduğunu bilmek isterdim. Diğer yandan İsrail askerlerine Türkiye’de açılan davalardan da vazgeçildi. Bir de anlaşma metninde bir denge var mı yoksa sadece ticari ilişkilerin canlandırılmasına yönelik mi yapıldı bilmek isterdim. Ben ümit ederim ki her iki tarafta da denge sağlanmıştır.

Emekli Büyükelçi Yalım Eralp: Geç de olsa anlaşmaya varmak iyi bir adım. İsrail olayların başında özür dileyip tazminat ödemeyi kabul etseydi anlaşma sağlanabilirdi. İki ülke isteklerinden bazı ödünler verdi ve anlaşma sağlandı. Hamas İsrail için önemli bir unsur. Türkiye ilişkilerinin bozuk olduğu ülkelerin sayısını azaltmak zorunda. Değerli yalnızlık diye bir şey bizim için söz konusu olamaz.

Emekli Büyükelçi Nüzhet Kandemir: Bana göre bu uzlaşı çok yerinde bir karardır. Çünkü ortadaki anlaşmazlık iki ülkenin kişisel çıkarları için aykırı bir durumdu. Türkiye’nin başından beri İsrail’le ilgili politikası yanlıştı. Bu yanlışlık da Türkiye’ye zarar olarak döndü. Yaşadığımız bu sürecin Türk dış politikasını yönetenlere bir ders olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *