Gazeteciyim, o halde 'terörist'im!

CHP heyeti Silivri’de üç buçuk aydır tutuklu bulunan üç gazeteci ile görüşmüş.

Veli Ağbaba, Şenal Sarıhan, Necati Yılmaz ve Nurettin Demir’den oluşan heyetin, haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten, Dicle Haber Ajansı (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik ve BirGün Gazetesi Muhasebe Sorumlusu Mahir Kanaat konuşmalarından yansıyan görüşler, 150’yi aşkın gazetecinin aslında neden hapiste tutulduğuna dair gayet net verileri bize sunuyor.

tuncas

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü anmaya hazırlanırken, meslektaşlarımızın anlattıklarını aynen aktarayım:

Tunca Öğreten:

“Avukatım, Enerji Bakanı Berat Albayrak’a ait elektronik postaları paylaştığım için gözaltına alındığımı belirtirken, DHKP-C üyesi olduğum gerekçesiyle tutuklandığımı ifade etti. Gözaltı ve tutuklama kararı için birbirinden farklı iki neden! Ben söz konusu örgütle hiçbir zaman yan yana gelmedim. Gerçekten bir komedi yaşanıyor.

Cezaevinde Albayrak’a ait e-postaları haberleştirdiğimiz için bulunduğumuzu biliyoruz. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eşinin elini sıkmayan Enerji Bakanı ve Erdoğan’ın damadı Albayrak’ın maillerinde ‘genel tavrını yansıtmayan’ çok sıkıntılı şeyler gördük. Karmaşık ilişkilere şahit olduk. ‘Şehrazat Konakları’ gibi usulsüz işlerin olduğunu fark ettik.

Aslında bizlerin değil bu karmaşık ilişkilerin öznesi olanların cezalandırılması gerekmiyor mu? Müjdat Gezen’in tiyatrosunu kundaklayan kişi tahliye edildi. Metroda bir kadına cinsel saldırıda bulunan şahıs da aynı şekilde. Açıkçası bize; ‘Yak, yık, öldür, tecavüz et, çal, haber ol ama haber yapma’ mesajı veriyorlar.”

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cezaevindeki tüm gazetecilerin ‘terörist’ olduğunu dile getiriyor. Demek ki Erdoğan iddianameleri görmüş. O halde biz hala neden kendi iddianamelerimizi göremiyoruz?

Yine Erdoğan, ‘Rıza Sarraf benim vatandaşım, elbette durumuyla ilgileneceğim’ diyor. Peki, bizler Çin vatandaşı mıyız? Sarraf’ın ülke bütçesindeki açığı kapattığı ifade ediliyor. Oysa biz sadece evimizdeki açığı kapatmaya çalışıyoruz. Sadece gazetecilik yaptık. Yaptığımız haberler dünyanın her yerinde takdir görür, ödül alır. Ne var ki biz bu haberler yüzünden cezaevine konulduk.”

Ömer Çelik:

“Mailleri haber yaptım ama terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyorum. Bana ‘Kobanê’ye neden gittin?’ diye sordular. 35 aylık çocuğumun yanında işkenceye uğradım, şiddet ve kaba kuvvete maruz kaldım. Beni balkona çıkardılar, burada bulunan ve içinde soğuk su olan genişçe bir kabın içine sokup beklettiler. Balkonda yaptıkları bu işkenceyi de kamerayla kayıt altına aldılar. Avukat çağırmama izin vermediler.”

Mahir Kanaat:

“Bizler gazetecilik yaptık, kimileri gibi hırsızlık değil.”

Bu üç gazeteci hiçbir avukatla görüştürülmeden, bir aya yakın süre gözaltında tutuldu. Bu anlamda diğerlerinden daha da fazla eziyete maruz bırakıldılar. Die Welt muhabiri Deniz Yücel de aynı dosyadan aranıp tutuklandı.

tunca2

Bu gazetecilerin ortak paydası, Erdoğan’ın damadı, Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın jhack edilmiş maillerinin sızdırılması ardından bunlarda haklı olarak haber değeri görmek ve haberleştirmekti.

Bu meslektaşlarımız OHAL şartlarında bu haberleri yaparak tam bir mayın tarlasına girdiklerinin farkındaydılar. Ama gazeteciliğin en has faaliyet alanının araştırmacılık, saklanan gerçekleri kamu yararı adına paylaşmak ve hesap sormak olduğunu biliyorlardı.

3 Mayıs’a ‘dünyanın gazeteci hapishanesi’ olarak girecek olan Türkiye’de dört duvar arasında ömründen zaman eksilen gazetecilere Cumhuriyet, Zaman, Özgür Gündem, DİHA, CHA, şu bu diye renk ayrımı yapmadan bakın: Editör, köşe yazarı, muhabir, karikatürist… hepsinde çürümüş bir iktidarın nasıl bir güç suiistimali düzeni kurduğuna dair verileri ve şaibeleri halka anlatma cesareti bulacaksınız.

Onlar, mesleğimizde ödlek, çıkarcı, ve dalkavukları bir yana ayıkladığımızda sayısının çok az olduğunu gördüğümüz gerçek meslek erbabıdırlar. 160 yıldır süren bir mücadele geleneğinin bayrak taşıyıcılarıdırlar.

Bu yüzden terörist, casus, hain gibi damgalarla şeytanlaştırılıp işlerini yapmaları engelleniyor.

Aslında, 3 Mayıs’a gelinirken en güzel örnek, aynen de Tunca’nın dediği gibidir:

Cumhurbaşkanı’nın, adı tepeden tırnağa yolsuzluğa ve organize işlere batmış bir kişiyi ‘benim vatandaşım’ diye koruyup kollamaya çalışırken, sırf bir mesleğe tutkuyla bağlı olduğu ve işini yapmaya çalıştığı için kendi vatandaşlarını hapse attığı, orada rehin gibi, keyfe keder tuttuğu bir ülkedir Türkiye.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *