Postal yalayanlanlara şimdi 'saray duvarı öpenler' eklendi

Elbette vicdan sahibi her vatandaş gibi ben de bu ülkeye yaşatılan kâbus, topluma giydirilmeye çalışılan yeni ‘deli gömleği’, kurulan yeni vesayet düzeni karşısında büyük kaygı duyuyorum.

Ama sevindiğim bir şey de var.

Fırtına şiddetlendikçe hangi ağaçların yere yattığını, kimlerin nasıl ve neden eğilip büküldüğünü, zamanında kimlerin hangi yalan ve saklı gündemlerle hareket etmiş olduğunu da anlıyoruz.

Renkler tek tek ayrışıyor.

İktidara eklemli bir yeni ‘organik aydın’ kimliği iyice su yüzüne çıktı.

Güce tapınma, iktidara uşaklık, zorbalığa gerekçe bulma telaşı, laf cambazlığı, sınır tanımayan bir faydacılık…

Akıllara seza bir ikbal ve avanta yarışı.

‘Entelektüel sefalet’ ilanıdır

‘Türkiye’ye iyi kötü bir demokrasi getirsin diye yıllarca çırpınılan yoldan, sadece beyefendi hazretleri öyle arzu ediyorlar diye u dönüşü yapılması karşısında bütün dünya ayağa kalkarken, bir zamanlar kendisini nasılsa ‘liberal demokrat vs’ diye yutturmayı başarmış olan biri dün şunları yazıyordu:

”AB sözcülerinin 14 Aralık operasyonu üzerine yaptıkları açıklamalar tam olarak küstahlıktır; haddini bilmezliktir; 77 milyona yapılmış yenilip yutulamayacak bir saygısızlıktır… Başlatılan soruşturma konusunda zerrece bir fikir sahibi değilken, ‘Gözaltına alınan gazeteciler serbest bırakılsın’ diye ültimatom vermeye kalkmak, gözaltına alınanlar içinde birkaç gazeteci var diye ‘Türkiye’de basın özgürlüğü ayaklar altında’ diye esip savurmak, arkasından da ‘Galiba Türkiye AB’ye girmekten vazgeçti’ diye sözde tehdit savurabilmek için had safhada terbiyesiz olmak gerekir.”

‘Hukukun üstünlüğü üzerine herkese ders veren bu ağır oturaklı kurumun başındaki adamlar, kulaklarına fısıldanan birkaç dedikoduyla dolduruşa gelip bir ülkenin yargısına müdahale etme, demokrasisini karalama, ültimatom verme küstahlığında bulunabiliyor. Asıl şaşırdığım, içimizde bu küstahlıktan hâlâ rahatsız olmayanların; hâlâ, ‘eyvah imajımız bozuldu’ diye karalar bağlayanların olması.”

Yıllar sonra gelinen tıkanma noktasında bu hazin teslimiyet, bir ‘entelektüel sefalet’ ilanıdır.

Kendilerini artık apaçık ilan ettiler.

Saray duvarı önünde diz çökerek postal öpenlerin yerini aldılar.

Biliyoruz artık.

İlkesizliğin bu tür şahikaları karşısında tutup da bir tartışmaya girmenin manası yok.

Ayıplamıyorum sadece acıyorum

Şu yeterli:

Bir zamanlar bir şiir okudu diye hakkında dava açılan, gerekçesi özgürlük düşmanları tarafından o günlerde alkışlanan, daha sonra Ankara’da apoletlilerden mahkemeye gelen talimatla hapse atılan Erdoğan’ın durumu karşısında ‘skandal’ diye ayağa kalkan dünya demokratları karşısında yukardaki sözleri koyun.

Ya da gazete kupürleri üzerinden açılmış derme çatma bir parti kapatma davası sırasında dış dünyadan gelen ‘demokrasiye darbe’ tepkileri karşısına, kelimeleri değiştirip bu metni yerleştirin.

İkiyüzlülüğün, ar edep tanımayan riyakarlığın, demagojinin, baskıcı bir iktidara uşaklık etmenin nasıl bir ucuzluk olduğunu göreceksiniz.

Ayıplamıyorum artık, sadece acıyorum.

Türkiye’nin 30 kadar Batı kurumu yanında, Avrupa insan hakları hukuk sistemine taahhütle bağlı olduğunu da görmezden geliyor bu ‘cin olmadan adam çarpan’ tayfası.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Temsilcisi Nils Muzniecks, “İnsan hakları sorunları Avrupa Konseyi’nin işidir ve Türkiye Konsey’in kurucu üyesidir. Konsey yıllardır ifade ve basın özgürlüğünün gelişmesi için Türkiye’yle ortak çalışıyor. Özellikle Anayasa Mahkemesi’nin özgürlüklerinin korunmasındaki rolünü takdir ediyoruz” diyor.

14 Aralık’ta hiçbir ciddi kanıt görmediğini söylüyor ve ekliyor:

Bir gazetecinin tutuklanması için çok ciddi suçlamalar ve deliller olması lazım. 14 Aralık’ta gözaltına alınan gazetecilerin de silahlı hiçbir eylemle ilişkisi yok. Bu tutuklamalar artık son bulmalı.”

Bu sözler demokrasi düşmanı ‘sahibinin sesleri’ne bir şey ifade ediyor mu?

Umurlarında mı?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *