‘Kürtlere ambargo, IŞİD’le alışveriş’

Cumhuriyet’ten Esra Açıkgöz’ün Rojava izlenimleri:

Pazarı pazartesiye bağlayan gece Mardin’den başlıyor yolculuk. 25 kişi olmamıza rağmen herkesin denen saatte, gece üçte, hazır olduğunu ilk defa görüyorum. Demek heyecan, merak had safhada. IŞİD’e dair endişeden daha ağır basıyor bu duygular. Oysa kadın olarak hepimiz o vahşetin hedefiyiz. MilletvekilleriMelda Onur, Sebahat Tuncel, Ayla Akat Ata’nın yanı sıra STK ve meslek örgütlerinin kadın temsilcileri ve kadın gazetecilerleyiz. Gece ışıklarını gördüğümüz Rojava’ya yürüyerek gidebilsek 15 dakikada varacağız. Ama malum, hayatımızı “sınır”lar çevreliyor.

Üç saate Habur Sınır Kapısı’ndayız. Yetkililerden biri, iki minibüs dolusu kadını görünce gevşeyen nahoş yüz ifadesiyle, “Savaş var, niye gidiyorsunuz ki” diyor. “Tam da bu yüzden” diyor Ata,“yaşananları anlamaya. Buyurun siz de gelin.” Susuyor. Diğer taraftan geçiş daha kolay, ama bunda birkaç gündür süren telefon diplomasisinin etkisi büyük. Bu pazarlığa rağmen Rojava’ya sadece on kişinin girmesine izin veriliyor. Anlaşılan, yamaçlarında yükselen farklı bir sistemden rahatsız, merkezi hükümet. Yol boyu peşmergelerin kontrol noktalarında durduluyoruz, tek tek geliş amacımız anlatılıyor. Milletvekilleri tanıştırılıyor. En kötüsü de Semelka kapısına gelmeden önceki kontrol noktası. Beklerken şoförümüz Ferzade Ata’yla sohbet tutturuyoruz. Viranşehir BDP ilçe başkanıymış, şimdi herkesin bırakıldığı KCK davası yüzünden Türkiye’yi terk etmiş. Dönemiyor. Erbil’de KCK yüzünden ayrılan çok insan var. Biraz da bundan kızgın AKP’ye, IŞİD’i beslemesi de başka nedeni. Onur’u görünce, “Bu iş olursa CHP’yle olur, keşke milliyetçi zihniyetini kırsa” diyor.

Semelka kapısında unutamayacağımız bir uygulama bekliyor bizi; sayfaları yırtık bir deftere inatla baba, büyükbaba isimleri eklenerek adımız düşülüyor. Uluslararası güvenlik için anlamı olmasa da“erkek iktidarı”nın güvenliği için aslında bu; kadınlara “yerinin”, erkekler olmadan isminin bir anlamı olmadığını hatırlatıyor. Sonunda Dicle’nin kıyısındayız. Birkaç kayık boyu yol alınca Rojava’ya varıyoruz. Bekleyen heyetle tek tek tokalaşıyoruz. Cizire kadın bakanı Emine Amar ve Süryani yardımcısı Emel Gewriye, Melda Onur’un yanına oturduklarında dil bilmeden de anlaşılabildiğine tanık oluyorum yeniden. Ayrı bir kâğıda basılmış Rojava vizelerimizi alıyoruz.

İç güvenliği sağlayan birkaç “asayiş” noktasından geçiyoruz. Dağa yazılmış YPJ, Asayiş yazıları göze batıyor. Yol boyunca petrol kuyularıyla karşılıyoruz. Elle yapılmış YPG logolu petrol tankerleriyle de… 3022 petrol kuyusu olduğunu Cizire Başkanı Hediye Youssef ve başkan yardımcısı Süryani Elizabeth Gori’den öğreneceğiz daha sonra.

Ancak hiç rafineri yok. Önceden petrol Cizire’den Şam’a yollanıp işleniyormuş. Şimdi ihtiyaçları olan petrolü çıkarsalar da satamıyorlar.“Bizden almayan ülkeler IŞİD gibi vahşet çetelerinden petrol alıyor” diyor Youssef, “Ancak bize ambargo uygulanıyor. Varlığımızı tanımak istemiyorlar. Bunu Kürtlere karşı tavır olarak görüyoruz”.

Önceden Suriye ekonomisinin yüzde 55’i Cizire’den sağlanıyormuş. Suriye buğday ihtiyacının yüzde 55’i de. Ancak BAAS yönetimi Kürt nüfusun yoğunlukta olmasından gelişmelerine izin vermemiş, tek bir fabrika bile yok. Şimdi gelirin eşit dağıtıldığı kooperatifler kurulmuş. Merkeze yaklaştıkça sağlı sollu uzanan buğday tarlalarının yerini inşaatlar alıyor.

Yeni sisteme ilgiden mi bu derken, 100 yıldır Cizre’de yaşayan Kürtlere “laci” yani “yabancı” uygulaması yapıldığı, nüfus cüzdanı verilmediği için ev alma haklarının bile olmadığını öğreniyoruz. Anlaşılan şimdi bunun acısı çıkarılıyor. Youssef,“Rojava’da bir Araplaştırma projesi hayata geçirildi. Devrimle ona ‘hayır’ dedik” diyor. 

Rojava üç kantondan oluşuyor; Cizire, Kobane, Efrin. Kobane isimini sık sık çatışma haberleriyle duyuyoruz. En hareketli yer orası şimdilik. Ancak savaş her yerde, Cizire’ye vardığımızda yakınımızdaki Kamışlı’ya saldırı olduğunu öğreniyoruz. Yine de kaygılı değiliz. Belki biraz eşlik eden korumalardan, biraz insanların telaşsızca yaşama devam etmesinden. Üç kanton da özerk, ancak hepsinde aynı “toplumsal sözleşme”uygulanıyor. Cizire parlamentosunda Arap, Kürt ve Süryaniler yer alıyor. Üç dil de resmi. İstenirse Süryani okulu açılabiliyor. Rojava’nın temel direklerinden biri bu; farklı kimlikten, dinden insanların temsiliyet hakkı. Tabii bir de parlamento dahil bütün kurumlarda olan yüzde 40 kadın kotası.

“Kendi anayasamızı oluşturuyoruz” diyor Gori, “Mesela çokeşliliğe karşı bir kanun tasarısı meclise sunuldu. Doğrudan demokrasi olan bu sistemi yeni inşa ediyoruz.”

Kadınların köle pazarlarında satıldığı bu coğrafyadaki önemli kurumlardan biri Rojava Kadın Akademileri. Belediyelerde, mecliste; ekonomiyi, politikayı belirleyecek kadınlar yetiştiriliyor. Erkeğin ekseninden çıkıp nasıl hayat oluşturulacak; kadın belediyeciliği, kadın şehri nasıl geliştirilecek; tartışılıyor. Aynı törenle nehrin diğer yakasına uğurlanırken, kafamızdaki en büyük soru; 3022 petrol kuyusunun olduğu Rojava, farklı kimliklerin bir arada yaşayabildiği bu sisteme bırakılacak mı?

Yeni istikamet Mahmur Kampı. Yol boyunca IŞİD’in vahşetine uğramış köyleri gösteriyor coğrafyaya hâkim olanlardan biri. Musul kavşağını görünce, tehlikenin daha da farkına varıyoruz. Bir arkadaşının IŞİD tarafından rehin alındığını, yanındakilerin öldürüldüğünü, onun kurtulduğunu anlatıyor. IŞİD’in Mahmur’dan kaçarken koyun başlarını etrafa saçtığını, yatakların arasına bombalar yerleştirdiğini de. Kampa vardığımızda 35-40 kilometre ötemizde IŞİD’le çatışmalar sürüyor.

Belediye başkanı Nuran Sezgin, “Ziyaretiniz bir onur. Özellikle Melda ve Nuray hanımların gelmesinden gurur duyduk” diyor. Bölgede CHP’den bir vekilin olması büyük ilgi uyandırıyor. Öyle ki, biri dayanamayıp “Allah, Allah artık buralara da mı geliyorlar?” diyor. Melda Onur’un onlara tek sorusu var: “Ülkemizde bir süreç yürüyor. Bu kolay değil. Biz milletvekillerinin görevi doğuyu, batıyı, kuzeyi ve güneyi buluşturabilmek. Sadece bir milletvekiliyim. Ama biliyorum ki, genel başkanımız iyi niyetli, bu sorun aşılacaktır. Ben sadece bıraktığınız yere dönmek ister misiniz, bilmek istiyorum.”

Mevcut şartlarla geri dönmek istemiyorlar. Sabah Kürt okullarının kapatıldığını öğrendikleri için sinirliler: “Bir gün bizi dilimizle, kültürümüzle, her şeyimizle kabul ederseniz neden dönmeyelim?”Kampta dört bin öğrenci ikinci dil olarak Türkçe öğreniyor. Bir bardak su için her gün Erbil’in yolunu aşındırsalar da kimliklerini özgürce yaşayabilmekten mutlular. 7 Ağustos’ta peşmerge korumayı vaat ettiği Mahmur’u terk edince“ikinci Şengal yaşanmasın” diye kampı boşaltmak onları çok acıtmış.

Aklıma en çok “Düşmanın gücünden değil, vahşetinden çekindik” lafı kazınıyor. Günde 29 bebeğin öldüğü, bir damla suyun olmadığı bir alanda yeniden hayat inşa edecek dayanıklılıktaki insanlar bu lafı edince, IŞİD’in vahşeti daha iyi kavranıyor. “HPG’nin ve son süreçte peşmergenin de katılımıyla geri dönebildik” diyor Sezgin. Mahmur Kadın Direniş Birlikleri komutanı Sidar Botan, “IŞİD Mahmur’a girmeseydi, bırakmazlardı dağdan inelim, halkımızı savunalım. Şimdi bazıları saldırı yok, herkes yerine çekilsin diyor, ama takmıyoruz. Halkımızı savunmak için YDK olsun, KDP olsun, öz savunma grupları önemli. En son IŞİD eylemlerine peşmergelerle gittik. Bir ilk bu. Peşmergeler alışmamışlar gerilla tarzı savaşa; gece uyumamak, sigara içmemek onlar için zordu. Ama onlar da şehit verdi. Genel anlamıyla iyilerdi. Komutanları da bu tecrübeden memnun.”

Aslında programda peşmerge güçleriyle de görüşme olsun diye çok uğraşılmış, ancak bir türlü randevu verilmemiş. Anlaşılan Mahmur Kampı’nı bıraktıkları için bir mahcupluk duyuluyor. Akla, IŞİD tehlikesinin büyüklüğü karşısında elleri mahkûm kaldığı için bu birlikteliği kurdukları geliyor. Kontrol noktalarından birinde fotoğraf çektirmeyi bile kabul etmiyorlar. IŞİD yok edilince neler yaşanacağı ise şimdilik hepimiz için büyük bir soru işareti.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *