Medyanın kökünü tamamen kurutmada 'kov, yoksa ilan keserim' safhasındayız

İçerde ne kadar cerahat varsa olduğu gibi dışarı çıktı.

Bir yasama ve denetleme organı olarak Meclis’te, malumunuz, komisyonlar mevcut.

Bunlardan biri, Cezaevi Alt Komisyonu.

Darbe girişimi ardından hiç ara tatile girmemesi gerekirken, ta Ekim başın kada kapalı kalan Yüce Meclis’in Cezaevi Alt Komisyonu Başkanı, AKP Milletvekili Mehmet Metiner şöyle buyurmuş işkence ve kötü muamelenin tartışıldığı oturumda:

FETÖ’cü teröristlerin bu yöndeki kara propagandalarına teslim olmayacağız. FETÖ’cülere işkence yapıldığı kanaatinde değilim. Bu yönde bir başvuru yok. Ama ben teröristlere gidip ‘Size işkence yapılıyor mu ?’ sorusu üzerinden bir algı operasyonu yapılmasına müsaade edilmemesi gerektiğine inanıyorum. Meclis komisyonunun buna alet edilmemesine inanıyorum, asla onlara işkence yapılmadı. Yakalanma esnasındaki yediği tekme tokatlarla ben ilgili değilim. Ben olsaydım bende aynısını yapardım. Fazlasıyla yapardım. Savaş hukuku geçerlidir, darbecilere karşı direnme meşrudur. Darbecilere karşı o gece elimde silah olsaydı alnının çatısından vururdum.

Ne kadar irin varsa çıktı, pörtledi demem, işte bu.

Bir zamanların ‘en mağduru’, ‘rejimin dayağını yemek’ten muzdarip oluşunu anlata anlata bitiremeyen Metiner’in ortaya vurduğu şey, o eski rejimin nasıl bir devamlılık içinde olduğunu göstermeye yetiyor.

Sıradışı mı?

Tam tersi.

İktidarı ele geçiren bu ilkel, gaddar zihniyet tepeden tırnağa bu AKP bünyesini sarmış vaziyette.

Tam da bunun için istenmiyor artık medya. Pislik, çürümüşlük, kokuşmuşluk, zulüm gizli kapaklı yürüsün diye.

Türkiye’ye egemen olan kollektif sadizm açığa çıkmasın diye.

Gazetecileri hapse attıkça attılar.

Yetmedi.

Ne kadar farklı, çeşitli, özgür medya kuruluşu varsa el koydular.

Yetmedi.

En son IMC TV olayında görüldüğü gibi, mallarını iktidar borazanı haline gelmiş TRT adına gasp ve talan ettiler.

Yetmedi.

15 Temmuz’dan bu yana sayısı 3000’e varan işsiz gazeteciler ordusuna son kapatmalarla yüzlerce gazeteci daha eklediler.

İşsiz ordusu 7 bini buldu.

Yetmedi.

Geriye kalanlardan da rahatsızlar.

Çaresini üretmişler bile.

Birgün’ün haberinden okuyalım:

Basın İlan Kurumu yönetmeliğini değiştiren AKP, resmi ilan verme hakkını keyfiyete bağladı. Tek tip gazetecilik yaratmak istenilen yeni yönetmelikle ayrıca “Anayasal suçlar” ve “terör suçları” kapsamında ceza davası açılan muhabirlerin davası sonuçlanmadan işten atılması isteniyor. Muhabirin işten atılmaması durumunda gazete patronları, reklam ve ilanın kesilmesiyle tehdit ediliyor.

Gazeteleri resmi ilan ve reklam üzerinden tehdit eden yeni yönetmelikte ‘devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü için tehdit oluşturan’ süreli yayınların, resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı açısından değerlendirmesine yönelik özel bir düzenlemeye yer verildi.

Buna göre, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” veya “Terörle Mücadele Kununu”na muhalefet iddiasıyla ceza davası açılan süreli yayınların resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı dava sonuçlanıncaya kadar durdurulacak.

Düzenlemede konuyla ilgili şu hükümler yer aldı:

“Resmi ilan yayınıyla alakalı süreli yayının içeriğinden veya imtiyaz sahibi gerçek veya tüzel kişilerin, ortaklarının çoğunluğunun ya da varsa tüzel kişi temsilcisinin fiillerinden dolayı haklarında ‘Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar’ veya Terörle Mücadele Kanunu’nu kapsamındaki suçlar nedeniyle ceza davası açılması halinde, bu süreli yayının görev alanlarına göre kurum genel müdürlüğü veya ilgili valiliğin teklifi üzerine yönetim kurulu tarafından belirtilen süreyi geçmeyecek şekilde yayınlama hakkı durdurulur. Açılan davanın neticesine göre bu yönetmelik hükümleri uyarınca telafi, mahsup ya da resmi ilan ve reklam yayınlama hakkının sona ermesine karar verilir.”

Yeni yönetmelikte, ‘Anayasal suçlar’ ya da’ terör suçları’ kapsamında hakkında ceza davası açılan gazetecinin işten çıkarılması düzenlemesi de yer alıyor. Hakkındaki dava sonuçlanmadan gazetecinin işten çıkarılmasının istenildiği düzenlemede şu ifadeler yer alıyor: “Asgari fikir işçileri kadrosunda yer alan kişilerden herhangi birisi hakkında belirtilen suçlar kapsamında ceza davası açılması halinde, görev alanlarına göre kurum genel müdürlüğü veya ilgili valiliğin yazılı bildirimi üzerine bu kişi ya da kişiler, yazılı bildirimin muhatabı gazeteye tebliğ tarihinden itibaren 5 iş günü içerisinde asgari kadrodan çıkarılır. Aksi takdirde bu yönetmelik hükümleri uyarınca ilgili gazetenin yayınlama hakkı durdurulur.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) yeni yönetmeliğe tepkisinde diyor ki:

Birçok muhalif medya kurumunu OHAL KHK’leriyle kapatarak halkın haber alma hakkını gasp eden AKP hükümeti, bu yönetmelik değişikliğiyle kapatılmayan kurumları da ekonomik olarak yıpratarak tüm farklı sesleri susturma amacını taşımaktadır. Bu değişikliğin temelinde iktidara muhalif olan her gazetenin resmi ilan hakkının gasp edilerek yandaşa aktarılması yatmaktadır.

Daha öz bir anlatımla, hedef şu:

Hapis, dava, işten atma veya attırma, el koyma, malını talan etme işlemlerine bir ekilde hala direnmiş ne kadar medya kuruluşu kaldıysa, onlar da bu şekilde iflasa itilecek, finansal felce maruz bırakılacak.

Medya meydanı böylece ‘Buyurun Beyefendi hazretleri’, ‘Emredersini Komutanım!’ laflarını bir nefeste kullanan gönüllü iktidar kölelerine, uşaklarına kalacak.

Ne anlatıyordu ‘bir damat bir damada demiş ki’ mailleri?

10 gün önce Jandarma Genel Komutanı Yaşar Paşa’ya Ankara’da geçmiş olsun ziyaretinde bulundum. Yanıma Hande Fırat’ı da aldım. Yaşar Paşa şöyle lafa başladı; Mehmet Ali bey eğer Aydın bey sizi tekrar bu göreve getirmeseydi belki de bugün Doğan grubu olmayacaktı. Siz geldiniz grup kurtuldu ama siz de iyi şeyler yaptınız. Teşekkür ederiz. Ama bundan sonra da beklentimiz bu birlik beraberliğe sahip çıkmak. İnşallah bu ayarda gidersiniz dedi. ( bu arada bunları bayağı asker sertliğinde söyledi:) ). Bende emredersiniz komutanım! dedim.

Başka ne diyordu?

Geçen gün Sayın Cumhurbaşkanı’mız Hilton Oteline gelmiş. Benim bilgim yoktu, olsa zatıalilerini kapıda karşılardım. Bizimkiler bana haber vermemişler ve Vuslat İbrahim Kalın beyle görüşerek haberleşerek orada karşılamak talebinde bulunmuş, hatta Aydın beyle birlikte. Sonra askeri protokol Aydın beyin karşılama Ekibinde olmasının uygun olmayacağını bildirmiş. Vuslat ise İbrahim beyle görüşerek oraya davet edilmiş. Ve gitmiş Beyfendiyi kapıda karşılamış. Olabilir çok normal tabi ki. Ama burada bu iş şöyle satılıyor, işte bizde Külliye ile temas kurabiliyoruz. Bu beni biraz sıkıntıya sokuyor.

Başka ne diyordu bir damat bir damada?

Bu dönemde grubumuzla ilgili artıların ve eksilerin muhakemesini yaparsak hepimiz için faydalı olur.(…) Net olunması gereken 2 konunun Paralel ile mücadelede ve Başkanlık sistemi olduğu kanaatindeyim. Alınan bu değişim kararının 1 gün, 1 hafta, 1 ayda değil uzun süre önce alındığını biliyoruz. Her türlü ayrıntısına kadar planlandı ve en doğru zaman beklendi. Şu anda AK Parti ve Sayın Tayyip Erdoğan en güçlü olduğu günleri yaşıyor. Hem içerde hem de dışarda. Türkiye’nin bir numaralı konusu olan Terörle mücadelede yol haritası başarıyla sürdürülüyor. Motor ısındı bundan sonra durması mümkün değil. Ancak tam temizlik olduğunda motor kapanacak, bu konuda herkes ne yaptığını ve ne yapacağını biliyor. Yeni Başbakan ile 1 yıla kalmadan Partili Cumhurbaşkanı veya Başkanlık modelinin gelmesi için çalışılacak. Son olarak bugün Hürriyet gazetesinin manşetini büyük sorumsuzluk ve düşmanlık olarak görüyorum. İş bitmiş gitmiş neye yarayacak bu manşet anlamakta zorluk çekiyorum. Kafasızlığın daniskası Sedat’ın yaptığı. Yine bir çuval inciri berbat ettiğimizi düşünüyorum. Yazık.

Onurlu, ama küçücük kalmış bşr medya kesimine her türlü zulüm reva görülürken, öbür kesimi ‘daha fazla nasıl yaltaklanırız ki ihale para pul işleri yatmasın’ derdinden kafasını asla kaldırmıyor.

Beyefendici patronların yüksek maaşlı uşak editörleri ve yazarları, onca zulüm karşısında haz ve keyif içinde, akla gelebilecek her türlü görev suiistimalinin, kanun tanımazlığın propagandasını yapıyor.

Bir damat istifa etti, ama kervan gene yoluna devam edecek, merak etmeyin.

Diğer damat ise sanki hiçbir şey olmamış gibi, aynen devam.

aysseee

Geçen gün pasaportuna el konduğunu öğrenen, Cumhuriyet yazarı Ayşe Yıldırım’ın satırlarını okuyun, ve bu utanç günlerinin kayıtlarına geçirin:

Gerçek medya teker teker susturulurken asıl “korku” adım adım size yaklaşır hale geldi Saray’ın kalemşorları…

Gazeteciliğin temelinde kimsenin sormadığı, soramadığı soruları sormak; tüm iktidar ve yönetim odaklarını kamu adına denetlemek vardır (Bizim için hâlâ var). Bu yapısı itibarıyla gazeteciler mesleklerini yapabilmek için faaliyetlerini muhalif bir perspektifle gerçekleştirmek durumundadır. Ama iktidara yamanınca bu mesleki özelliği unuttunuz, sonra görevini gerçek anlamda yapmaya çalışan bütün gazetecileri “kara muhalefet” olarak nitelendirdiniz. Giderek yabancılaştınız gazeteciliğin temel kurallarına. İktidara yapışıklığınız arttıkça daha önce “kara muhalefet” olarak gördüğünüz gerçek gazetecilere güç odaklarının kötücül mercekleriyle bakıp “terörist”, “FETÖ’cü” yaftası yapıştırmaya başladınız.

Haklıydınız. Çünkü kendinizi ancak böyle koruyabilirdiniz. Saray gazeteciliğiniz karşısındaki gerçek gazeteciler rahatsız ediyordu sizi. Ruhunuzu aşağılık kompleksinden kurtarmanın tek yolu vardı; kendinizin gazeteci olduğunu iddia edecektiniz, karşınızdakini de terörist. Elbette bu sizin kompleksinize bir süre iyi gelebilirdi ama sizi Saray yalakası olmaktan kurtaramazdı…

Olmadı… Dünün iktidar gazetecileri dostlarınızın gazeteleri kapatılırken ohh çekip alkış tuttunuz, yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmeyen meslektaşlarınız hapse atılırken suçlu göstermek için elinizden geleni yaptınız. Polis oldunuz, savcı oldunuz, yargıç oldunuz… Onu da anladık… Ama yine olmadı… Bize bir şey olmasın, işimden olmayayım, aman patron kızar deyip bir tokata yenilip yukarıdaki daha da yukarıdaki koltuğa kapak atmak için yarıştınız… Olmadı… Yaranamadınız, yanaşamadınız…

Önceki gün demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen görüntülerle televizyonlar, radyolar polislerce basıldı, mühürlendi; işkenceyi, haksızlığı, hukuksuzluğu haber yapan meslektaşlarınız saçlarından sürüklenip işkenceyle gözaltına alındı. Sustunuz…

Olmadı…

Sadece İMC TV’de çalışan 150 emekçi artık işsiz. Onlar sizin gibi uçaktan haber yapmayan gazeteciler. Sahada çalışan, gözaltına alınan, davalarla boğuşan, basın kartları iptal edilen, buna rağmen yılmayan haberciler. Hiç düşündünüz mü? “Muhalif” basın tamamen susturulduğunda sıranın size gelebileceği aklınızın ucundan geçti mi?

Sanıyor musunuz ki “muhalif” basın susturulduğunda rahat rahat yazıp duracaksınız. Size o zaman ihtiyaç kalacak mı? Aynı haberleri veren TRT Haber ve TRT Türk gibi iki ayrı kanala, aynı başlıkları atan onlarca gazeteye para yatırmanın gereği kalacak mı? Ya da kıyasıya girdiğiniz kim daha çok Erdoğancı yarışında arkadaşınızı rahat rahat ihbar edebilecek misiniz? Farkında mısınız bir gazeteci eskisi olarak değerli yalnızlığınızla baş başa kalma yolunda hızla ilerliyorsunuz. İşte o zaman, sustuğunuz için sıra size geldiğinde, dönüp arkanıza bakmayın. Çünkü sadece sizi arkanızdan kovalayan öbür yandaş gazetecilerden başkasını bulamayacaksınız.

 

gsd_logo_turkce_200px

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *