Kimden yanasınız? Habercilikten mi, güçten mi, kişisel çıkardan mı?

Blogum, NAR, bundan böyle Kıbrıs’ın çok değer verdiğim web sitesi Gazete360 ana sayfasında da sizlerle buluşacak. Günlerin içinde, akışa bakarak, kısa kısa, bazen uzun alıntılarla, en önemli gelişmelerin ayrıntılarını, link’lerle dikkatinize getirreceğim.

 

Aysu Akter’e teşekkürlerimle.

 

Sizleri NAR’a da bekliyorum!

 

***

 

Türkiye, tarihinin en büyük yolsuzluk iddialarını kapsayan devasa soruşturma sürecinde yeni açıklamalar ve soru işaretleriyle dopdolu bir güne uyandı.

 

Önce, medya boyutu.

 

Türkiye’nin en büyük sorunlarından birisi, büyük patron medyası tarafından kafasına tasma, ağzına bant takılan sözde ‘büyük’ medyanın ülkenin kaderine hükmeden kritik habercilikten ve bağımsız yorumcluktan uzaklaştırılmasıydı. En önemli sınavımız, yolsuzluk, hırsızlık, uğursuzluk ve suiistimallerin üzerine gidecek araştırmacı gazeteciliğin, tamamen iktidara bağımlı ve uşak hale gelmiş patronlarca engellendiği bu ortamda havlu atıp atmamak konusundaydı.

 

Ama Türkiye’de habercilik ölmez. Boğamazsınız.

 

***

Yine de, yaşanan son soruşturma dalgasında üzücü resimler var.

 

Dalga, meslek insanlarını ahlak, cvicdan ve akıl bakımından test ediyor. Her gün.

 

Nazlı Ilıcak, katılın katılmayın, kendi görüşlerini savunmakta ve paylaşmakta ısrar ettiği için iki gün önce Sabah’tan kovuldu. Bir ihtimal, yazısı da sansürlendi o gece.

 

Dün de, Ahmet Taşgetiren Bugün gazetesindeki köşesini kapattı.

 

Veda yazısı şöyle:

 

Bugün veda günü.
Uzun yazmayacağım.
Gelinen noktada, BUGÜN’de yazı hayatımın zorlaştığını ve böyle bir vedanın kaçınılmaz hale geldiğini düşünüyorum.

Ben AK Parti’yi Türkiye’nin, son 60 küsur yıllık hayatının bir kazanımı olarak değerlendiriyorum.

Aynı şekilde Hizmet Camiası dahil bütün hizmet yapılarının, Türkiye’nin iyilik yolunda ilerlemesinin önemli unsurlarından olduğuna inanıyorum.

Son süreçte AK Parti Hükümeti ile Camia arasında yaşananların, iki yapıyı da yıpratmadan sonlanması için çaba sarf ettim. Ama son hadisenin de getirdiği kopuş önlenemedi.

Türkiye hangi boyutta ve nereye uzanırsa uzansın yolsuzluklarla mücadele etmeli.

Ama ben son operasyonu sadece bir yolsuzluk operasyonu olarak görmedim. Bu, başka bir savaşın uzantısı bana göre. Ve ben o noktada gazetemin genel yayın çizgisi ile çok farklı duruyorum.

Sondan bir önceki yazım “Allah’tan hayırlısı” diyerek bitiyordu. Bugün de diyeceğim odur: Allah’tan hayırlısı.

Rabbim niyeti hayır olanları korusun.
 Allah’a emanet olunuz.’

 

***

 

Ama, herşeye rağmen, bir ara Hakkın Rahmetine Kavuştu demeye hazırlandığımız gazetecilik, yolsuzluk soruşturması üzrinden yeni bir ‘nefes alıp verme’ safhasına geçti.

 

Hasan Cemal, bugünkü T24’teki yazısında konuyu umutla işliyor:

 

‘Sizin burnunuza pis kokular gelmiyor mu?

Yoksa her şey komplo mu?

 

Rüşvet, yolsuzluk, kara para aklamak…

Hiçbiri yok mu?

Öyle mi?

Hepsi psikolojik savaş mı?

Ayakkabı kutularında, yatak odalarında paralar…

Para sayma makinaları…

Bütün o görüntüler, tapeler…

Tümü tertip mi?

Kirli senaryo mu?

Kökü dışarıdaki karanlık örgütlerin marifeti mi hepsi?

Tayyip Erdoğan’ın deyişiyle, devlet içinde devlet olan çeteler hükümeti devirmek için Gezi’den sonra ikinci kez harekete mi geçtiler?

Her şey bu kadar basit mi?

 

Erdoğan ve yandaşlarına göre öyle.

İyi güzel de, bir yargı süreci başlamadı mı?

Başladıysa, yargı bağımsız değil mi?

Bağımsız yargıda savcı düğmeye basar, onun emrindeki polis harekete geçer.

Öyle değil mi?

Başbakanlar da, bakanlar da, yani yürütme de buna karışmaz, karışamaz.

Karışırsa anayasal suç işlemiş olur.

Kuvvetler ayrılığı bunu gerektirir çünkü…

Kuvvetler ayrılığı olmayan rejime demokrasi denmez çünkü…

 

Peki, şimdi bizdeki durum böyle mi?

İstanbul’da, savcıların emrinde ‘operasyon’u yürüten polislerin apar topar görevlerinden alınması ne demektir?

Hukuk devleti’yle, ‘hukukun üstünlüğü’yle bağdaşır mı bu görevden almalar?

Sanmıyorum.

İçişleri Bakanı’nın oğlu içeride; Sayın Bakan koltuğunu korurken, operasyoncu polisler koltuklarından uçuruluyor.

Bunu kime anlatabilirsiniz?

Dünyanın herhangi bir yerinde aklı başındaki bir hukukçuyu, bu işin hukukiliğine inandırabilir misiniz?

Yargı süreci başlıyor.

Siz Başbakan olarak, Başbakan Yardımcısı olarak televizyon kameralarının karşısına geçip bağırmaya başlıyorsunuz:

“Kirli operasyon!”

“Hükümeti yıkmaya yönelik psikolojik savaş!”

“Devlet içinde devlet olan çeteler!”

Oldu mu?

Nerede kaldı yargı bağımsızlığı?

Bu tavrınızla yargıya karışmış olmuyor musunuz? Yargıya açıktan sopa göstermiş olmuyor musunuz?

Bununla da yetinmiyorsunuz.

30 küsur ilde, çoğunluğu yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık, kara para aklama gibi parasal dalavere operasyonlarıyla doğrudan ilgili polis şeflerini görevden almaya başlıyorsunuz.

 

Neden?..

Yeni operasyonlar’ın yolunu kesmek için olabilir mi? Bu soru akıllara takılmaz mı?

Bir başka soru:
‘Operasyon’da çocukları gözaltına alınmış bakanların hâlâ koltuklarında oturmaları etik bir davranış olabilir mi?

Klasik deyişle, soruşturmanın selameti bakımından derhal istifa etmeleri gerekmez miydi bu bakanların?

Etmedilerse, onları görevden almak Başbakan Erdoğan’a düşmez miydi?

O kadar çok soru var ki.

Acaba başka ‘operasyon’ların yolu mu kesilmek isteniyor?

Yargıya, emniyete gözdağı mı verilmek isteniyor?

Acaba delillerin karartılması mı var gündemde?

 

Bir noktayı vurgulamakta yarar var.

Yolsuzluk konuları kaç yıldır kapalı kapılar arkasında konuşuluyordu.

Deniliyordu ki:

Medya, iktidar tarafından korkutulduğu için yolsuzlukları haberleştiremiyor, kamuoyuna yansıtamıyor, görevini yapmıyor.

Bunda gerçek payı büyüktür.

Ama şimdi bu ‘korku duvarı’nın yıkılmaya başladığı görülüyor.

Kısacası :

Artık bir şeyler yırtılmaya başladı.

Başbakan Erdoğan’la iktidar odakları acaba bu ‘yırtılma’yı bir yerde önlemek, ‘korku duvarı’nın tümüyle yıkılmasını engellemek için mi her yana gözdağı vermeye gayret ediyorlar?

Tıpkı Gezi sırasında olduğu gibi, muhalefeti sindirmek mi tüm amaçları?< /i>

Eğer öyleyse, nafiledir bu.

Boşuna uğraşmasınlar.

Çünkü Tayyip Erdoğan’ın yanında saf tutmuş ‘yandaş medya’dan ibaret değil artık medya düzeni.

Kendilerini Erdoğan iktidarıyla özdeş kılarak gazetecilik mesleğine ihanet edenler her devirde görüldü.

Bugün de ne yazık ki var.

Ama bugün artık, demin belirttiğim gibi, bir şeyler yırtılmaya, korku duvarı aşılmaya başlıyor.

Bu açıdan Gezi ilk kırılma noktasıydı.

Şimdi ikincisi yaşanıyor.

Bu konuda kuşkum yok.

Gezi döneminde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözü sloganlaşmıştı.

Bugün de öyle.

 ‘Pis kokular’ın yükseldiği bir dönemde, aşağıda sıraladığım demokratik değerlere sarılmaktan başka çaremiz yok.

Yazının devamını buradan izleyebilirsiniz:

http://t24.com.tr/yazi/korku-duvari-yikiliyor-medya-duzeni-artik-yandas-medyadan-ibaret-degil/8083

 

***

 

Soruşturmanın yaprak yaprak açılan boyutlarına gelince.

Mızrağın çuvala sığmadığı ve sığmayacağı bir döneme girilmiştir.

Gözleriniz Türkiye’nin cesur gazetecilerinin verdiği haberlerde olsun.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *