Demokrasi için çıkış yolu kaldı mı?

Seçim yasaklarının kıyısına gelip dayandık.
7 Haziran’a kadar bir yandan iç tansiyon artacak ama veri ve kanaat paylaşımı alanında daralmalar olacak. Son kararı da seçmen verecek.

O halde, seçimlere geri sayım sürerken, bazı kritik noktaları bir kez daha gözden geçirmeye devam edebiliriz.

Birincisi, ortadan yarılmayla ilgilidir. Ortak paydası AKP’ye destek vermeme olan laik, Alevi, Kürt, Sünni, Türk milliyetçisi vb. kesimlerde, Erdoğan’ın 2011 sonrası iyice berraklaşan ‘güç temerküzü’ -yani, iktidarın tek kişide merkezileşmesi- projesi etrafında biriken bir endişe, korku, tedirginlik var.

Bu, aynı zamanda AKP’nin sayıca sabit kalan oyları ile ilgili sınırı, seçmendeki kalıcı ‘doyma noktasını’ da anlatan bir olgu.

AKP’yi iktidarda tutmaya yaramış muhafazakar Sünni ‘sessiz çoğunluk’ oylarında ise bundan farklı bir duruş var.

Dışa kapanan partiler

AKP’ye eğilimi süren ana kesim, kısa vadeli istikrarın yararlarına, mikro ekonomiye (yani cüzdana) endekslenmiş bir ‘durağanlık’ -siyasi apati- içinde.

Bu ruh halini çok büyük ölçüde ‘eski günlerin kötülüklerine dönüş’ endişesi ile ‘sınıfsal kazanımları kaybetme’ korkuları besliyor.

Ancak, ana gövde içindeki yaklaşık yüzde 10 civarında dindar bir kesimde ise ‘geri çekilme’ var.

Bu ‘kararsızlığa düşüş’ün sebebini ‘güç temerküzü’ne dair -başkanlık sistemine karşı olan AKP’li oranı yüzde 40’ın üstündedir- endişenin yanında, yolsuzluk, rüşvet dosyalarına gösterilen demokrasi dışı reflekslerin yargının tarumar edilmesine yol açması, adalet taleplerini berhava etmesine dair sahici algılar oluşturmakta.

Bu manzaraya bakınca AKP’de yaşanan heyelanın şaşırtıcı olan bir tarafı yok. AKPhem MHP hem HDP hem de SP/BBP’ye yönelik bir kayıp dalgasını durduramıyor.

İkinci önemli konu, yarışan dört parti içindeki ‘kimlik yoğuşması’ ile ilgili. Bu zaten başlamış bir süreçti, şimdi iyice hız kazandı ve siyasi kilitlenmeyi daha da beter hale getiriyor.

Olan şu: İdeoloji rayları üzerinde hareket eden partiler yerine kimlikler üzerinden gelişip, kemikleşen ve dışa kapanan partiler var artık.

HDP ile MHP’nin kartvizitleri zaten belliydi ama bu tabloya son önseçimlerin ardından Alevilik unsurunun daha baskın hale gelmesiyle CHP ve son 4 yılda ideoloji partisi çizigisini iyice terk edip Sünni İslamcı/Türkiye İhvanı kimliğine sarılan AKP de eklenince – riç tabiriyle- bir ’empas’ (açmaz) şekillendi.

AKP’nin durumu hiç sağlıklı bir gelecek vadetmiyor: Partinin Muhafazakar Demokrat diye ilan edilmiş vesikalık resminden ‘demokratlık’ düşeli çok oldu.

Geriye kalan ‘muhafazakarlık’ kısmı ise doğa tahribatı ve dinsel ahlakta görülen sert göçük nedeniyle erimiş durumda.

Hiç iyimser değilim

HDP’de gönülsüzce-yarı gönüllü öbeklenmiş bazı Alevi oylarının CHP’ye doğru akmaya başladığını evvelce paylaşmıştım.

Şimdi kök kimlikler ‘gerçek’ yuvalarını buluyor.

Dünkü serinkanlı ve gerçekçi analizinde Abdülkadir Selvi’nin, bu seçimde belirleyici olacağı anlaşılan, HDP’ye dindar Kürt oyu kaymasıyla ilgili tespiti de bu yüzden dikkate değer:

‘Dindar Kürtler’de etnik aidiyet, din kimliğinin gerisinde kalıyordu. Birinci tercih İslam’dı. Evet İslam önemini koruyor. Ama Kürt kimliği birinci tercih seviyesine yükseliyor. Ya da başka bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde Kürtler, HDP’yi tercihlerinde “din” unsurunun bir sorun oluşturmadığını düşünüyorlar. Kürtler’in yüzde 63’ünün tercihi HDP. Ve HDP’nin oy oranı yüzde 10.1…’

Her şey bıçak sırtında. Türkiye’nin geleceği başta olmak üzere. İşte bu ’empas’ halidir, seçimi demokratikleşme-otoriterleşme arasında referandum haline getiren.

Baş sorumlusu da bellidir.

Çıkış da çok zor.

Bu ‘sert kimlik mevzilenmesi’nden hiç ders çıkaran olacak mı?

Doğrusu, hiç iyimser değilim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *