Hidayet Karaca’nın ‘yayın politikası nedeniyle tutukluluğunun devamına…’

Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın tutukluluğuna itiraz ‘yayın politikası’ gerekçesiyle reddedildi.

Hidayet Karaca‘nın avukatı Fikret Duran, haberi Twitter’dan duyurdu. “Hidayet Karacanin tutukluluguna yaptigimiz itiraz hakim tarafindan “yayın politikası” nedeniyle reddedildi.” diye yazan Duran, hedeflenenin STV’nin yayınları olduğunu vurguladı. Hidayet Karaca, 129 gündür Silivri Cezaevi‘nde hukuksuzca tutuklu bulunuyor.

Dün yapılan duruşmanın kararı bugün açıklandı.

4. kez yapılan aylık inceleme neticesinde İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimi Atila Öztürk, 9 kişinin de tutukluluğunun devamına karar verdi.

Hidayet Karaca’nın tutukluluğunun devamına yayın politikası gerekçe gösterildi. Hakim, yıllar önce biten bir dizinin senaryosu gerekçe gösterilerek tutuklanan Karaca’nın var olduğu iddia edilen örgütün yayın politikasına uygun yayınlar yaparak örgüt yöneticisi olduğuna dair delil bulunduğunu ileri sürdü.

Eski emniyet müdürleri için ise Yurt Atayün, Ali Fuat Yılmazer, Kazım Aksoy, Erol Demirhan, Ömer Köse, Tufan Ergüder, Ertan Erçıktı ve Mustafa Kılıçarslan için ise delil durumu, mağdurlara baskı yapabilecekleri ve delilleri gizleme ihtimalleri gerekçe gösterildi.

Karara tepki gösteren Karaca’nın avukatı Fikret Duran, hakimin ret gerekçesinin bir itiraf niteliğinde olduğunu söyledi.

Duran, daha önceki kararlarda örgütten bahsedilirken şimdiki kararın yayın politikasına dayandırılmasını itiraf olarak değerlendirdi.

Duran, “Daha önce örgüt ve kaçma şüphesinden bahsedilirken yayın politikasına indirilmesi yapılan savunmalar ve sunulan belgeler ile iddiaların çürütüldüğünü, bu iddialara artık hakimlerin de inanmadığını ortaya koyuyor. Hakimler de örgüt iddiasına yönelik delillerin olmadığını görüyorlar. İlk başta dosyayı incelemeyen hakimler örgütün varlığına inandırılmış olabilirler. Uzun uzun anlatıldığında böyle bir şey olmadığını gördüler, ama baskı nedeniyle taliye kararı veremiyorlar” dedi.


Balyoz darbe planını belgelerini yayınladığı için tutuklanan gazeteci Mehmet Baransu, tutuklu bulunduğu Metris Cezaevi’nden ‘zindandan kamuoyuna’ başlıklı mektup yazdı.

Baransu, “10 metrekarelik sarayımın her bir tuğlası helal. Kaçak, yetim hakkı yenilmiş tek bir çakıl taşı bile yok. Bıldırcın yumurtaları, altın kadehleri yok bu sarayın. Beştepe’deki sarayda ruhlar hapisteyken, burada ruhlar özgür.” dedi.

Mektubu paylaşan Mehmet Baransu‘nun avukatı Sercan Sakallı, Baransu’ya uygulanan hukuksuzluklara dikkat çekti.

İşte Mehmet Baransu’nun yazdığı o mektup:

“Darbe planını ve seminerini haber yapmak, tek başıma örgüt kurup yönetmek, kurduğum örgüte üye olmak suçlamasıyla 51 gündür tutukluyum. ‘Sizi önümüze getiren irade tutuklanmanızı istiyor Mehmet Bey’ diyen “hukukçular” başı öne eğik, gözlerime bakamadan tutuklama kararı verdi.

‘Kır kapıyı, içeri gir, Baransu’yu al, biz Meclis’te çoğunluğa sahibiz, yaptığını suç olmaktan çıkarırız’ diyen zihniyet kararı çoktan vermişti çünkü.

Susmayacağımı, susturamayacaklarını biliyorlardı. Hücrede ve tek başımayım. Ülkemin çığırından çıkışını, hukuktan kopuşunu, anayasal düzenin yıkılışını ibretle izliyorum…

Topluma ve ülkeye karşı işledikleri suçların, yolsuzlukların hesabı sorulamasın diye bir ülkenin yakılışını izliyorum. Tarihe ibretle anılacak günahlar bırakıyorlar. Bu ortamda kader benim inzivaya çekilmeme hükmetti…

İnzivada, hücremde iç muhasebemle baş başayım…

51 gündür kirlenmiş, kirletilmiş ruhumu temizlemeye çalışıyorum. Anlıyor, anladıkça düşünüyor, düşündükçe gözyaşı döküyorum. Kuruyan göz pınarlarımı tekrar ıslatan Rabbim’e binlerce şükür.

Hırsızların önünde diz çöktürmeyip, kendi önünde secde ettiren Rabbim’e hamdolsun. Kaybettiklerimi koca bir dünyada bulamayan bana, küçücük bir hücrede bulduruverdi.

10 metrekarelik sarayımın her bir tuğlası helal. Kaçak, yetim hakkı yenilmiş tek bir çakıl taşı bile yok.

Bıldırcın yumurtaları, altın kadehleri yok bu sarayın.

Beştepe’deki sarayda ruhlar hapisteyken, burada ruhlar özgür.

Yıllarca askeri vesayetle, statükoyla verdiğim kıran kırana mücadelede vardığım sonuç bile değişti.

Ölüm tehditleri arasında, korumalarla geçen son yıllarımda ailemi, çocuklarımı ve kendimi ihmal ettim. Sonunda hücremde anladım ki; Bu ülkenin en büyük sorunu askeri vesayet değilmiş.

Biz değerlerimizi, dinimizi, ahlakımızı yitirmişiz. Bu büyük sorun karşısında askeri vesayetin, statükonun ne önemi var?

Askeri vesayetle, statükoyla canım pahasına mücadele ederken, asıl sorunu göremediğim için; ‘demokrasiyi, hukuku, adaleti, getirecekler’ diye destek verdiğim insanların gerçek yüzünü fark edemediğim için tüm kamuoyundan özür dilerim.

Ne diyorlardı seminer adı altında darbe toplantısı yapanlar; “İstanbul’un üzerine çöküyoruz. Sonra Türkiye’nin. Belediye Başkanlarını, kamu kurumunda çalışanları değiştirip, tutuklayacağız. Acıma yok, tepeleme var. İdris Güllüce’yi ben tutuklayacağım. Liderleri özel operasyonla aynı gece toplayacağız. (Perdede Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan fotoğrafı…) Rejim aleyhtarı dernek, gazeteler, yurtlar, kuruluşların listesi dosyada ve perdede. Çetin Doğan komutanım bunlar kapatılacak. Alışveriş merkezlerine el koyacağız. Yönetime el koyduktan sonra kesintisiz hizmet için listeler hazır komutanım. Belediye Başkanları asker olacak. Belediyeye asker atayacağız. Tüm kilit görevlere asker atayacağız. Yetmediği yerde emekli askerleri atayacağız. 250 bin kişiyi NETAŞ, Burhan Felek, Şükrü Saraçoğlu statlarında toplayıp, sorgulayacağız. Bilahare Ümraniye Cezaevine götüreceğiz. Tutuklayacağız. Cezaevleri yetmezse kışlaları da cezaevine dönüştüreceğiz. Çok zamanımız kalmadı. Hükümetin icraatlarının demokrasiyle engellenmesi mümkün değil. Tutuklanacak, gözaltına alınacak kişilerin listesi el konulacak kurumların listesi, hazır ve dosyada komutanım. Eksikleri tamamlayıp, güncelliyoruz. Harekat günü tüm listeler hazır olacak…”

Konuşmalar böyle uzayıp gidiyordu. Tıpkı hırsızlar gibi bazıları şunu söylüyor; “Ses kayıtları doğru, belgeler sahte.” Balyoz hakkında en çok yazan Sedat Ergin bile ses kayıtlarının gerçek olduğunu açıkça söylüyor. Ses kayıtları gerçekse, o kayıtta komutanın bahsettiği listeler nerede?

Savcılıktaki listeler sahteyse askerlerin bahsettiği gerçek listeler nerede?

Hırsızdan hayırsever çıkaran hırsızlar gibi, statükocular da tüm bu belge, bilgi, kayıtlara rağmen darbecilerden kahraman çıkarmaya çalışıyor.

Bu ülke toptan bir özeleştiri yapmak zorunda… Kendi adıma 51 gündür tek başıma kaldığım hücremde özeleştiri yapıyorum. Kullandığım sert dil başta olmak üzere, dün anlayamadığım, empati kuramadığım kişilerle ve toplum kesimleriyle empati kuruyorum.

Bu özeleştiri ışığında, dün olduğu gibi yarın da haksızlık karşısında dimdik duracağım…

Bu satırlarımı “zindandan kamuoyuna” 51 günlük bir içe yolculuk olarak kabul edin.

Tüm kamuoyuna saygılarımla.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *