Roma MED2015 Forumu: Akdeniz 'puslu'

Roma’da ‘Denizimiz’in (Mare Nostrum) farklı kıyılarından çok sayıda lider ve düşünürü bir araya getiren MED 2015 Akdeniz Diyalog Forumu, üç günlük bir ufuk turu ardından sona erdi.

Dolup taşan oturumlara, ‘güvenlik’, ‘göç’, ‘radikalizasyon’ gibi iri kıyım başlıklara, üstü kapalı veya açık mesajlara rağmen, foruma yön veren ufuk turundan kalan tek önemli nokta, ufuktaki görüş mesafesinin pek de açık olmadığı. Oysa MED’in alt başlığı, ‘Kargaşanın ötesinde pozitif gündem’ idi. Ne konuşmacılar, ne de tartışmacılar, böyle bir gündemin şekillenmesinde başarılı olabildi.

Ürdün Kralı Abdullah IŞİD’le mücadelede İslam aleminin merkezcil tartışma eksikliğinden dem vurdu, ve Suriyeli mültecilerin çevre ülkelere yüklediği mali baskıların dayanılmaz bir noktaya gelişinin altını çizdi. Nobel Barış Ödülü’nü ülkesi adına resmi düzeyde temsil eden Tunus Başbakanı Habib Essid, hayli ‘kuru’ olan konuşmasında, cihadizmi besleyen yoksulluk ve eşitsizliklerden, ve denizaşırı ortak askeri ve mali mücadeleden söz etti, demokratik süreci en azından ülkesinde ayakta tutmak için dayanışma istedi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, kendisinden umulmayacak ölçüde yumuşak içerikli tebliğinde, Soğuk Savaş öncesindeki büyük ‘Sıcak Savaş’ – yani 1939-45 yılları – koşullarının yeniden ortaya çıktığını, ve aynen Churchill-Roosevelt-Stalin üçlüsünde simgelendiği gibi, ideolojilerin bir yana bırakılarak tüm dünyanın IŞİD ve türevi cihadist hareketlere karşı buluşması gereğinin altıını çizdi.

Çoğu keçiboynuzu gibi zorlama tad bırakan bu konuşmalar içinde en anlamlı olanı İtalya Başbakanı Matteo Renzi’nin, Akdeniz havzası, Ortadoğu ve AB ile yakın çevresini saran barbarlık dalgasına karşı uzun vadeli bir ‘ortak kültürel eylem’çağrısı oldu. Renzi’ye göre ortada bir dinler değil, alt akıntıları karmakarışık bir kültürel savaş var; bununla mücadele de en azından bir kuşak veya iki kuşağı etkileyecek, eğitimi odak noktasına alan uzun bir dönemi kapsayacak.

Renzi.jpg

Bunlar, resmi düzlemden aktarılan mesajlar. Ancak, böyle her çoklu, uluslararası toplantıda olduğu gibi, Roma MED’de de kulis ve ara tartışmalardan yansıyan, ufuğa ışık tutan bazı konu başlıkları da var.

  • MED Forumu, esasen, İtalya’nın, giderek IŞİD’in ikinci temerküz alanı ve rehabilitasyon/eğitim/lojistik şubesine dönüşen ve devlet kabiliyetini yitirmiş olan Libya’daki duruma, acil koduyla dikkat çekmesi için önemli bir vesile oluşturdu. Bir bakıma, hafta sonu yine burada, Roma’da yapılacak olan BM daimi beşler zirvesine dair bir ısınma turu sayılabilirdi MED Forumu.
  • İtalya’nın saygın bir ‘realist’ olarak tanınan Dışişleri Bakanı Paolo Gentiloni’nin Libya’yı gündem merkezine çekmedeki ısrarında anlaşılır pek çok yön var. Libya hızla anarşiye ve sahipsizliğe kayıyor; bu da bir yandan deniz ötesi büyük bir göç ve kaçış dalgasını haber veriyor, öbür yandan IŞİD, adım adım Tunus sınırına yaklaşıyor.
  • Forum’a katılan gözlemciler, Lavrov’un ‘Suriye, Libya ve nerede IŞİD varsa, Rusya’sız çözüm olmaz’ şeklindeki mesajını, ve satır aralarında Suriye ile ilgili aktardığı görüşleri, ‘araya parazit girmezse biz bu konuyu ABD ile tam koordinasyonla hallederiz, yeri ve zamanı gelince Esad da gidecektir’ şeklinde okudular. Arada karşılaştığım bir Sünni Ortadoğu ülkesinin temsilcisi, ‘Rusya göründüğü gibi güçlü değil, bölgede hareket planının sınırlarını ve bu sınırları aştığı takdirde büyük enerji ve prestij kaybına uğrayacağını biliyor, el uzatmaktan başka çaresi yok’ diye yorumladı.
  • Bağımsız yorumcu ve tartışmacılar öncelikle Libya konusunda, Fransa eski cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Kaddafi’yi indirme ile sonuçlanan ve BM kararlarını hiçe sayan ‘operasyon’unu, ABD Başkanı Bush’un Irak harekatından da büyük bir hata olduğunda hemfikir. Bu görüş, İtalya ve Fransa’nın, Tunus da dahil bazı başka ülkelerin, hatadan dönülerek Rusya’yı aktif biçimde oyuna katma yönündeki eğilimleri ile örtüşüyor.
  • Forum’da FKÖ Genel Sekreteri Saeb Erakat ve İsrail Baş Müzakerecisi Silvan Şalom peşpeşe podyuma çıkarak da IŞİD ve cihadistlerle mücadelede resmin önemli bir yerine oturmuş oldular. Erakat’ın ateşli konuşmasında bir yandan,‘Filistin meselesini çözmediğiniz, ipe un serdiğiniz sürece IŞİD’le tankla topla alt edilmesi, onu besleyen unsurların caydırılması mümkün değildir’ mesajı, ve buna eklediği ‘her kim ki Araplar demokrasiyi hak etmiyor, bilin ki o ırkçıdır’ şeklindeki mesajı, not etmeye değerdi.
  • İslam – terör ilişkisiyle ilgili iki oturumda, analistler dikkatli bir dille tarihe, Hristiyanlığın geçmişte yaşadığı kargaşaya ve İslam inancının barışçı özüne koşut bir ‘İslami iç dinamiğin’ hayati önemine dikkat çektiler. Özellikle Sünniliğin derin bir tarihsel krizin içinde bulunduğu, krizin köklerinde yönetim sistemi – inanç dengesinin toplumsal farklılıklar lehinde görüşlerin ortaya çıkamayışının yattığı, bir tespitti. IŞİD olgusu ile ilgili çarpıcı bir tespit, Paris Science Po öğretim üyesi Gilles Kepel’den geldi: ‘Yaşadığımız şey, İslam’ın radikalleşmesi değildir. Yaşadığımız şey, dünya genelindeki radikallerin İslamizasyonudur.’

Forum’da Türkiye vardı, denemez. Resmi düzeyde bir temsil, AKP’yi temsilen gelen Ali Babacan dışında olmadığı gibi, şaşırtıcı bir şekilde güvenlik, göç veya kültürel boyutlarda Türkiye’den söz edilmeyişi; edilse de ‘geçiştirilmesi’ydi. Bunu mevcut hükümetin ‘öngörülemezliği’ ile açıklamak mümkün. Halbuki, hatırlayın, bir ‘Medeniyetler İttifakı’ projesi vardı değil mi? İki Akdeniz ülkesi, Türkiye ve İspanya, davul zurnayla ilan etmişlerdi. Ondan geriye hafıza dahi kalmadı. Ve ufuk turunun en çok gerektirdiği böyle bir zaman diliminde, zaten tam bir ‘lider ülke’ eksikliği görülen Ortadoğu ve Akdeniz ekseninde, Türkiye’nin silik silueti daha bir göze batıyor. Bu da üzücü elbette.

meddd

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *