Eyy gazeteci: Türkiye'de en az 15 gazeteci hapiste, farkında mısın?

AKP hükümetlerinde Kültür Bakanı olarak görev almış olan ama 2011 sonrasındaki ağır çekim şahsi iktidar gaspına dayanamayarak 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından istifa eden, İzmir Bağımsız Milletvekili Ertuğrul Günay, HSYK’yı da maymuncuğa çeviren ‘tahliye parodisi’ ile ilgili olarak ‘hukuk devleti askıya alınmıştır’ tespitinin ardından anlatıyor:

”Ben 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat’ı yaşadım. Bu dönemlerde de haksız kararlar verilirdi ancak bir mahkemenin verdiği tahliye kararının uygulanmamasıyla ilk defa karşılaşıyorum. Bu Türkiye’de ilk defa yaşanıyor. Adaleti çökertirseniz toplumun, devletin temel direğini çökertmiş olursunuz. Adaletin zedelendiği bir yerde yönetim hukukiliğini, meşruiyetini kaybeder.”

Ve şu vurucu ifadeyi ekliyor:

“Birileri cemaat tartışması yapıyor ama cumhuriyet elden gidiyor.”

Aynen budur.

Titanik misali, gemi yavaş yavaş batarken güvertede şezlonglara yayılmış bir güruh, boş boş denizi seyrediyor.

Zulüm değirmenine su taşıyanlar

Başkaları da var.

Meclis muhalefeti içinde, medyanın baş köşelerinde ve iş aleminde orantısız yerleriişgal edenler.

Meclis dışı siyasette mevzilenip, bazı seçmece ‘politize’ hukukçu kesiminin tartışmaları teknik detaylara boğmasını ve en temel insan hakları çerçevesinden uzaklaştırmasını intikam duyguları içinde izleyerek yaşananların kaba bir itiş kakış olduğu algısının yayılmasına alkış tutanlar.

Hastalıklı yapısı iyileşmemiş bir yargı sisteminden evvelce canı yandığı için aynı hastalıklı yapının, bilgiyle değil tahminleriyle ‘düşman’ olarak gördükleri kesimlere aynı eziyeti çektirmesini, aynı hak ihlallerini yaşatmasını demokratikleşmenin geçerli çaresi, ‘demokrasi tedbiri’ olarak görebilenler.

Bilerek, bir kısmı da sadece bu ülkeye özgü bir şuursuzluk ve aymazlık yüzünden, ‘bilmeyerek’, bir iktidarın şahsileşmesine, keyfileşmenin tavan yapmasına, despotizmin taşlarını tek tek döşemesine gönüllü yardımcı oluyorlar.

Zulüm değirmeni bu taşınan sular yüzünden daha bir hızlı dönüyor şimdi.

‘Tahliye teknikleri’ üzerine ahkam kesmeler devam ededursun, bir senaryo yüzünden Hidayet Karaca adlı gazeteci 140 küsur gündür cezaevinde.

Haberciliği yüzünden Mehmet Baransu adlı gazeteci iki aya yakın zamandır tek kişilik hücrede.

Daha ne kadar yatacakları da belli değil.

Bunlar hakkında yazan, vicdan sahibi bir meslektaş yok.

‘Bela benim mahalleme gelirse ayağa kalkarım, karşı mahallelere gelirse bir oh çekerim. Bizden olmayan batsın.’

Türkiye’yi demokrasiden uzak tutan şuursuzluk budur işte:

Sadullah Ergin’e sorun

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gününe gelip dayandık.

Gazetecilerimiz ‘tahliye karşıtlığı’ ile ‘yesinler birbirlerini’ sinsiliği ile kafalarını kuma gömedursun, Karaca ve Baransu dahil, en az 15 gazeteci hapiste bu arkadaşların ilgi ve ‘lütfunu’ bekliyorlar.

‘Serbest yargılanma esastır’ diyemiyorlar.

Dışarıdan uyarı üzerine uyarı geliyor:

”AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatovic tutuklu tüm gazetecilerin durumunu detaylı bir şekilde takip etmektedir. Temsilciliğimiz gazetecilik faaliyetlerinden dolayı cezaevinde olan tüm gazetecilerin serbest bırakılmasını talep etmektedir. Türk makamlarına bir kez daha gazetecilerin gazetecilik faaliyetlerinden dolayı cezaevine girmesine sebep olan yasal düzenlemeleri reforme etmesi çağrısında bulunuyoruz.”

Uzun tutukluluk sürelerinin, gazeteciyi hapiste tutmaların ne kadar büyük bir sorun olduğunu kim bilir kaç kez yazdım, hatırlamıyorum.

Dudak bükenler Anayasa’nın 90. maddesinin, AİHM içtihadının anlamını Sadullah Ergin’e sorabilir. Çırpındı ama o da Günay gibi sonunda havlu attı, sessizliğe gömüldü.

Yargıda ‘sessiz darbe’, değirmenin su taşıyıcılarıyla, adım adım hedefine yaklaşıyor.
Bu bir siyasi heyelan halidir.

“Birileri cemaat tartışması yapıyor ama cumhuriyet elden gidiyor.”

‘Eski Türkiye’cilerle ‘Yeni Türkiye’cilerin medyaya da yansıyan ‘dikta ittifakı’na bakarsanız, çok iyi anlayacaksınız.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *