Tahliye hamaseti İç Güvenlik Paketi korsanlığı üzerindeki dikkatleri dağıtmasın

Hayra alamet bir şey olsa da sevinsek.

Keşke.

Kevin Spacey ve Robin Wright’ın oynadığı ‘House of Cards’ dizisi sanki Türkiye dekoru önünde aylardır canlı yayında. İktidar ve mutlak güce dair ne varsa şahsında toplamak uğruna ne lazımda yapan, ahlaken çökmüş, ‘insan’dan nefret eden bir siyasinin suç batağına sürüklendikçe örtbas için sınırları daha da, daha da zorlamasını, sonunda ülkeyi savaşa kadar götürmesini anlatır bu dizi.

Claire Underwood, House of Cards

Gelecek hafta ABD’de Netflix’te yeni sezonu yayına giriyor.

İzleyen korkar. Korkulmayacak gibi de değil.

Kadın cinayetleri, sokaklara dökülen insanlar, yayılan sinir harbi ve Meclis’te meydan muharebesi gibi unsurlarla devam eden bizim canlı yayınımıza ise şimdi Süleyman Şah olayı eklenmiş durumda.

Türkiye’nin sınırları dışındaki tek toprağında uzunca bir süredir Esed ordusu ve DAİŞ gibi farklı unsurların tehdidi altında kalan askerlerin tahliyesi ve türbe kompleksinin imhasıyla sonuçlanan operasyon, bahardan başlayıp kışa, umuttan başlayıp kâbusa dönüşen Arap Uyanışı sürecinin geldiği noktada Türkiye-bölge ilişkilerinde her türlü tehdide açılan bir eşiğin geçilmesini, siyasi mayınlarla dolu bir alana girilmesini ifade etmekte.

Elbette tahliye edilen askerlerin sağ salim ülkeye dönmesinden bahtiyar olunmalı, ama her türlü kahramanlık mitolojisini vesaire bir yana bıraktığımızda -ki hiçbir anlamı yok- bu çekilme ve terk hamlesi, sanıldığının aksine Türkiye’yi güneydeki bataklıktan öyle çekip çıkarmıyor. Belki daha çok çamura saplıyor.

operasyon-371-2

Bölgeyle ilgili hayaller ve iddialarla kapasite arasındaki uçurumun iyice gözler önüne serildiği, diplomatik yalnızlığın büyüdükçe değersizleştiği bir saplanma hali bu.

‘Arap Uyanışı’nı bir mezhebin galibiyeti sonucuna endeksleyip, tarihin girdaplı akışını yanlış okuyup, Suriye duvarına çarparak ters dönmeye başlayan bir sürece miyop bakarak Ortadoğu’nun en kurnaz gücünün rejimini değiştirmek gibi boyu posu aşan bir misyona sarılırsanız hata üstüne hata yapar, daha beteri hatalarda ısrar ederseniz, attığınız her adım, ne kadar hayırhah olursa olsun, tehlikeleri daha da büyütecektir. Çünkü Ortadoğu böyle bir coğrafyadır.

Askerlere büyük geçmiş olsun. DAİŞ’in Ürdün ve Mısırlılar’a yaptıklarına benzer vahşetin kapsama alanı dışına çıktılar. Bir oh çekilecektir.

Ama altı çizilecektir: Bu operasyon bir siyasi ricattır.

Makul ve makbul ‘yumuşak güç’ yaklaşımını öfke yüzünden Ankara’ya terk ettiren ‘rejim değiştiricilik’ macerasının son bulduğunun, bulması gerektiğinin işaretidir.

Şimdi başka sorun işaretleri var. Herkes soruyor: Neden emanetler Türkiye toprağına getirilmedi de, uluslararası hukuka göre Suriye’ye ait görünen bir yere Türk bayrağı dikildi? Gerekli miydi? Şam’ın tepkisinin geleceği bilindiğine göre zihinlerde savaş arzusu mu var? MİT, Kobane hezimeti ardından DAİŞ militanlarının Türkiye’ye kaçtığını ve şiddet eylemleri planladığını duyurduğuna göre, halk hangi güvenlik tedbirlerinin alındığı konusunda neden karanlıkta bırakılıyor?

ABD ile imzalandığı açıklanan, Suriye muhalefetini ‘eğit-donat’ programı konusunda Ankara tarafı neden sessiz, ABD tarafı neden karnından konuşuyor? Niyet nedir?

Türkiye’nin DAİŞ politikası, Cihadist teröre karşı savaş stratejisi konusunda bir değişiklik var mı? Olacak mı?

Bilmiyoruz. Galiba bilemeyeceğiz de. Tahliye operasyonu başlar başlamaz iktidara, statükoya pek sadık olan medyamız, gündemin bir numaralı maddesini, yani ülkeye topyekûn olağanüstü hal vadeden İç Güvenlik Yasası tartışmalarını kavgalarını bıraktı, en büyük asker bizim asker melodilerine sarıldı. Mükemmel fırsat!

Diplomasi ve bölgesel siyaset kördüğüme dönüşürken, Süleyman Şah üzerinden yaşatılacak karartmayla bu kâbus yasası tıkır tıkır Meclis’ten geçer, muhalefet daha da yıldırılırsa şaşmayın.

Üzerine bir bardak soğuk su içilecek, göreceksiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *