Lümpen dinciliğin yıkım koşusu

İktidar partisi sivil siyasetle bütün bağlarını patır patır kopararak tek kişinin şirketi haline dönüşmüşken, sistemi perperişan hale getirmekteyken, yürekleri ağızlara getiren bir yönetim aczi yüzünden devlete bir yığın demokrasi düşmanı asalak ve canavar üşüşmekteyken, hele hele eski ceberrut devlet formatları yeniden tedavüle sokulmaktayken, sosyal dokumuzun bu basıncı kaldırması mümkün değil.

Bir toplumsal yırtılma haline tam gaz gidiyoruz.

Bunun en sert işareti, iktidarla gözü dönmüş kimi kimlikler, taleplerine karşılık bulamamış başka kimlikler ve çoklu hayat tarzları üzerinden yaşanan kültür savaşlarının iyice kızışmakta oluşudur.

Ülke sathında öfke, nefret ve kin kol geziyor.

Yolsuzluk ve uğursuzlukları, can ve mal güvenliğini hedef alan uygulamaları perdeleyip, otoritenin görevini kötüye kullanmasına zırh çekmek ve tek adam yönetimine zemin hazırlamak için yargı, siyaseti yetki yağmacılığına dönüştürmüş bir hükümet zihniyeti elinde paramparça, lime lime edilmekte.

Cihangir’de huligan çetesi Ramazan’ı başlıbaşına ‘şiddet ruhsatı’ olarak görüp vandallığın elli türlüsünü yapıyor. Dükkanda kendi halinde oturup müzik dinleyen insanları bir tek öldürmedikleri kalıyor.

Normal.

Malatya’da Zirve Yayınevi’nde üç kişiyi sadece Hıristiyan oldukları için kıtır kıtır keserek öldüren kişilerin tahliye edilip aramıza karıştığı bu ülkede, kendisini siyaseten ve sosyal olarak iktidarda gören insanların ‘kanun biziz lan!’ diye herşeyi yapmaları beklenir. İpten kazıktan kaçma bu tipler aslında provasını epeydir yapıyorlardı bunun.

Bazı akşamlar geçerken görüyordum, aniden elde sopa Sıraselviler’de beliriyor, harami gibi yol kesiyor, tekbir getirip araçlara ve etraftaki dükkanlara tehdit yağdırıyorlardı.

Polis seyretti, azdıkça azdılar.

Hiçbiri yok ortada şimdi.

Gene gelecekler.

***

Bu arada olan, plakçıyı işleten zavallı Koreliye olmuş.

Bir gece önce dayak yiyen adamcağız ağlayarak eşyasını toplamış ve gitmiş.

kore

Sivil toplumun ağzını bantla kapatmaya, sokakta itiraz hakkını kullanmak isteyen herkesi anasından doğduğuna bin pişman etmeye kararlı bu iktidar dağa taşa çaya çorbaya yasak dayayarak aslında kendi yandaşlarını nasıl her türlü huliganlaşmaya azmettirdiğini biliyor.

Bu, ileride tek kişide oluşması arzu edilen güç temerküzü için bir test alanı, ve diktacı herkesin hoşuna gidiyor.

İstanbul Valiliği’nin bugünkü Trans Onur Yürüyüşü‘ne koyduğu yasak aynen böyle bir ‘azmettirme sendromu’ üretmiş durumda.

İktidara yakın yayın politikası ile bilinen Diriliş Postası‘nın konuya bir başyazı ayırarak bir kimliğe açıkça tehdit yağdırmasının arka planını başka türlü izah etmek mümkün değil.

Kendi özgürlüğünüzü istiyormuş numarasıyla giderek artan heterofobik saldırganlığınız kamunun sabrını zorlamaya başladı haberiniz olsun” deniyor bu başyazıda.

Zihnen iktidar ortağı olan BBP’nin Genel Başkanı da resmi makamların yasakçı tasarrufundan aldığı cesaretle olacak, buyuruyor:

Eğer o yürüyüşe müsaade ederseniz, size oy veren inançlı kesimlere ihanet etmiş olursunuz. Bakalım göreceğiz bu ihaneti yapacak mısınız, yapmayacak mısınız? Sapıklığın adı, ahlaksızlığın adı özgürlük olamaz.” İşte bu kadar.

***

Bir zamanlar toplumun demokrat kesimleri, dindarların, başta başörtüsü, sokağa taşan özgürlük kavgasında en insani değerleri savunmuş, bunların yanında durmuşlardı.

Şimdi iktidar ellerinde, ne hafıza var ne vefa; kendileri gibi olmayan herkesi ‘yok edilmesi gerekenler’ olarak görmekte, nefes alamaz hale getirmekte birbirleriyle yarışıyorlar.

Kültürel faşizmi kurmak için ellerinden geleni artlarına koymayacaklar.

Bu toplum böyle bir saldırganlığı kaldıracak dayanak noktalarına sahip değil.

Zaten zayıf olan yargı artık paramparça; mecalsiz.

Mağdurlara önyargısız sahip çıkacak tek bir muhalefet partisi yok.

‘Topyekun yırtılma’dır bunun sonu.

Bilesiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *