Hukuk'ta OHAL büyürken rejim krizi derinleşecektir, şüpheniz olmasın

Mevcut durumu ipe sapa gelmez sosyolojik analizlere, seçmen reflekslerine kilitli yorumlara sınırlayarak meşrulaştırma çabasında olan iktidar dalkavuklarına itibar etmenin bir anlamı yok.

Mevcut durum bellidir.

Türkiye 2010’dan beri kartopu gibi büyüyen bir kirli siyaset sarmalı içinde düğümlenmek üzeredir.

Din ve para ekseninde güç kazanmış bir siyaset mühendisliği, korkuyu ve baskıyı tek geçerli siyaset aracı kılan hukuk itlafı ve eski Türkiye’nin ‘derin’ unsurlarıyla ittifakı Yeni Türkiye adı altında sunmak gibi akla fikre zarar yöntemler sonunda, Cumhuriyet tarihinin en ucu açık, kırılgan dönemine girilmiştir.

Toplumsal düzlemdeki üçlü parçalanma (laik, siyasal İslamcı ve Kürt), seçilmiş siyasette yüzde 10 gibi faktörlerle beslenen bariz denge bozukluğu, anayasal uzlaşma zemininden kopuş, belalarla dolu bir gelecek vadetmektedir.

Yaşanan, bir rejim krizidir.

Bu krize, her türlü uzlaşmayı reddeden; yönetmeyi çatışma ve çatıştırma, inkârcılık, inat, hayali düşmanlar üretme, faydacılık üzerine kurgulanmış kamplaştırma gibi tam da eski Türkiye’yi tarif eden zihniyetle eşleşerek sürdürmeyi tercih eden AKP yol açmıştır.

2011 seçimleri sonrasında başlayan ‘mutlak iktidar’ yoklamaları, 17-25 Aralık sonrasında bir ‘ağır çekim darbe’ye dönüşmüştür.

Her devleti iyi-kötü demokrasi kılan üç kuvvet hızla tekleşmekte, halkın hem haber alma hem de iktidardan hesap sorma aracı olan Dördüncü Kuvvet, yani gazetecilik/habercilik sıfırlanmaktadır.

Hukuk ‘mutlak iktidar’ kapısının maymuncuğuna dönüşmektedir.

Medyanın maruz kaldığı eziyetler silsilesine eklenen 14 Aralık yayın kuruluşları basma dalgası üzerine yaptığı analizde hukukçu Ümit Kardaş hukuk alanındaki ‘ağır çekim’i özetliyordu dün:

“Dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, paralel yapıyı hedef göstererek ‘Onlara şunu yapacağız, bunu yapacağız, bir proje geliştiriyoruz’ gibi sözler kullandı. Bu sözlerin ardından Sulh Ceza Hâkimlikleri kuruldu. Üzerine siyasetin gölgesi düştü. Bu durum tabii hâkim ilkesini de tartışmalı hale getirdi. HSYK’nın yapısını da düşünecek olursak, Adalet bakanı ve müsteşarın bulunduğu kurulun bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalı. Yargıtay Başkanı Ali Alkan’ın da dile getirdiği gibi bir yıl içerisinde 2-3 defa yeri değişen hâkim, kendini güvende hissetmez. Takrir-i Sükûn Kanunu, İstiklal Mahkemeleri, Sıkıyönetim Mahkemeleri, DGM, Özel Yetkili Mahkemeler ve Sulh Ceza Hâkimlikleri’ne kadar gelmiş durumdayız.”

Bu, bir hukuk ‘OHAL’inin tasviridir.

Otokratik rejime kadar gider

Bir kere ‘ağır çekim darbe’ yoluna girildi mi, dönüşü olmaz.

Bu, ya feci bir yol kazasına ya da toplumun güdülen bir sessiz sürüye dönüştüğü otokratik rejime kadar gider.

Nitekim örnektir, hükümetin özgürlük adına baş belası olarak gördüğü internet karşıtı hamleleri, yargısal direnişlere rağmen bitmek bilmiyor.

Torbaya gene aynı madde sokulmuş durumda: Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Başbakanlık ve ilgili bakanlıkların talebi üzerine, hâkim kararı olmadan, ‘kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, milli güvenlik, kamu düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi ve genel sağlığın korunması’ gerekçesiyle ‘içerik çıkarma veya erişimin engellenmesi kararı’ verebilecek.

Daha da önemlisi, TİB bu madde kapsamındaki suça konu internet içeriklerini oluşturan ve yayanlar hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunabilecek. Bu bilgileri vermeyen içerik, yer ve erişim sağlayıcıların sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 3 bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.

Fiili başkanlık sisteminin önceki gün Beştepe’de göstere göstere denendiği, anayasası askıya alınmış Türkiye’de bu demokrasi düşmanı hamlelerin sonunun gelmesini beklemeyin.

Öte yandan, Erdoğan-Gül ittifakının bile çöktüğü bir dönemden sonra, Erdoğan-Davutoğlu işbirliğinin ayakta kalmasını da beklemeyin.

Rejim krizi büyüyecektir.

Şüpheniz olmasın.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *