Seçmenin AKP'ye iç sesi: Gölge etme de, başka vesayet istemem

AKP’nin gövdesine iyice bulaştığı anlaşılan ‘ballı iktidarım gitti gidiyor’ korkularıyla, reform açılımlarının ortada şap gibi bırakılmasının ürettiği negatif enerji birikimiyle, ‘enkaz modeli’ne dönüşmüş bir ülke oldu burası.

‘Bunun sebebi tek bir kişidir, onun yüzünden oldu’ deyip işin içinden çıkmak kolay.
(Dalkavuklar nitekim şimdiden ‘terk-i diyar’ makamından şarkıların provalarına başladı bile.) İşler böyle bir topluca çürüme noktasına geldiyse, asıl sorumluluk o tek kişiye meydanı olduğu gibi açan, bu ülkenin önüne gelmiş en büyük ‘yeni bir anayasaya endeksli değişim’ fırsatını kaçırtmış olan kurucu AKP kadrolarıdır.

Aralarında hırsızlığın, uğursuzluğun cazibesine kapılmayan, parayla gözü kamaşmayan kaldıysa, onlar da ötekilerin hızla çürümesini seyrettiler.

Türkiye’yi iç ve dış politikası altüst olmuş, huzur içinde bir arada yaşamaya dair hiçbir vizyonu kalmamış, paranoya yörüngesine girmiş bir ülkeye dönüştüren ‘yönetim canavarının’ semirmesine, kendilerini tasfiye etmesine sebep oldular.

2000’lerin başındaki kriz Türkiye’sinin bu arkadaşlara verdiği tek bir mesaj vardı oysa:
‘Ben böyle gidemem, beni temizleyin. Müesses vesayet nizamı çürümenin babasıdır, bitirin. Yerine başkasını ikame etmeyin.’

13 yıl sonra becerdikleri tek şey, bir vesayet nizamının yerine daha beter bir vesayet nizamını getirmek için yalan, dolan, talan, hile, rüşvet ne varsa etrafa saçmakoldu.

Adı AK olan bir yapıyı, hızla çürüyen, nefsine yenik düşmüş kim varsa ‘dindarlık’ dalaveresiyle içine çeken bir kara deliğe çevirmeyi başardılar.

Utanmadan, sıkılmadan ‘Sessiz devrim’ diye isim taktıkları bu kirli süreçte şimdi de sıra seçmeni (tarihe geçmeye aday büyüklükte bir ahlaksız teklifle) son kez kandırmaya ve eskisini mumla aratacak yeni bir vesayet nizamını meşrulaştırmaya geldi.

Önüne çıkan her kurum ve kişiyi, ABD eski Başkanı George W. Bush’tan ithal ettikleri‘ya benden yanasın ya da bana düşman’ sloganına yapışarak ya uşak ya da şeytan yapan bu partinin elindeki her aracı ve imkanı kullanmasına kimsenin şaşmaması gerekir.

Büyük Türk akademisyeni, ‘Başbakan’ Davutoğlu, her gün bu ‘düşman’ları boşuna açık artırmaya çıkarmıyor.

Hem de legal ve illegal tasnifiyle…

Sayıları en son altı olmuştu ama ağanın elini tutmayalım, gerisi de gelecektir.

Kendine itiraz eden herkesi itlafa muhtaç gören bu zihniyetin ne menem bir ‘Yeni Türkiye’ modeli teklif ettiğini, bunun nasıl hayırsızlıklara vesile olacağını, sonunda Türkiye’yi bir yaşam alanı olarak bitireceğini, din kisvesi altında bir Baasçılığın inşa edilmekte oluşunu seçmenin görmemesi herhalde mümkün değil.

Görmeyenlere de Savunma Bakanı İsmet Yılmaz‘ın, siyaset ahlakına meydan okuma örneği olan, Diyanet’e milyarlık zırhlı Mercedes açıklaması herhalde yetecektir:

“Bir bardak suda fırtına koparıyorlar. Diyanet İşleri Başkanı’na değil bir araba, uçak tahsis edilse yeridir. Bu kurum tartışmanın ötesinde, bu kurum millete vermiş olduğu hizmetten dolayı her türlü takdirin üstündedir.”

İnsanın nutku tutuluyor. Bu şahıslar, 28 Şubat öncesi ve esnasında başta Diyanetolmak üzere devletin tüm sosyal mühendislik kurumlarına verip veriştiren, ‘hepsini kaldırıp Türkiye’ye yakışır bir laikliği getireceğiz’ diye atıp tutan şahıslar.

O günler geride kaldı. Şimdi, kirli düzen meşru olsun, yargı bize uzak dursun diye bir yandan demokrasi düşmanı darbecileri AK’larken, diğer yandan seçmene yalan püskürtüyorlar.

Ama korku dağları beklerken, içeride sıkıntı var.

Sakla, gürültüye getir, ez, bastır, gözden kaçır, bağır çağır, hepsi bir yere kadar.

‘Yetim hakkı’ dedirten o saray var ya o saray…

İçi 24 ayar altın kaplı Boğaz’a nazır o köşk var ya o köşk…

Onlar kabak çekirdeği gibi, pardon çerez gibi ortada.

İşte onları yaptırmayacaktınız.

Seçmenin aklıyla, sabrıyla, ahlakıyla fazla oynadınız.

Paniklemekte galiba haklısınız.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *