Kopkoyu bir faşizm çöküyor, dağınık Türkiye gazetecilerinin üzerine…

”Tüm bunlar başarıya ulaşmış bir darbenin sonucudur.”

Akıllarda kalmış soru işaretlerine son noktayı koyan bu sözler, değerli meslektaşım Celal Başlangıç’a ait.

Bugün Istanbul’da, Özgür Gündem gazetesi ile dayanışma amacıyla nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı için yargılanan Celal, ‘neler oluyor?’ sorusuna cevaben bunu söylüyordu.

celal

Aynı saatlerde polis canlı yayındaki IMC TV’nin binasına girmiş, ekranı karartma ve kapıya mühür vurma işlemini tamamlamakla meşguldü.

‘Özgür basın susturulamaz’ sloganları eşliğinde.

Celal’in sözlerinin ışığında bakarsanız, şaşılacak, ‘aaa ne oluyor’ denilecek hiçbir şey yok ortada. Olanlar, taa geçen yıl, 7 Haziran ile 1 Kasım arasında İpek Medya ile daha sonra Zaman grubunun üzerinden başlatılan susturma ve yok etme operasyonları silsilesinin sadece devamından ibaret.

Malumunuz, Gezi protestoları esnasında önce AloFatih’lerle patron medyası fena halde hizaya getirilmiş, genlerine derin bir ayar yapılarak Cumhurbaşkanlığı yörüngesine girmeleri sağlanmıştı.

Önce Cemaat medyasının üzerine buldozerler salındı.

Sadece onur ve vicdan sahibi birkaç CHP milletvekilinin, HDP’li birkaç siyasinin haberciliğe, medya özgürlüğüne sahip çıktığı bir suskunluk ortamında, barbarca operasyonlarla Bugün TV, Kanaltürk vs bitirildi.

Çünkü patronları direnmiş, onurunu satmayı reddetmişti.

Cemaat medyası biterken (ki o medya kesimi de daha evvelce Ahmet Şık’ların, Kürt gazetecilerin zulüm görmesine en azından sessiz kalmıştı), medya içi husumet, ideolojik ihtilaflar nedeniyle diğer medya başka tarafa bakmayı, susmayı, hatta kısmen de oh olsun çekmeyi tercih etti.

Oysa, mesele kısmi bir yıkım değildi. Sıra her kesime gelecekti, bu gün gibi aşikardı, çünkü muktedir bu medya içi kilitli husumetten istifade ediyor, tek tek yıkarken kıs kıs gülüyordu.

Kararı belliydi:

Hangi renkten olursa olsun, eleştirel haberciliği ve AKP siyasetine itiraz içeren yorumculuğu tamamen bitirmek.

Ve sıra, darbe teşebbüsünün rüzgarıyla, Türkiye medyasının çeşitliliği, zenginliği, çok sesliliği olan Sol, Alevi ve Kürt medyasına geldi.

Özgür Gündem, DİHA, ve diğerlerinin üzerinden silindir geçti.

Şimdi son safhaya gelinmiş durumda.

En son olarak, sırtını OHAL’e dayamış hükümetinin başbakanının 668 sayılı KHK’den feyz alan ’emriyle’, toplam 20 TV kanalı ve radyo kapatıldı. Aralarında Jiyan TV, Zarok TV, TV10, Hayatın Sesi TV ve Van TV’nin de bulunduğu birçok kanalın yayını durduruldu.

imc

Hiçbir kuşkunuz olmasın: Tek bir çatlak ses, tek bir eleştirel haber alanı kalmayıncaya kadar bu dalga devam edecek.

Hazin olan nedir, biliyor musunuz?

Hazin olan, üç-dört yıldır devam eden bu ‘medyanın köküne tedrici olarak kibrit suyu ekme’ stratejisini hala anlamayıp, ‘ama bize niye bunu yapıyorsunuz?’ yakarmalarının bitmeyişidir.

Kapatılan Yön Radyo Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Mansur Kılınç, mesela, itirazını şöyle dile getiriyor:

“Radyomuz, 23 yıllık yayın yaşamında gerek RTÜK, gerekse diğer idari kurumlardan herhangi bir uyarı almamış nadir kurumlardan biridir. Yön Radyo, Fethullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimine karşı yaptığı yayınlar nedeniyle  RTÜK’ün teşekkür ettiği yayın kuruluşları arasındadır. Kapatma kararının muhatabı olarak Başbakanlıktaki bir komisyon gösteriliyor. Bu karar, AK Parti’nin kendilerinden olmayan bütün yayın kuruluşlarını susturmayı hedeflediğinin bir göstergesi olabilir. Bir diğer ihtimal, söz konusu komisyonda Fethullahçı Terör Örgütü’nün bağlantıları olabilir. Başbakanlığı ciddi bir inceleme yapmaya, hızlı karar alamaya ve bu ayıbı düzeltmeye davet ediyorum.”

 Hazin olan, tam da bu zihniyetin bunca olup bitene rağmen hala devam ediyor olması.

Meselenin FETÖ, PKK şu bu olmadığının, bunların esasen kopkoyu bir faşizmin yerleştirilmesinde bahane olarak kullanıldığının anlaşılmaması. Bir diğer yandan da, ‘ötekilere yapın yapacağınızı ama bize değil’ bencilliğinin, kendine demokrat sefaletinin ifadesi olması.

Faşizm gelmiş, Kılınç hala ‘ayıbı düzeltin’ diyor!

İşte tam da bu yüzden kendi bitirilişinin figüranı haline geldi Türkiye medyası.

Oysa mesele, Celal’in cümlesindeki kadar basit.

Ortada, başarıya ulaşmış bir karşı-darbe var.

Bu karşı-darbeden merhamet, renk ayrımı , ayrıcalıklı muamele beklemek safdilliğin dik alasıdır.

kalemm

Neyse ki, resmi net görenlerimiz de çok.

Diyarbakır’da Özgür Gazeteciler Cemiyeti’nde (ÖGC), Hayatın Sesi, Jiyan TV, Azadî TV, Zarok TV, Van TV ve TV10’un ortak basın toplantısında konuşan Van TV Diyarbakır muhabiri Hülya Emeç altının çizmiş:

“Bu, özgür basına yapılan darbedir. Gerçeklerin sesini kısmak istiyorlar. Bugün sessiz kalanlara şunu söylemekte fayda var; bugün biz kapatıldık, yarın sıra size de gelebilir.”

Azadi TV Genel Yayın Koordinatörü İrfan Uçar:

“Doğan medyası ve Erdoğan medyası dışında kalan tüm kanalların şalteri indirildi. 668 sayılı KHK ile CHP mecliste OHAL’e destek verdi. Oy vermiş olanların yetki verdiği hükümeti gözden geçirmesi ve yapılanların hukuksuz olduğunu tüm alanlarda dile getirerek bir demokrasi nöbeti sürdürmelidir. Paçavraya dönüştürülen demokrasiye sahip çıkmak için demokrasi isteyenlere güvenmekten başka çare yoktur.”

 Bugün Selahattin Demirtaş şöyle konuşuyordu:

”Kapatılan basın kuruluşları onurlarını satmış olsaydı, bugün onlara polis değil, bir bakan giderdi konuk olarak…’

Haklı.

Ama kaç zamandır şunu anlatamadım:

Meslek onuruna, bağımsızlığına sahip çıkmada, mesela Akın İpek ile bugün kapatılan IMC TV’nin sahibi Eyüp Burç arasında, tercih ve tavır olarak bir fark yoktur. İktidara direndiler ve bedeli ağır oldu.

Maalesef, medya içi husumet, ideolojik kilitlenmeler, yan bakmalar ve geçmişe ait hesap sorma güdüsü, medyadaki pek çok arkadaşımızın iki-üç yıldır işsizlik, hapis, el koyma, kayyum vs gibi bitirme stratejisini doğru okumasının önüne perde çekt,, duvar ördü.

Mesleki direniş asgari müştereğinde birleştirici olması gereken meslek örgütleri hep ayrımcı, seçmeci ve seyirci kaldılar. Bağırmaları gerekirken mırıldandılar.

Ve şimdi, iktidardan bağımsız medya adına geriye ne kaldı biliyor musunuz?

Bütün TV ve radyoların çok sesliliğinin kurutulması ardından, anamuhalefet partisi çizgisine yakın dursa da, çok sesli eleştirel tavrını devam ettiren Halk TV.

Düşünün.

Koskoca ülkede gerçeklere mercek tutan tek ve küçücük bir kanal.

Gazete?

Koyu milliyetçi-militarist-İslamcı bulamacına dönmüş, tek sesli, cadı avcısı ve biatkar basında sadece ve sadece Cumhuriyet, Birgün, ve Evrensel.

Mağduriyete, hakka hukuka, insan onuruna sahip çıkan bağımsız ses bırakmadılar.

Devamı da gelecek mi?

Gelecek, çünkü artık gerisi iktidar için, Erdoğan için çok kolay.

Örnek?

Bugünkü Cumhuriyet’in başyazısı, gelecek kara günleri, tabutun kaldırılacağı günleri kaygıyla haber veriyor.

cumhur

Okumanızı tavsiye ederim:

Bugün, siyasi iktidara boyun eğmeden, ülkemizde ve dünyada olan biteni, haberleri sansürsüz ve nesnel olarak halka ulaştırmaya, gerçeği aktarmaya, gazeteciliğin gereklerini yerine getirmeye çalışan, bunun için bedel ödeyen gazete ve televizyon sayısı ancak bir elin parmakları kadar kaldı. Bunlardan birisi de Cumhuriyet’tir. Siyasi iktidar, gazetemizin varlığından, yayınlarından, haberlerinden, eleştiri ve yorumlarından son derece rahatsızdır. Bu nedenle epeyce bir zamandan beri ilgili kişi ve kurumlar tarafından düzenli ve ayrıntılı şekilde mali ve hukuki bakımdan denetleniyoruz. Öyle ki her bir haberimiz, yazımız, her bir gelirimiz, yaptığımız harcamalar tek tek incelenmekte, gerektiğinde mevzuat zorlanarak en ağır şekliyle yaptırımlar devreye sokulmaya, bu yolla Cumhuriyet gazetesi de sindirilmeye, susturulmaya çalışılmaktadır. Şimdi, bunca zorluğa, baskıya, ambargoya, itibarsızlaştırma amaçlı dezenformasyona, dava, hapis, tehdit ve benzeri girişimlere karşın iktidarın güdümüne girmeyen bu gazetenin, ne pahasına olursa olsun bir an önce “hizaya çekilmesi” ya da “yönetiminin değiştirilmesi” amacıyla iktidar destekli yeni bir planın devreye konulduğu görülmektedir.

Cumhuriyet gazetesinin yönetiminde olmayı kendileri için -ölünceye kadar geçerli- kazanılmış hak olarak gören birkaç eski yönetici ve yazarımız da, yeniden seçilememiş olmanın etkisiyle bu kumpasta etkin bir rol üstlenmekte, iktidarın gazeteye müdahale etmesine zemin ve fırsat yaratmak için onunla işbirliği yapmaktadır.

Peki, uygulanmak istenilen bu yeni kumpas nedir?

29 Eylül 2016 akşamı A Haber Televizyonu’ndaki bir programda, yalan yanlış bilgileri sanki gerçekmiş gibi aktaran bir konuşmacı, eski bazı iddiaları gündeme getirdi. Bu gerçekdışı iddiaları ciddiye bile almazdık. Ancak hemen ardından canlı yayına telefonla, Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem bağlandı. Televizyondaki konuşmacının iddiaları arasında yer alan “yönetim kurulu üyeliği seçimlerinin usulsüz yapıldığı ve vakıf senedine aykırı olduğundan geçersiz sayılması için yönetim kurulu eski üyelerinden Alev Coşkun’un Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne şikâyet dilekçesi verdiği, genel müdürlüğün bu şikâyeti reddettiği” şeklindeki iddiayı düzeltmek için aradığını belirtmiştir. Genel müdür, anılan incelemeyi ancak yeni tamamladıklarını, şikâyeti haklı bulduklarını, seçimlerin usul ve mevzuata uygun yapılmadığını, buna dair yazıyı mahkemeye ve ilgili vakfa gönderdiklerini söylemiştir.

Oysa, olguya ve belgeye dayanan gerçek, genel müdürün açıklamasının tam tersidir. Görünen o ki hak, hukuk, adalet, akıl, mantık, olgular ve gerçekler tersyüz edilmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişlerinin, 2014’ün Kasım ayında yapılan şikâyet üzerine bu konu hakkında yürüttüğü inceleme ve soruşturmanın sonucu tarafımıza 15 Mayıs 2015 tarihli resmi yazıyla şu şekilde bildirilmiştir:

“18.02.2014 tarihli yönetim kurulu üyelerinin seçimlerinde vakıf senedinin 11. maddesinde yer alan toplantı nisabına ve yine senedin 10. maddesinde düzenlenen seçim usulüne uyulduğu,

18.02.2014 tarihinde gerçekleştirilen seçim sonucu belirlenen 12 yönetim kurulu üyesinin, vakıf senedi ve ilgili mevzuata uygun olarak seçildiği, değerlendirilmiştir.

Cumhuriyet Vakfı Denetim Kurulu eski üyesi Yeminli Mali Müşavir M. P. ve 18.02.2014 tarihli seçimde ıskat edilen yönetim kurulu üyesi Alev Coşkun’un aksi yöndeki görüşlerini içeren ve raporumuzda ek verilmiş bulunan yazılarda ileri sürülen hususların yasal dayanakları yetersiz olduğundan, bu konuda yapılacak herhangi bir işlemin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

Nitekim, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne yaptıkları bu başvurudan sonuç alamayan şikâyetçiler, konuyu daha sonra yargıya götürmüşlerdi. 2.5 yıl önceki eski seçimin iptali için açtıkları davada, Cumhuriyet Vakfı ile birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü de davalı olarak gösterdiler. Vakıflar Genel Müdürlüğü, davaya verdiği cevapta “haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini” istedi.

Sayın Vakıflar Genel Müdürü, kendi kurumunun inceleme ve soruşturma raporunu, açılan davadaki konumunu ve kurumunun beyanlarını bilmiyor mu? Hiç sanmıyoruz. Bu durumda, gereken inceleme ve araştırmalar yapılarak sonuçlandırılan ve kapatılan bir dosya, hukuk güvenliği ilkesi hiçe sayılarak yeniden açılmış, önceki raporun tam tersi yönde yeni bir rapor düzenlettirilerek, gazetenin ele geçirilmesi için yeni bir planın uygulamaya konulmuş olduğuna dair kuvvetli belirtiler açığa çıkmıştır.

Siyasi iktidarın Cumhuriyet’e kızmasını, öfkelenmesini, yayınlarından rahatsızlık duymasını, ne pahasına olursa olsun susturmak, yıldırmak, belli bir çizgiye çekmek ya da kayyıma devretmek suretiyle kapatmak istemesini anlıyoruz. Ama uzun yıllar bu gazetede yöneticilik ve yazarlık yapmış olan biri eski bakan, diğeri halen milletvekili, iki eski Cumhuriyet Vakfı yönetim kurulu üyesinin, siyasi iktidarla aynı amaçta ve yolda birleşmelerini üzülerek izliyoruz. Bu arkadaşlarımızın yeniden yönetime gelmeleri için AKP medyasının, bürokrasisinin ve iktidarının, her türlü hukuksuzluğu da göze alarak, kendilerine destek olması zaten fazla söze gerek bırakmıyor.

93 yıllık geleneği olan çok saygın ve köklü bir gazeteyi, iktidarın teksesli medya amacına alet edenleri okurlarımızın ve kamuoyunun hakkıyla değerlendireceğine inanıyoruz.

Cumhuriyet’teki tüm işlemler ve kararlar vakıf senedine, hukuka ve yasaya uygun olarak yürütülür. Hukuka uygun davrananların alt edilmesi olanaksızdır. Bu yeni oyun da tutmayacaktır. Cumhuriyet gazetesinin yayın ilke ve politikasından ödün vermeden yayınını sürdüreceğinden ve iktidara teslim olmayacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Bugün, evet, kapkara bir gün daha.

İnsanın içinde daha fazla kararacak bir şey bırakmadılar.

Mesele basittir:

Kopkoyu bir faşizm, bağımsız-özgür medya adına ne varsa bitirmeye kararlıdır ve bunu göz göre göre yapmaktadır.

Aynen Celal Başlangıç’ın dediği gibi:

”Tüm bunlar başarıya ulaşmış bir darbenin sonucudur.”

Maalesef medya çalışanları arasında birlik yoktur ve olacak gibi de durmamaktadır.

Şimdi ne olacak biliyor musunuz?

Kapatılan Kürt, Alevi medya kuruluşu çalışanlarının basın kartları da iptal edilecek.

O halde.

Eğer bıçak kemiğe dayandıysa, gelin ey Türkiye gazetecileri, sarı kartlarımızı açık protesto ve dayanışma adına, topluca meydanlarda yakalım, veya  Başbakanlık Basın – Yayın Genel Müdürlüğü’ne iade edelim.

Özgürleşelim.

 

gsd_logo_turkce_200px

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *