”Görevini ifa edenler ‘Yeni Türkiye’de darbeci oldu”

‘Polis, ihaleye fesat dosyasını takip ederken, Bilal Erdoğan’ın Bosphorus 360’ın gizli ortağı olduğu şüphesine kapılmışsa, ne yapmalıydı?

Nazlı Ilıcak, bugünkü çarpıcı yazısında bu soruyu soruyor.

‘Darbe girişimi’ diye nitelenen 25 Aralık soruşturmasının ‘aslında ne olduğunu’ toparlamış Ilıcak.

Aynen buraya alıyorum:

25 Aralık yolsuzluk dosyası hakkında takipsizlik kararı verildiği gün, operasyonu gerçekleştiren polisler gözaltına alındı. Beni hayrete düşüren gelişme İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Fuzuli Aydoğan isimli Cumhuriyet savcılarının “Başbakan ‘örgüt lideri’ ve ‘dönemin Başbakanı’ olarak gösterilmiştir” demeleri, buradan yola çıkarak, “hukuki bir soruşturma görünümü altında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiler”şeklinde bir iddiayı benimsemeleri.

Polis fezlekesinin tamamını biliyorum. Burada, “Dönemin Başbakanı; örgüt lideri” gibi tanımlamalar mevcut değil ama polis, ihaleye fesat dosyasını takip ederken, Bilal Erdoğan’ın Bosphorus 360’ın gizli ortağı olduğu şüphesine kapılmışsa, ne yapmalıydı?

Kısa bir hatırlatma:

Jandarma 2011/2323 sayısına istinaden yürütülen hafriyat soruşturması kapsamında ele geçirilen delilleri, ihale yolsuzluğuyla ilgili görüp, başka bir soruşturmanın konusu olduğu için tefrik ederek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Cumhuriyet Başsavcılığı dinleme tapelerini Mali Şube’ye intikal ettirdi ve UYAP’a 2012/656 sayılıyla kaydedilen soruşturma başlamış oldu. O tapeler, Bosphorus 360 unvanlı bir şirketin kurulduğunu gösteriyordu. 

 

Şirketin resmi olarak Cengiz Aktürk ve eşi üzerinde görülmekle birlikte, gizli ortaklarının Yasin El Kadı’ya vekâleten oğlu Muaz Kadı, Usame Kutub, Abdülkerim Çay ve Bilal Erdoğan olduğu şüphesi doğdu. Şahısların Ortadoğulu yatırımcılara projeler ayarladıkları anlaşıldı; bu projeleri seçerken istedikleri fiyata alabilecekleri ve imar çıkarabilecekleri için devlet arazisini tercih ettikleri izlenimini edinen polis, olayın peşini bırakmadı.

 

Projelerden birinin de Etiler Polis Okulu’nun arazisinin ucuza kapatılması ve orada inşaat yapılması olduğu görüldü.

Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, tutuklanmadan önce, BUGÜN televizyonunda şöyle bir soru ortaya attı: “İhaleye fesat soruşturmasını yürütürken, AK Partililer’e değil de muhalefete mensup kişilere ulaşsaydık, hükümet, ‘üzerine gitmeyin’ mi diyecekti?”

Herkes vicdanına göre cevabını versin.

Avrupa Birliği üyeliği yolunda, Türkiye, demokratikleşme adımları attı. Bunlardan biri de, adli kolluğu bağımsız hale getirmekti. Emniyet mensupları, tamamen yargıya tabi olarak ve oradan aldıkları talimata göre çalışıyorlar; kendi amirlerine hiçbir bilgi vermiyorlar. Polis de, yasalar ne diyorsa, bunu uyguladı. Teknik takip kararları hep hâkimden alındı; savcı denetiminde yürütüldü.

Görevini ifa edenler, yeni Türkiye’de darbeci oldu. 

 

Darbe iddiasına gerçeklik kazandırmak amacıyla, işin içine bir de Cemaat sokuldu. Sanki Cemaat ve Yahudi lobilerinin ortaklığıyla hükümete tuzak kuruldu gibi bir algı operasyonu gerçekleştirildi. Oysa iddiaları destekleyen gelişmeler de var. Etiler Polis Okulu, İçişleri Bakanlığı’ndan belediyeye devredildi. Bunun sebebi ne? Acaba belediyeye daha kolay tesir edilebileceği mi düşünüldü? Yasin El Kadı’nın yaptığı toplantıların fotoğrafları dosyada mevcut. Etiler Polis Okulu’nun arazisine inşa edilecek binanın projesi dahi milyonlarca dolar ödenerek yabancı bir firmaya hazırlatılmış.

 

Aslında, Belediye Başkanı Kadir Topbaş da baskıları biliyor ama kimse konuşamıyor.

Yeni Türkiye böyle bir şey…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *