Kan gölü, can pazarı, gasp, zulüm, kin: 'Hepiniz birimiz için, anlayınız artık!'

Ülke kan gölü, can pazarı, öfke seli.

Şemdinli’deki PKK saldırısında 10’u asker  18 yurttaş hayatını kaybediyor.

Başbakan Binali Yıldırım’dan açıklama:

“5 ton bir patlayıcıyla yol kontrol noktasına intihar dalışı yapan bir kamyonet canlı bomba kendisini ve bombayı patlatmak suretiyle bu olay meydana gelmiştir. Şu an itibariyle 10 askerimiz var şehit, 8 sivil vatandaşımız var, yaralılarımız var.”

5 ton!

Ortada ne bir istihbarat kalmış, ne tedbir.

Güvenliği koruması gerekenlerin kendilerinin can güvenliği yok olmuş. Kim neyi nasıl koruyacak artık belli değil.

Artık kayıp bilançosu dahi tutulmaz halde.

‘Bu kadar sorumsuzluğa rağmen bu hükümet, bakanlar niye hala orada oturuyor?’ diye sorma cesaretini gösterecek medya kuruluşu kalmamış durumda.

Ama bu acz, aynı ‘iktidarın’ hemen yayın koymasına engel değil.

Bursa’da Ankara Katliamı’nı protesto eden 30 kişinin karga tulumba derdest edilmesine de.

Gücü sivil muhalefete yeten, bununla övünen gerinen bir iktidar bu.

Onun için asıl önemli olan, OHAL üzerinden daha fazla güç paketlemek, ne yetki varsa kendinde toplamak.

‘İster ölün, ister hastanelik ve hapishanelik olun, ister işinizi gücünüzü malınızı varınızı yoğunuzu, pırıl pırıl çocuklarınızı kaybedin, hepiniz birimiz için!’ diyorlar.

Hepiniz birimiz için.

Her icraat bunun izahatına katkı.

Bir haber:

Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Adli Yıl Açılışı’nın ardından bir kez daha yargı üyelerine ev sahipliği yapacak. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) hakim ve cumhuriyet savcı adayları ile idari yargı hakim adaylarının kura töreninin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı içerisinde yer alan kongre merkezinde yapıacağını açıkladı.

HSYK’nin internet sitesi üzerinden yapılan açıklamada, “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesi ekli listede ad, soyad ve sicilleri yazılı adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcı adayları ile idari yargı hâkim adaylarının mesleğe kabullerine karar vermiştir” ifadelerine yer verildi. Meslek öncesi eğitimlerini başarı ile tamamlayıp mesleğe kabullerine karar verilen adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcı adayları ile idari yargı hâkim adaylarının Kur’a töreninin, 12 Ekim tarihinde saat Beştepe Millet ve Kongre Kültür Merkezinde, yani Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenleneceği, kura töreni öncesi ‘ikram’ yapılacağı vurgulandı.

Bir başka haber:

‘Bu yıldan itibaren ‘Ak Saray’da düzenlenecek olan akademik yıl açılış törenlerinin ilki 18 Ekim’de yapılacak. Devlet ve vakıf üniversitelerinin rektörleri başta olmak üzere idari kadro ile başarılı öğrencilerin de katılacağı törene iki bine yakın akademisyen davet edildi. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Prof. Dr. Yekta Saraç, bu törenleri geleneksel hale getirmek istediklerini belirterek, “Akademik yıl açılışları bir şölen haline gelecek” dedi.

Gitseniz bir türlü, gitmeseniz bir başkam türlü.

Gideceksiniz.

Bu girdap başkalarına benzemez.

Malumunuz, Adli Yıl Açılış Töreni bu yıl ilk kez ‘Ak Saray’da yapılmış, yargı bağımsızlığına darbe vuracağı eleştirileri de bu karardan dönülmesine engel olmamıştı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, törene katılmamıştı. Tören, Erdoğan’ın salona girdiği an, yargı üyelerinin ayağa kalkarak alkışladığı anla akıllara kazınmıştı.

Yargının prangalanması ve Beştepe’deki ‘üst akıl’a tabi ve itaatkar kılınması amacı açık olan – ve başarıya da ulaşan – bu adım sayısı iyice azalan demokrasi savunucusu tarafından kuvvetler ayrılığının bitişi olarak tanımlansa da, iktidara sadece ‘vızıltı’ gibi gelmiş, vızıltı gibi geçip gitmişti.

yargi6

OHAL düzeni, Allah’ın öyle bir lütfu ki, şimdi yetki ve gücün tek elde toplanması için Erdoğan’a sadece gaza köküne kadar basmak kaldı.

O da zaten öyle yapıyor.

Yapıyor ama, bunun sonucu, 12 Eylül ertesinde olduğu gibi, Avrupa Konseyi ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sonunda çökmesi anlamına gelecek.

Hukukçular açık açık söylüyor:

‘Türkiye’de hukukun kırıntısı dahi kalmamıştır.’

coe

Avrupa Konseyi, 15 Temmuz sonrası inşasına geçilen otokrasi rejiminin fotoğrafını aşikar olarak gördüğü için olsa gerek, OHAL ve KHK’lerin “Avrupa hukuk normlarına uyup uymadığının belirlenmesi amacıyla” inceleme kararı almıştı.

Konsey Denetim Komisyonu, anayasal konularda referans kurum olan Venedik Komisyonu’ndan her iki konuda görüş talep etti bile.

Bu arada, yıl sonuna kadar OHAL zırhı arkasında atılan bütün adımlar, uygulamaya konulan işlemler, tek tek raporlanacak ve Konsey’e sunulacak.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in OHAL ve uygulamalarının sonuçları üzerine yayınladığı kapsamlı ve sert içerikli memorandum bunun ilk adımı. Gerisi de gelecek.

AYM önünde 20 bin şikayet başvurusu var. Meclis’te kendinden geçmiş AKP’liler ne derse desin, ayyuka çıkan işkence iddiaları ama öyle ama böyle hem müteakip raporlara yansıyacak, hem de AİHM’de peşpeşe şikayetler yağmaya başlayacak. Mülkiyet hakkının gaspı, sadece AİHM değil, Uluslararası Tahkim süreçlerinde de Türkiye’ye muazzam vakit, enerji ve – emin olun – para kaybına yol açacak.

Bir fikir edinmek istiyorsanız, Avrupa Konseyi raportörünün uzun metninden ‘OHAL felaketi’ ve KHK rejimi ile ilgili bazı bölümlere göz atın:

  • Keyfi güç yarattı: KHK’ların kapsamı ve uygulaması kamu sektörüyle sınırlı kalmadı. Yayınlanan kararnamaler onların (kamu görevlileri) yanı sıra, sivil toplumu, belediyeleri, özel okulları, üniversiteleri, tıbbi kurumları, yasal profesyonelleri, medyayı, iş ve finans çevreleri ve şüphelilerin ailelerini de süpüren bir etki yaptı. Ayrıca, bu KHK’larla oluşturulan yöntemler idari ve ceza kanunu ile olağan dönemdekilerden önemli bir sapma gösteriyor.
  • Sınırsız takdir yetkisi var: Temmuz’dan bu yana yayınlanan bir dizi KHK’larla sınırın aşıldığı, adeta idari ve yürütmeden sorumlu yetkililer için sınırsız takdir yetkisi veren güçler yaratıldığı, demokratik toplumlarda olağan olarak uygulanan hukukun üstünlüğü ve insan hakları temel ilkelerinden uzaklaşıldığı gözlemleniyor. AİHS’nin garanti altına aldığı insan haklarına yönelik müdahalelerin büyük kısmı da doğrudan bu takdir yetkisinin kullanılmasındandır. Hukukun üstünlüğü olmadan insan haklarının korunması imkânsızdır.”
  • ‘Artık normale dönün’: Çok sayıda tutuklama, gözaltı, işten uzaklaştırma, atma gibi tedbirler acil durum yetkileri ve prosedürleriyle alınmıştır ancak Türk demokrasisisne açık ve mevcut tehdidin iki buçuk ay geçtikten sonra, ufacık bir miktar bile azaltılmaması anlaşılmaz bir durumdur. Öncelikli olarak OHAL mantığı bir kenara bırakılmalıdır. Adli ve idari prosedürlerin ve OHAL’i gerekli kılan hedeflerin uygulanmasında normal mevzuata (yasama) dönülmesinin zamanı gelmiştir.
  • ‘KHK’leri iptal etmeye başlayın’: OHAL’in 90 gün daha uzatılacak olmasından duyduğu üzüntü vericidir. Türk yetkililer, uygulamasında büyük oranda keyfilik yaratan ve olağan garantilerden uzaklaşan OHAL kararnamelerinden başlayarak bunları hemen iptal etmeye başlamalıdır. Türkiye bu mücadeleyi insan hakları, hukukun temel ilkeleri, masumiyet karinesi, suçun ve cezanın şahsiliği, kanunsuz ceza olmaması, yasaların geriye yürümemesi, savunma hakkı ve kuvvetlerin eşitliği presiplerine uyarak vermelidir.
  • HSYK’den ihraçlar basmakalıp: HSYK’nin aldığı ihraç kararları temel standartlara uymamaktadır. Ömür boyu kamu sektöründen yasaklanma, pasaportların iptali, mevcut anlaşmaların askıya alınması gibi uygulamalar rahatsızlık vericidir.
  • Geri dönüşü yok: Basit bir idari veya yürütme kararıyla gazetelerin, televizyonların, derneklerin, özel şirketlerin kapatılmasına ve mal varlıklarının hazineye devrine acilen son verilmesi gerekir. Çünkü bunlar geri dönüşü mümkün olmayan hasar yaratacaktır.

Bu rapor yarın (pazartesi) Avrupa Konseyi’ne sunulacak.

Ardından, Konsey Parlamenterler Meclisi konuyu görüşecek.

Ve Ocak ayından itibaren, Türkiye’nin aynen 12 Eylül sonrasında olduğu gibi ‘izleme’ yani ‘denetleme’ sürecine alınıp alınmayacağı karara bağlanacak.

OHAL, dört başı mamur bir faşizmin inşası için çimento olarak böyle kullanıldığı sürece, Türkiye’nin sadece Konsey’den değil, Avrupa Birliği sürecinden de hızla kopacağından emin olabilirsiniz.

Kimbilir, Beştepe’deki ‘üst akıl’ da bunun üzerine gidiyor herhalde.

‘Sonuna kadar gidecek, kopartırlarsa onlar kopartsın, benim mutlak iktidarım böylece rahatlar, yürür giderim kardeşim İlham Aliyev gibi, Putin dostum gibi’ diye düşünüyor.

Öyle, çünkü  bu yapılanların başka bir mantıkla izahı yok.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *