Erdoğanizm: 'Yargı, TSK tamam; sıra Meclis'teki muhalefetin ezilmesinde'

İşin kokusu artık iyice ortaya çıktı mı?

Asıl faili hala anlaşılamayan, üzerine adeta perde çekşlmiş darbe teşebbüsü bir ‘karşı-darbe’ye dönüştü mü?

Yoksa, daha önce yazdığım, Rıza Türmen’in de değindiği gibi, 2013’ten itibaren zaten Türkiye’yi negatif manyetik alana çekmiş bir ‘iktidar gaspı’ süreci içinde 15 Temmuz bir kırılma noktası değil de hızlandırıcı bir devamlılık unsuru muydu?

16 Temmuz’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tek bir şahıs, ve etrafında kümelenmiş çıkar amaçlı bir yeni oligarşi ekseninde, tüm kurum ve kuruluşları, bitmek bilmeyen ‘iç düşman’ üretimiye baştan aşağı formatlanıyor mu?

Bu ve benzeri sorulara hayır demek, anlayışı en kıt kişiler tarafından bile artık mümkün değil.

erdu

Aslında daha 15 Temmuz gecesi belliydi. O kanlı hengame içinde, TBMM’nin bombalandığı saatlerde bir başsavcı TV ekranında belirmiş ve ‘darbeciler’ diye nitelediği hakim va savcıların listesini anlatmıştı. Ertesi gün de ilk tasfiyelerden biri, adeta yangından mal kaçırılırcasına 2500 küsur yargı mensubu hakkında gözaltı ve işten el çektirme kararı olmuştu.

 Naciye Doğan, bir yargı mensubu.

Anlatıyor:

“Eşim Murat Doğan, Trabzon Bölge İdare Mahkemesi’nde görev yapıyordu, ben de vergi mahkemesinde görev yapıyordum. Eşim tutuklandı. Önce ben de tutuklandım ama itiraz üzerine serbest bırakıldım. Bunun nasıl başımıza geldiğini anlayamadım. FETÖ ile hiçbir alakamız yok. Her zaman hukuka uygun davrandık. Dosyamızda ne olduğunu öğrenemiyoruz. Eşimin dayısı Servet Bilgin Balyoz kumpasına uğramıştı, bu hukuksuzluğun karşısında dururken, eşim ve ben eşimin öz dayısına kumpastan yargılanıyoruz. Bu kabul edilemez. Muhaliflere böyle davranıldığını düşünüyorum.”

Zeynep Durmaz, bir yargı mensubu.

“Ankara Mahkemesi hakimi olarak görev yaparken, 17 Temmuz’da gözaltına alındım. Adli kontrol şartı ile serbest bırakıldım. Eşim 25 Temmuz’dan bu yana tutuklu. HSYK kararında belirtildiği gibi FETÖ terör örgütü ile bir bağlantımız yoktur, zaten özel bir görevle görevlendirilmem gibi bir durum söz konusu değildir. Eşimin bazı dosyalarda hükümet aleyhine karar verdiği sebebiyle bu kapsamda değerlendirildiğini düşünüyoruz.”

Tuncay Elarslan bir yargı mensubu.

“Urfa hakimi olarak görev yaparken, soruşturmaya dahil edilerek, ihraç edildim. 21 yıllık meslek hayatımda yargı bağımsızlığı ve adalet için mücadele ettim. Hukuksuzluktan ben de nasibimi aldım. Şahsıma ve arkadaşlarıma yapılan FETÖ terör örgütü ile ilişkilendirmeyi tamamen onur kırıcı bir iftira olarak görüyorum. Siyasi iktidar FETÖ ile ilgisi olmayan muhalif kesime yöneldi.”

Sena Şahsuvaroğlu Ünlü bir yargı mensubu.

“Bingöl Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken, tercih dışı Niğde’ye tayinimiz çıktı. Niğde’de daha göreve başlamadan, önce açığa alındık, sonra ihraç edildik. Gerçek şu ki, cemaat dönemi HSYK’sında Alevi olduğum gerekçesi ile yemediğim tokat, geçirmediğin soruşturma kalmadı. Eşim ile Cemaat HSYK’sı tarafından Bingöl’e sürüldük, adliyemizin binasına kurşunlar gelirken, ekmek almaya dahi gidemedik. O süreçte hukuka aykırı hiçbir karar vermedik. Sadece kişisel husumetler sebebi ile başımıza bunlar geldi. Haksız yere ihraç edildik, eşim 3 aydır tutuklu. Bu durumda olmaktan utanıyoruz, aklanacağız ama internette adımız arandığında ‘FETÖ üyesi’ diye yazacak. Bu bizim için de çocuklarımız için de lekedir. Bu listeler 3 yıllık bir çalışmanın sonucu ise, neden 3 yıldır çalışmamıza izin verildi? Gerçekler ortaya çıkacak ve yaşadıklarımız yanımıza kar kalacaktır.”

yargiclar-sendikasi-baskani-akp-muhalif-hakim-ve-savcilari-ya-ihrac-etti-ya-tutukladi-191998-5

Birgün Gazetesi, patron medyasının dokunmaya cesaret etmeyeceği konuya girmiş ve yargı mensuplarına mikrofonu uzatmış.

Burcu Cansu’nun haberine göre, ‘Gülen Cemaati soruşturması kapsamında 3 bin 400 hakim ve savcı meslekten ihraç edilirken, 2 binin üzerinde hakim ve savcı da tutuklandı.’

Mağdurların aileleri, Yargıçlar Sendikası Başkanı Mustafa Karadağ’ın öncülüğünde düzenlenen basın toplantısında anlatmışlar başlarına geleni.

Karadağ, ‘ Arkadaşlarımızın ihraçları muhaliflerin tasfiyesidir’ diye özetliyor olup biteni.

Murat Arslan konuşuyor:

“Son 5 yıldır YARSAV Başkanı olarak görev yapıyorum. İlk KHK ile YARSAV kapatıldı. Daha sonra da meslekten men edildim. Darbe girişimi Cumhurbaşkanı’nın da belirttiği gibi Allah lütuf olarak ellerine fırsat verdi. Bu fırsatı değerlendiriyorlar. Yapılan operasyonlar cadı avına dönüştü. Tüm muhaliflerin susturulmasına yönelik operasyonlar devam ediyor. Darbe girişiminin bastırılmasının ardından demokrasi kazanmadı. Tüm muhaliflere karşı karşı-darbe başladı. Tüm muhalif güçler bir arada olarak dur demesi gerekiyor, başka türlü demokrasiyi kazanamayız.”

Demokrasi kazanmadı, çünkü 15 Temmuz felaketini AKP ve ona hükmeden üst akıl, topyekun tasfiye, baştan aşağı formatlama ve tek parti devletine dönüştürme fırsatı olarak gördü. Meşruiyetin sağlanması için aranan AKP dışı destek de ‘demokrasi kazandı’ gibi içi boş sloganlarla, ‘FETÖ yaptı’ gibi hala kanıtlanmaya muhtaç iddialarla, ‘Yenikapı Ruhu’ gibi göz boyama gösterileriyle, muhalefete anestezi uygulayarak sağlandı.

Şimdi, anestezi geçtikçe acı ve ağrı katlanarak geri geliyor.

Ama bu uyuşturma hali, iktidarı tek şahıs etrafında tahkim etme projesinde AKP’ye epey zaman ve mesafe kazandırdı, orası açık.

Yargının işi tamam gibi. Mesele eğer hukuk devletini askıya almak ve güçlünün kanununu geçerli kılmak ise, işte sonuçları ortada. 122 gazeteci, ayrıca AKP’ye hemfikir olmayan binlerce muhalif hapiste.

Türkiye, yıllar, yıllar sonra, örneğin Azerbaycan, İran veya Özbekistan gibi ülkeler için kullanılan ‘siyasi tutsaklar’ kavramını bilffil geri getirmiş durumda.

Büyük başarı.

Yargı bitti biterken, şimdi de yasamanın, yani Meclis’in işlevsiz hale getirilmesini izliyor olacağız. Konseptin bir ucunda ‘muhalif Kürtlerden arındırılmış Meclis’ var. Bir diğer ucunda da, devletle arasını bozmak istemediği, hala devlet partisi olarak kalmakta ısrar ettiği, yakıcı konulara giremediği için AKP’nin adeta şamar oğlanına çevrilen, ‘arka plan figüranı’ olarak görülen CHP var.

Erdoğan’ın arayıp da bulamadığı OHAL, ister istemez, bu Meclis’i, sadece maaş alanların toplandığı, etkisiz, seyiric bir yapıya dönüştürme riskini içinde taşıyor.

Habercilikte güzel işler yapan Birgün’de Yaşar Aydın’ın manşet haber-analizi, gelinen safhayı ayan beyan anlatıyor:

”TBMM 1 Ekim tarihinde Erdoğan’ın konuşmasıyla açıldı. Kendisini bir kez daha Meclise hissettiren Erdoğan, vekillere iki de talimat verdi. AKP’li vekiller, ‘iç tüzüğü değiştirin’ bir de ‘yeni Anayasa için uğraşın’ talimatıyla haftaya başlayacak. Özellikle Meclis kapanmadan önce iktidar ve muhalefet partileri arasında gerilime neden olan içtüzük meselesinin yeniden gündeme gelmesi ‘başlangıç ayarlarına dönme’ olarak da okunabilir. Bir CHP’li vekil, Erdoğan’ın bu açıklamasını “Meclisin içinde de OHAL istiyor” diye değerlendirdi. Ardından gelecek OHAL’i uzatma kararı Meclis koridorlarında tansiyonu artıracak.

1 Kasım sonrası TBMM’de ‘Erdoğan’ın gölgesinin iyice büyüdüğü’ eleştirisi muhalefet partilerinin sürekli dilindeydi. Özellikle Binali Yıldırım dönemiyle Meclisin, Erdoğan başkanlığında toplanan MGK ve Bakanlar Kurulu kararlarının oylanıp yasalaştığı merkeze dönüşmesi çok eleştirildi. AKP yetkililerinin ve Erdoğan’ın söylemine bakarsak yeni yasama döneminde de durum çok farklı olmayacak. Türkiye’nin, uzatılacak OHAL ile birlikte KHK’lerle yönetilen bir ülke haline gelmesi an meselesi. Muhalefet partilerinin bu ‘performansı’ da, Meclisi AKP’nin ihtiyaç anında kullandığı bir araç olmaktan çıkarmaya yetecek gibi durmuyor.

Binali Yıldırım hükümetinde adet olduğu üzere Bakanlar Kurulu bir kez daha Erdoğan başkanlığında Beştepe’de bugün toplanacak. En önemli gündem kuşkusuz MGK’nin ‘öneri’ olarak sunduğu OHAL’in uzatılması.

….

Önümüzdeki haftanın en hareketli noktalarından biri de CHP Genel Merkezi olacak. Yaklaşık iki aydır izlenen muhalefet çizgisinden sonuç alamayan CHP yönetimi değişimin ilk fotoğraflarını bu hafta içinde vermeyi planlıyor. Hem parti içinden hem de Türkiye kamuoyundan eleştiri alan CHP yönetimi, Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle ‘sert muhalefete’ başlayacak.

Tüzük Konferansını toplayamayan CHP’de değişim talebi MYK ile sınırlı kalacak gibi. CHP kulislerinden aldığımız bilgilere göre MYK’ye partide sol kanat olarak iki-üç ismin girmesi bekleniyor. CHP’yi yakından takip eden isimlere göre Kemal Kılıçdaroğlu bu hamleyle hem değişim talebine yanıt vermeyi hem de parti içi muhalefeti yumuşatmayı hedefliyor. Ama bu değişim için PM toplantısını beklemek durumundayız. Bununla birlikte isimler hafta içi konuşulmaya başlanacaktır.

Erdoğan ve AKP’nin anlaşılan o ki gündemi boş bırakma niyetleri yok. Geçen hafta Lozan’la gündemde kalan AKP cenahı bu hafta için Diyanet Başkanlığından yardım aldı. Diyanet İşleri Başkanının “Camiler 24 saat açık olmalı” açıklaması özellikle muhafazakâr camiada yankı buldu. Bu hafta yandaş medyanın bu konunun üzerine gitmesi bekleniyor. Ama eminiz ki “Camiler yurttaşın hangi sorunu için acil hizmet verecek? Bu hamle ile 100 bin yeni kadro mu hedefleniyor?” soruları sorulmadan tartışılacaktır. Cami tartışması, AKP ve Erdoğan’ın açtığı ya da yol verdiği gündemlerin temel özellikleri olan ‘muhafazakâr seçmenin gönlünü hoş etmeli, dincileşmede kamuoyunun çizgisini bir tık daha yukarı çekmeli, toplumun her kesiminin söz söyleyebileceği tonda ifade edilmeli” kriterlerini içinde taşıyor. Gerisinin hiçbir önemi yok.”

Manzara açık.

Rahatlamış bir Erdoğan.

Yedeğine MHP’yi almış, ‘önünü gören’ bir AKP.

Hala ne istediğini bilemeyip, iç didişmelerinden memleket hallerine çare üretmeye yer ayıramayan bir CHP.

Yalnızlaştırılmış, sıkıştırılmış bir HDP.

Bu Meclis tablosunda sadece Erdoğan’ın borusu ötecektir.

Altını çizelim:

16 Temmuz ve sonrası, bir şahsın, iktidarı son derece başarılı bir siyaset ve toplum mühendisliği ile, başta Diyanet olmak üzere devletin tüm vesayet araçlarını, devlete tabi kılınmış medyayı tepe tepe kullanarak gaspetmesinin acı hikayesini izliyoruz.

Muhalefet anesteziden uyananların sesine kulak verip birleşmediği sürece, bu hikayenin nasıl bir hanedan otokrasisine gideceğini görmemek mümkün değil.

Yargıdan, eğitim sisteminden gelen feryatlar, ‘faşizm geldi geliyor ey Türkiye!’ feryatlarıdır.

‘Biz faşizme razıyız’ diyenler, elitiyle ahalisiyle zihnen bu ülkede egemen ise, zaten yapacak bir şey yok.

Ama hatırlatayım:

Faşizm, vatandaşlarına onursuzca yaşamayı, ezikliği vaat eden sistemin adıdır.

0 thoughts on “Erdoğanizm: 'Yargı, TSK tamam; sıra Meclis'teki muhalefetin ezilmesinde'”

  1. fiziksel olarak birşey yapamıyoruz. söylüyoruz konuşuyoruz ne anlayan ne dinleyen ne de dikkate alan var. içimizden buğz ediyoruz.

  2. ALLAH BU MİLLETİN BELASINI VERMİŞ DAHA NE, BU MİLLETE BU MUSİBETLER AZ BİLE, EY DİNDAR KESİM SİZE SÖYLÜYORUM, YAHU SİZ HİÇ Mİ MÜSLÜMAN ADAM GÖRMEDİNİZ ? BENDE MÜSLÜMANIM, ÇALMADIM, ÇIRPMADIM, KUL HAKKI YEMEDİM, KAMU MALI YEMEDİM ÖLDÜRMEDİM, 5 VAKİT NAMAZINDAYIM BEN ŞİMDİ GAVURMUYUM, DİN İMAN KURAN DİYE SİZLERE YALAN SÖYLEMEDİĞİM İÇİN BEN KİM ŞİMDİ OLDUM, ALLAH BU MİLLETE DAHA ÇOK BELA MUSİBET VERECEK HAKTIR MUSTAHAKTIR.BETER OLUN ÇIKIN SOKAKLARA.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *