Ne AB'si, yolumuz Orta Asya!

Bugünkü Özgür Düşünce’de yer alan yazım:


Varı yoğu müzakere kültürünü reddetmek, karşısına kim çıkarsa el yükseltmek olan bir zihniyetin hakim olduğu yönetimle ülke adım adım kilitlenmeye gidiyor.

‘Milli irade’ görüntüsü altına gizlenmiş tekil, ‘şahsi irade’nin her zeminde meydan okuyuşunu ve bunun ülkenin çıkarlarına verdiği zararları izlemekle meşgulüz.

AB ile ipleri kopartmaya, köprüleri atmaya doğru ilerliyoruz.

erdoşab

Cumhurbaşkanı’nın dünkü ‘senli benli’ konuşmasından bir bölüm sunayım ki mesele daha net anlaşılsın:

”Başbakanken bana Ekim ayı için söz verdiler. Haziran ayına çekmek için 72 madde öne sürdüler. Bunlar yeni çıktı. 5 madde var ki, bu felaket. Terörle mücadele yasasını değiştireceksiniz dediler. Bize bu aklı verenler önce Avrupa’nın göbeğinde teröristlerin kurduğu çadıra niye müsaade ediyorlar buna cevap versinler. Biz terörle, teröristle mücadele edeceğiz, onlar parlamentonun önüne çadır kurduracak. Ondan sonra sen bana terörle mücadele yasasını değiştir diyeceksin. Sen ne zamandan beri Türkiye’nin böyle talimatlar aldığını öğrendin?”

Devamen:

”Türkiye artık bir sömürü ülkesi değildir. Adil davranmaları gerekiyor. 3 milyon mülteciye bu millet bakıyor. Biz size yılda 3 milyar avro vereceğiz dediler. Bu parayı vermediler. Hala orta sahada top çeviriyorlar. Bu para filanca yerden dolaşacak diye bize adres vermeyin. Avrupalı yöneticiler gelip kampları geziyor, sonra bize proje gönderin diyorlar. Ne projesi, biz bitirdik, uyguladık. Konteynır kentleri, çadır kentleri kurmuşuz. Hala bize proje gönderin diyorlar. Bu, bir milletin asaletiyle adeta dalga geçmektir. Biz bu asaletimizle size dalga geçirtmeyeceğiz. Oradaki mazlumlara, sığınmacılara gidecek. Vereceksen ver. Bize verilen söz Ekim ayıdır. Bu Haziran’a çekme işi, süreci tıkama projesidir. Bunlar oldu oldu, olmadı, biz yolumuza aynı şekilde devam ederiz. Dik duracağız dik, eğilmeyeceğiz. Bunları da duygusal konuşmuyorum. Bu milletin tarihi böyle yazıldı da onun için söylüyorum.”

Önceki yazımda ‘ya hep ya hiç’ stratejisinden bahsetmiştim.

Bu konuşmaların bu şekilde devamından şunu anlamalıyız:

AB ile yakınlaşma, üyelik perspektifinin canlı tutulması, müzakere kültürü desteklenerek yakınlaşmanın sağlanması ‘Saray’ gündeminde hiçbir yer tutmuyor, önem taşımıyor.

Burada önemli olan tek şey, ‘Dik duracağız’ ifadesinde özetini bulan, AB algısının araçsallaştırılıp ‘yerli-milli liderlik’ konseptinin güçlendirilmesi ve Başkanlık Rejimi’ne geçiş için seçmenin gözünün kamaştırılmasıdır.

AB’ye ve akla kim gelirse, sanal hasım ilan edilmiş herkese karşı çıkışın tek amacı, kişisel çıkarların ülke ve toplum çıkarlarının üzerinde tahkim edilmesidir.

Yoksa, iyi biliyoruz.

Yol haritasının ucu Orta Asya modeline çıktığına göre, ‘felaket’ diye gösterilen ve yolsuzlukla mücadele, şeffaflık, Terörle Mücadele Kanunu’nda ifade özgürlüğünün berrak tarifi ve kişisel verilerin korunması gibi doğrudan demokrasi ile ilgili alanları belirleyen kriterlerin yerine getirilmesi söz konusu değil.

AB’nin de buna ‘eyvallah’ demesi pek mümkün görünmüyor.

Nitekim, bu konuşmayla aynı saatlerde, kilit önemdeki Avrupa Parlamentosu’ndan gelen açıklama da bu yönde.

AP sözcüsü, Türkiye’nin vize muafiyeti için 72 kriterin tümünü yerine getirinceye kadar Avrupa Parlamentosu Sivil Özgürlükler ve Adalet Komisyonu’nun konuyu gündeme almamaya karar verdiğini duyurmuş bulunuyor.

Bu genel bir kriz halinin katmerlenerek derinleşmesidir.

Belli ki Mülteci-Vize Anlaşması şimdi ‘araf’ moduna geçecek, şayet yaz aylarında yeni bir mülteci dalgası kabarırsa, ki olasıdır, Türkiye ile AB arasındaki köprüler, sonbaharda yıkılacak, Orta Asyalaşma finali hakikat olacaktır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *