Gül çekilecek, izleyecek ve bekleyecek

‘İntifada’ gibi bir sözcük kolay kullanılacak bir sözcük değil, hele kullanım alanı siyasetle ilgili ise.

Ama ne kadar sert olursa olsun, Hayrünnisa Hanım’ın sitemlerini gayet normal karşılamak gerekir. Olan, zaten uzun zamandır Köşk ekseninde gözlemlenen, hissedilen haksızlığa maruz kalma haliyle ilgili bir ‘basınç birikimi’nin dışavurumundan ibarettir.

Hayrünnisa Hanım, gördüğü gerçekleri saklayacak, içine atacak bir şahsiyet değil.

‘Bizi kaç yıldır tanıyorsunuz; çizgimizde bir değişiklik oldu mu’ diye soruyordu Çankaya’daki veda resepsiyonunda.

Cevabını da hemen veriyordu: ‘Hayır. Bir de etrafımızdakilerin geçirdiği değişime bakın. Neler yazılıyor, söyleniyor, insan inanamıyor. Ben her şeyi biliyorum. Şimdi ben de susuyorum ama fazla susmayacağım; asıl intifadayı ben başlatacağım.’

Başlatabilir veya başlatmayabilir. Önemli olan bu değil.

Önemli olan, artık o bilinen AKP olmaktan çıkıp, eski Türkiye’nin malum merkez sağ partilerinden birine yelken açan ve o Türkiye’nin kaç on yıldır bol bol ürettiği nevzuhur fırsatçıların istilasıyla malul olan ‘bir başka AKP’nin ahlak, vefa, farklılıklara saygı, dürüstlük ve samimiyet düzlemlerinde çatlakların olanca netliğiyle ortaya çıkmasıdır.

Eşyanın tabiatı böyledir

Camda çatlak nasıl yürürse, bunlar da o siyasette yürüyecektir.

Eşyanın tabiatı böyledir.

Hayrünnisa Hanım’ın da altını çizdiği gibi, herkesin tıynetinin, gerçek kimliğinin, kalibresinin, karakterinin esaslı bir sınavdan geçtiği, iyilerin kötülerden, kirlilerin temizlerden, riyakârların dürüstlerden daha kolay ayrıştırılabildiği bir iç hesaplaşmanın günleridir bunlar.

Bu tür sıkışmalar kriz halini işaret etseler de oyunu dikkatle oynayanlar için kıymetli fırsatlara da imkân tanırlar.

Bu tür krizler, özellikle bizim coğrafyada, siyaset içinde kişiliklerin eridiği, tevazu ve sadeliğin anlam kazandığı, egolar yerine kurum ve hedefleri öne çıkaran, halka hizmet aracı olmaktan çıkarılıp, tek bir şahsiyete tapınma, halka ait olması gereken iktidarı ona sunma aracına dönüştüğü anlarda, kimin ne olduğunu anlamamıza yarar.

Bir de yaşananların biz gazeteciler için güçlü bir hatırlatması var.

Hayrünnisa Hanım’ın iki gazetecinin elini sıkmaması ve feveranı, şundan ötürüdür:

Bir gazeteci esas işi olan haberciliği, herkese makul mesafede kalarak kamuyla analiz paylaşımını bırakıp, partizanlığın aracı olma tuzağına sürüklenir, özellikle de TV kanallarında, aslında parti temsilcilerinin yapması gerekeni üstlenerek propagandist olmaya, onların ağzıyla konuşmaya başlarsa, farklı bir mesleğe sürüklenir.

Türkiye’de medyada AKP ekseninde muazzam bir partizanlaşma var. Mesleği kemiren bu ilkelliğin sonunun, bizler açısından hayırlı olmayacağını görüyorum.

Biz yine de ortaya çıkan kriz/fırsat ikilemine dönelim. Sabırlı ama kararlı, uzlaşmacı, farklılıklara saygılı, incelikli, Türkiye’nin yolunu AB’de, dört dörtlük demokraside gören, ‘yumuşak güç’ olarak Ankara’nın dışarıda saygınlığını neredeyse tek başına götüren Abdullah Gül, bundan sonra siyasetle nasıl bir ilişki kuracak?

Büyük resmi kaçırma

Gül’ün kendisine göre kurguladığı bir zamanlama ve yol haritası var. Onu dışarıdan gözlemleyenler, özellikle 17-25 Aralık sonrasında, önüne gelen fırsatları değerlendirmekte mütereddit kaldığını, irtifayı hayli kaybettiğini düşünüyorlar. Bu gözlem haklı da olabilir, haksız da çıkarabilir, göreceğiz.

Gül, tercihini siyasetin kenarına, adeta ‘yedek kulübesine’ geçme yönünde kullanacak. Kurduğu partiye egemen olan ikbal ve kibir furyasının, paranoya halinin, ‘büyük resmi kaçırma’durumunun ve hukuksuzluğa, kargaşaya açılan yolların, halledilmesi uzun zaman alacak bir enkazı önümüze yığdığının farkında.

Bir kısmı onun gibi kurucu olan parti arkadaşlarının ayağına dolanmak istemiyor. Siyaseti izleyecek ve işler çatallaştığında devreye girmeyi bekleyecek.

‘İşi bitti’ görüşüne katılmıyorum. Hızla ANAP’laşan, DYP’leşen AKP’nin, sesi ne kadar gür çıkarsa çıksın, bu nevzuhur ağırlıklı, demokrasi misyonundan kopuk, hak ve özgürlük karşıtı, içeride kutuplaşma üreten, dışarıda yalnızlaşan yönetimle ülkenin hayırlı bir yerlere varması bana pek mümkün gözükmüyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *