Erdoğan'ın sorunu, 'güvenilmez' algısını onarabilmek

‘Zihinsel felç’ diye bir sağlık sorunu varsa, bilin ki merkez üssü Türkiye’dir.

Hürriyet’te Cansu Çamlıbel’in emekli Orgeneral Edip Başer’le yaptığı mülakatı okurken bu his yeniden depreşti.

Başer bir soruyu yanıtlıyor:

‘Büyük Kürdistan’a doğru gidiyoruz, evet. Önce Türkiye Kürdistanı’nı da içine alacak bir Kürdistan, ondan sonra da Büyük Kürdistan…’

‘Amerika artık Boğazlar’ı elinde tutan bir Türkiye’ye, petrol bölgelerine hâkim ve İsrail’in güvenliği açısından hayati olan bir Kürdistan’ı mutlaka tercih eder… PKK mevcut haliyle Türkiye’yi mümkün olduğu kadar meşgul eden, başka işlerle meşgul olmaktan alıkoyacak bir meşgale olarak kalsın gibi bir düşünce mi var, bilemiyorum. Elimde bir belge yok ama düşüncem o…’

Elinde belge olmadığını kabul eden, ezbere konuşan bir emekli general.

O halde alternatif siyaset ne olmalı konusunda en ufak bir fikir ışıltısı yok.

Bir kesim hâlâ böyle bir halet-i ruhiyede.

Peki, AKP iktidarının zihin yapısı farklı mı?

Türkiye’nin yenilenmesi için şart olan ‘zihniyet devrimi’ bu devlete uğradı mı?

Komşularımızla sorunları sıfırlama siyaseti önyargısız, uzun menzilli, incelikli bir bakış istiyordu. Tersten işledi.

Keza, Türkiye’nin bir numaralı derdi olan Kürt sorunu da böyle yalapşap, ‘iyi olacak inşallah’ tarzı ‘çözüm süreçleri’ yerine, hukuksal zemin ve makul uzlaşmaya dayalı demokratik bir anayasa çerçevesinde çoktan çözülmüş olmalıydı. Ayak süründü.

Çünkü AKP hükümeti de ‘öncekiler’ gibi ‘Kürt fobisi’nden bir türlü kurtulamıyor.

Yan gözle hâlâ eski siyasetleri nasıl sürdürürüz, nasıl oyalarız diye bakılıyor.

Ama bıçak kemiğe dayandı: Irak ve Suriye’deki Kürtler’in mücadelesi tırmandı, Türkiye Kürtleri’nin sabırsızlanarak baktığı çözüm sürecine kenetlendi.

Bunun onarımı zor olacak

Bu da, göz yumulan Cihadist çeteler sayesinde oldu.

Ülkenin sosyal ayarları daha da bozuldu.

Türkiye artık kesin bir karar vermek zorundadır.

Demokrat, öncü bir ‘yumuşak güç’ mü, yoksa mezhepçi, yayılmacı bir ‘sert güç’ mü olacak?

Hangisi?

Şu unutulmasın: AKP hükümeti, tabii başta Erdoğan, son 4-5 yıl içinde hem ülkemiz sathında hem de dünyanın önde gelen merkezlerinde derin bir şüphe ve kandırılmışlık hissi yaratmıştır.

Bunun onarımı zor olacaktır.

Alçakgönüllülük, sağduyu ve işbirliği gerektirecektir.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry önceki gün, ‘artık laf değil iş görmek istiyoruz’ mealinde İngiliz atasözünü söylerken, Erdoğan’a karşı o güvensizlik hissini ifşa ediyordu.

Genelkurmay’ı ikna etmeleri gerekecek

Aslında dışarıda herkes, Türkiye’nin ‘mülteciye açık sınır’ siyasetini olumlu ve değerli buluyor.

Ama Erdoğan hâlâ çelişkili mesajlar veriyor.

ABD düşünce kuruluşu CFR’deki konuşması manevrada zorlandığını gösterdi.

IŞİD’e karşı mücadelede kararlılık mesajı ne kadar önemsendi ise olan bitenlerden ABD’nin Maliki siyasetini sorumlu tutması, ‘biz demiştik’ argümanıyla IŞİD’in ilerlemesine buradan cevap araması da o kadar anlamsızdı.

Yangını bir an önce söndürmeniz gerekir ki, neden çıktığını herkes birbirini dinleyerek tartışabilsin.

Türkiye şimdi bir başka ‘abesle iştigal’e hazırlanıyor: ‘Tampon Bölge.’

Abes, çünkü BM’de mutlaka veto yer. Haydi yemedi diyelim, tampon bölgeyi karada kim koruyacak? Hem IŞİD hem Al Nusra hem de Esed kuvvetlerinin vahşetine karşı hangi ülke kendi askerlerinin hayatını riske atacak?

Olacak iş mi?

Ama Erdoğan ve danışmanları hâlâ ‘olur’ diyorsa, o zaman Genelkurmay’ı şu projeye ikna etmeleri gerekecektir:

Sınır boyunca tampon bölge oluşturabilecek tek kesim, bölge Kürtleri’dir.

Bu da fena halde ezber bozmayı gerektiren bir karardır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *