İşsiz bırakılmak yetmedi, bir de gözaltı – benden de gelsin bir açıklama

Sevgili okurlar.

Türkiye’de huzur, refah, barış ve karşılıklı güven içinde, öngörülebilir bir hayatı kendileri, başkaları ve özellikle de çocukları-torunları için ümit ederken, kendilerini kapkaranlık bir ölüm ve kıyım çukuruna yuvarlanırken bulan, son yıllarda kaygı ve korku dışında hiçbir duyguyla yaşayamaz hale gelen değerli insanlar.

Siyasi rengimiz ne olursa olsun, dürüstlüğü ortak şiarında buluşmuş olan gazeteciler, yorumcular olarak sizleri hiçbir zaman habersiz, fikirsiz bırakmamak için elimizden gelen çabayı gösterdik. Gerçeğin sizi aydınlatacağına, özgürleştireceğine inandık.

Gerçeğin binbir yüzü olduğuna inanan medya emekçileri olarak sizlere her birimiz kendi merceğimizden, meşrebimizden, ve meslek ahlak ve görgüsünden milim sapmadan gördüklerimiz, duyduklarımızı, sorulara aldığımız cevapları, gidişattan anladıklarımızı, naçizane kanaatlerimizi aktarmaya çalıştık.

‘Biz’ derken elbette medyada bir avuç gerçek gazeteciden söz ediyorum. Onlar size şucu, bucu gibi ayrık görünebilirler, bakmayın, iş gerçeğe geldi mi, özünde vicdan olan haberci, ama sol ama sağ eğilimli olsun, ama liberal, ama Kemalist, ama cemaatçi, ama Kürt, ama muhafazakar olsun, özündeki vicdanı öldürmemiş meslek erbabı olarak size yani kamuya hizmeti esas saymıştır.

Kokuşmuş bir iktidara, onu kuklacı gibi yöneten ‘tek-seçici’ye, ona biat etmiş bürokrasiye, medyanın yüzde 90’ını çürümüş egemenlerin hizmetine koşmuş medya patronlarına ve onların çıkarı için ruhunu kiralamış sözde gazetecilerden söz etmiyorum.

Ama maalesef hemen hemen hepimizin sesi kısılmış durumda.

Bizi hapislere tıkıyorlar. Asşi suçlulara afla boşaltılan cezaevlerine her gün onar-yirmişer gruplar halinde gazeteciler, aydınlar, yazarlar gönderiliyor.

Türkiye’nin rengi ne olursa olsun paraya ve güce tamah etmeyen gazetecilerinin ekmek kapısını kapattılar, onları açlığa da mahkum ettiler.

Basın-İş sendikası 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana işinden ekmeğinden olan gazeteci sayısını 2.308 olarak açıkladı geçenlerde. Gezi olaylarından Haziran 2016’ya kadar atılanların sayısını 4.000 olarak veren kaynaklar var.

Binlerce gazeteci işsiz. Onların boşluğunu ya ruhunu kiralamış ve bukalemuna dönmüşler, ya da vasıfsız, meslekten bihaber iktidar uşağı birtakım propaganda memurları doldurmuş vaziyette.

Mesele benim gözümde aslında öyle basit ki.

Bunu da en güzel anlatan, değerli – ama talihsiz – meslektaşım, hali hazırda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlığını da -geçim derdi nedeniyle yapmakta iken paldır küldür gözaltına alınan Murat Aksoy oldu.

Cezaevinde kendisini ziyaret eden bir milletvekiline şunu söylemiş Aksoy:

“Terör örgütünü bilerek ve isteyerek övmekle suçluyorlar beni. Birçok gazeteye gittim, Hürriyet’e, Cumhuriyet’e, ama iş vermediler. 2014’te Şubat-Eylül arasında T24’te para almadan yazdım. Teklif geldi ben de yazdım. Bu yazılardan suçlanıyorum. Yazılarım tamamen eleştiri; ‘AKP kendi devletini kuruyor’, ‘Sivil itaatsizlik’, ‘Erdoğan’ın 2.Kurucu Babalık Hayali’ gibi yazılar. Her eleştiriyi cemaate destek olarak yorumluyorlar. Sadece eleştirdiğimiz için ceza verildi bize. Benim cemaatle uzaktan yakından alakam olmadığını herkes biliyor. Şu anki bakanlar da beni yakından tanır. İki şey istedim, birincisi daha çok demokrasi daha çok özgürlük. İkincisi çocuklarım namerde muhtaç olmasın.”

İstihdam kurallarının diğer sektörlerden çok daha berbat işlediği medyada hepimiz, geçinebilmek, asgari yaşam standartlarıyla işimizi yapabilmek için yıllardır canımızı dişimize taktık ve bizleri kendi çıkarlarına alet etmek isteyen işverene karşı bu kutsal mesleğin kamusal değeri adına mücadele ede ede, bir ucunda hapi bir ucunda işsizlik olan değnekle terbiye edilmeye çalışıldık.

Bir kısmımız aynen Murat’ın dediği gibi sırf anayasanın bize tanıdığı sorgulama ve eleştirme hakkını kullandığı için şimdi hapiste, maalesef bu sayı daha da artacak, çünkü zalimin sınır tanımadığı bir dönemdeyiz, ve bir kısmımız da gelir kapıları kapalı hale geldiği için yazamaz çizemez durumda.

Aynı şey bilmemkaçıncı kez benim de başıma geldi. Gezi sürecinde eleştiri hakkını kullandığım için işimden atıldım, akılları sıra aşağılamaya çalıştılar, başka yerlerde iş bulmamı engellediler, bulduğum medya işleri de bir bir kapatıldı.

Bu bir sürek avıydı.

Öyle bir sürek avıydı ki, işten atıp parasızlığa mahkum etmeleri yetmedi, Today’s Zaman gibi tüm dünyanın okuduğu, her renkten görüşün yer aldığı bir referans gazetesinin dijital arşivi, hafızası Afrika ülkelerinde bile eşi görülmemiş bir barbarlıkla imha edildi.

O gazetenin birçok araştırmada gönderme yapılan haberleri, benim de aralarında yer aldığım köşe yazarlarının yazılarını bulmak mümkün değil artık.

Yaşanan, işte böyle gözü kararmışlık, kapkara bir zulüm dönemidir.

Bunlar yetmiyormuş gibi, daha sebebini avukatlarımın bile öğrenemediği bir şekilde hakkımda gözaltı kararı çıkardılar, evime girdiler.

Böyle bir acımasızlığa ve düşünce düşmanlığına pabuç bırakacak değiliz elbette. Biz gazeteciyiz, işimiz iktidarları eleştirmek; yolsuzlukları, haksızlıkları, görev suiistimallerini, hukuksuzluları haberleştirmek.

Bunlara ‘kalkışmak’ artık suçtur Türkiye’de.

Ama, ne yapalım ki, işimiz bu.

Genlerimizde gazetecilik var.

O nedenle sizlere bir kez daha duyurmak istedim.

Sesimi duymaya devam edeceksiniz.

Biat ettirilen medya bizlere kapıları ne kadar kapatırsa kapatsın, internet ortamında, yazılar ve analizlerle buluşacağız.

Bu blogda haftada en az iki – üç kez bir araya geleceğiz.

Desteğinizi blogumu okumakla gösterin.

Paylaşın, duyurun, olumlu veya olumsuz tepki verin.

Sosyal medyada bağımsız sesleri yaşatalım, güçlendirelim.

Şimdilik bu bile yeter.

Gazeteciliği suç haline getirmeye çalışanlara, yaptıklarını, özgürlükleri tepe tepe kullanarak surtalarına geri çarpmak bile şun andac yeterli.

Unutmayın, bu dönem böyle sürmeyecek, süremez çünkü, bitecek.

Ve ne kadar kokuşmuşluk, çürümüşlük, yalancılık ve kötülük varsa önüne katıp götürecek.

Umudunuzu kaybetmeyin.

Gerçekler hepimizi özgürleştirecek.

gsd_logo_turkce_400px