‘DEİK ayak oyunlarına kurban edildi’

Yaklaşık 30 yıllık bir çaba ve çalışmanın ürünü olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bir gece yarısı içine sokuşturulduğu torba yasayla lağv edildi. DEİK’in kuruluşunda görev alan ve sekiz yıl direktörlüğünü yürüten Prof. Dr. Çelik Kurdoğlu, hükümetin meselesinin DEİK’le değil Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’yla olduğunu söylüyor. DEİK üzerinden yıllarca oynanan oyunları da hatırlatarak, “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” diyor. 

Leyla Tavşanoğlu’nun Cumhuriyet’te mülakatı:

– Bir gece yarısı torba yasanın içine sokuşturularak Türkiye’nin en önemli ekonomik kuruluşlarından olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) Ekonomi Bakanlığı’na bağlanması, dolayısıyla da kapatılması kararı alındı. Siz DEİK’in kurucularından birisiniz ve yıllarca da direktörlüğünü yaptınız. Bu kadar önemli bir kurumun ani bir kararla kapatılmasını nasıl yorumluyorsunuz? 
Ç.K.- Bir kere DEİK’in ne olduğunu anlatmam lazım. Türkiye’de 1982 sonrası Özaldöneminde hem Ankara’nın dünyaya açılma projesi vardı hem de İstanbul’daki iş âleminin, burada Sakıp Sabancı, Nejat Eczacıbaşı, Vehbi Koç, Rahmi Koç, Jak Kamhi, Şarık Tara bu fikre açıktı. Yalnız o dönem heyetler uçaklara doluşup sadece Washington’a gidiyordu. Başka bir yer yoktu. 
Ben o sırada Paris’te OECD’de çalışıyordum. Derken 1986’da Turgut Özal’ın telkiniyle özel sektörün TÜSİAD gibi bir dış ekonomik ilişkiler kurulu oluşturması projesi ortaya çıktı. Böylece Fransa, Japonya, ABD’yle iş konseyleri kurma projesi ortaya çıktı. Böylece DEİK kâğıt üzerinde kuruldu. Kurucuları TÜSİAD, YASED, Dış Ticaret Derneği, nedense Türkiye Ziraat Odaları Birliği, TOBB, Türk Müteahhitler Birliği gibi kuruluşlar. 
Tam kuruluş aşamasında Sakıp Sabancı, o dönem TÜSİAD Genel Sekreteri olanErtuğrul İhsan Özol’u yanına alarak Ankara’ya gidiyor. Özal’la buluşacaklar. Özal’a DEİK’i TÜSİAD önderliğinde bağımsız bir kuruluş olarak kurmak istediklerini söyleyecekler. Ama tam yoldayken öğreniyorlar ki Ali Coşkun TOBB olarak ön plana geçmiş. Yani DEİK’in TOBB önderliğinde kurulmasını kabul ettirmiş. Bunun üzerine Sabancı ve Özol geri dönüyorlar. Ben yıllarca kendisine DEİK yönetiminde olmasını rica ettim. Bana hep, “Yok ağam, ipleri başkasının elinde olan bir işe girmem” dedi.

DEİK ne kuş ne deve 
– Peki, neden TOBB ve Ali Coşkun DEİK’te ön aldı? 
Ç.K. – İşte, bilinmeyen budur. Anlatayım. Kurulmak istenen organ şirketlerin üye oldukları bir tüzelkişilik olacaktı. TÜSİAD gibi bireylerin üye oldukları bir dernek olmayacaktı. 
O zamanki yasal mevzuata göre şirketler ancak TOBB’nin kurduğu bir organa üye olabiliyorlardı. Sonuçta öyle bir durumdan da bu çıkmıştır. Ne TOBB ne de Dışişleri Bakanlığı hariç diğer bakanlıklar ne o zaman ne de bugün DEİK’in ne olduğunu anladı. Çünkü anlaşılmayacak kadar hızlı çalıştık. 
Derken ben OECD’den döndüm. Beni davet ettiler. Zaten hayatım boyunca dış ticaret teorileriyle uğraşmışım. Bana önerilen görevi kabul ettim. Ama bütçe yoktu, para kıttı. İstanbul Odakule’nin dokuzuncu katında çalışmaya başladım. Eleman bile yoktu. Daha işe başladığımın neredeyse ertesi günü TOBB’yle, sen bizim alt kuruluşumuzsun, bize ricada değil arzda bulunursun, senin tüzel kişiliğin yok, tarzında bir diyalog zorluğu başladı. Görevimin sonuna kadar da devam etti.

– Bunca yıl TOBB’yle sürtüşmeye rağmen nasıl iş yapabildiniz?

Ç.K.- Biz TOBB’yle çalışmak istemiyorduk. Orada ince bir ayrım vardır. Dünyada bütün odaların görevleri bellidir. Bir tek bizdeki TOBB’nin görevini aşan hevesleri vardır. TOBB gibi organlar iş geliştirmek için kurulmamıştır. Oysa DEİK iş geliştirmeyi amaçlar. Hedefi hem Türkiye’yi dış dünyada tanıtmak yatırım getirmek, bizim yatırımcıları dışarıda tanıtmak, ortaklıklar kurmaktı. O nedenle o kadar ülkeyle iş konseyleri kurulmuştu. O nedenle DEİK’in ortaklık yapmak istedikleri kuruluşlar TÜSİAD’ın muadili olan sanayi federasyonlarıydı. 

– DEİK’in doğru dürüst bir bütçesi ve parası yoktu dediniz. Peki, bunca yıl işler nasıl yürütüldü?

Ç.K.- Bir kere ilke rasgele iş konseyi kurmamaktı. Ancak iş geliştirebilecek ülkelerle iş konseyleri kurulabiliyordu. Mutlaka da o ülkelerde birer muhatap iş örgütü olması şartı vardı. Ayrıca iş konseyi üyesi olan şirketler onun bütçesini ceplerinden karşılıyordu. Yani üyelik aidatlarını düzenli olarak ödüyorlardı. Bir iş konseyinde asgari şirket sayısı 25’ti. 
Benim direktörlüğünü yaptığım yıllar içinde iki tane iş kazasına uğradık. Birisi Ziya Ül Hak’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Pakistan’la olandı. Ziya Ül Hak, Ankara’ya gelmiş, Kenan Evren’le görüşmüştü. Bir gün telefonum çaldı. TOBB Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Kilercioğlu Cumhurbaşkanlığı’nın Pakistan’la iş konseyi kurulmasını istediğini söyledi. Çaresiz kabul etmek zorunda kaldım. İkincisi KKTC’leydi. Kıbrıs değerlendirilebilirdi. Ama ne yazık ki hükümet politikaları yüzünden değerlendirilemedi. Biz Kıbrıs’la iş konseyi kurarak orayı Türkiye’nin bir imalat platformu haline getirebilirdik. Bu ikisi dışında öbür iş konseylerinin kuruluşunun kesinlikle gerekçeleri olmuştur. Burada bir nokta daha eklemek istiyorum. Seyahat etmek için iş konseyi kurulmaz. Ama Türkiye’deki alışkanlık hep böyle olmuştur. Her neyse… Biz çalışmaya başladık. DEİK’in altıncı ayında TOBB’den aradılar. Şikâyetleri varmış. Gerekçe de şu: TOBB üyeleri DEİK’in faaliyetlerinden haberdar olmadıklarını söylüyorlarmış.

– Peki, DEİK’in TOBB’ye karşı böyle bir sorumluluğu var mıydı?

Ç.K.- Niye olsun ki? Benim cevabım şu oldu: Anadolu’dan işadamlarınız üye olsunlar. Ama iş geliştirmek için üye olsunlar, seyahat etmek için değil. 
DEİK’in Ekonomi Bakanlığı’na bağlanıp kapatılma kararı çıktıktan sonra bakanın benzer bir ifadesi vardı. DEİK’in faaliyetlerinden bakanlığın haberi olmuyormuş. Olmaz ki. Niye olsun? DEİK şirketler için oluşturulmuş bir kuruluş. Şirketler de kendi iş sırlarını hiç kimseye bildirmezler. Kimin kiminle görüştüğünü bilmek kimsenin üstüne vazife değildir. Bakanın söylediği laf ola bahane. Sovyetler Birliği’nin dağılma aşamasında Moskova’daydık. Tüm yabancı heyetler Sovyetler Birliği dağılıyor, bundan sonra ne olacak diye Moskova’dan kaçarken biz Nihat Gökyiğit başkanlığında DEİK olarak toplantı yapıyorduk. Çünkü yeni cumhuriyetler, yeni iş fırsatları ortaya çıkıyordu. 1992’de Karadeniz Ekonomik İşbirliği’nin (KEİ) kuruluş deklarasyonu yayımlandı. Bir ay sonra Dışişleri Bakanlığı’ndan beni aradılar. KEİ’ye bir iş ayağı gerektiğini söyledi. Ben de KEİ’ye üye Ermenistan hariç bütün ülkelerle iş konseylerini daha önceden kurduğumuzu, hepsini yeni gruplama yaparak KEİ İş Konseyi kurabileceğimizi söyledim. Yaptık da. Merkezi İstanbul oldu. Onu başarana kadar da epeyce uğraştık.

– 1990’lı yılların sonunda DEİK’ten yurtdışı seyahat etmek isteyenlerin toplandığı kulüp olarak söz edilmeye başlanmıştı. Neden?

Ç.K.- Çünkü insanlar DEİK’i kullanarak seyahat etmek istiyorlardı. DEİK bir seyahat acentesine dönmüştü. Orada çalışan çocuklar da acente memuru gibiydi. Listeleri de TOBB düzenliyordu. Oysa benim hayal ettiğim DEİK strateji oluşturan, şirketlerin iş geliştirmelerine yardımcı olan, sıkı disiplin içinde çalışan bir kuruldu. Bu durumu görünce zaten ben 1995’te benden bu kadar dedim.TOBB’den gelen sadaka paralar 

 – Siz 1995’te DEİK’ten niye ayrıldınız?

 Ç.K.- 1990’lara geldiğimizde Özal hâlâ sağdı. Hikmet Sami Türk’e DEİK yasa tasarısını hazırlatınca TOBB’de kıyamet koptu. “Bunu nasıl yaparsınız?” dediler. O iş öyle kaldı. Ardından ben Dış Ekonomik İlişkiler A.Ş.’yi kurmayı, DEİK’in 500 üyesini de hissedar yapmayı teklif ettim. Amacım da DEİK’in hesap veren, saydam bir şirket olarak çalışmasıydı. Ama ikna edemedim. Böyle olursa devletle iş yapılamaz, dediler. Zaten devletle iş yapmayalım. Ne işimiz var dedim. Olmadı. 
Bu arada yurtdışı toplantılarında TOBB’nin temsilcisi sürekli DEİK temsilcisini ikinci plana atmak istiyor, Dışişleri Bakanlığı bu durumdan hoşlanmıyordu. Baktım, TOBB orada durdukça olmayacak. 1995’te ayrıldım. Ama 1997’de yönetim kurulu üyesi olarak geri döndüm. O dönem Türk-Hırvat İş Konseyi’ni kurarak başkanı oldum. 2008’e kadar devam ettik.

 – Siz DEİK olarak bütçeyi kendiniz döndürdüğünüzü söylüyorsunuz ama TOBB de DEİK’in parasını biz veriyorduk diyor. Hangisi doğru?

Ç.K.– Hâşâ. Biz hep aidatlarla döndürdük. Zaten TOBB’un para vermeye başladığı 2000 sonrası DEİK’te sıkıntılar başladı. İki kere sıkıntıya düştük, 2000 öncesi. Aidatlar toplanamıyordu. Bunun üzerine işadamlarına çağrı yaptık. Rahmi Koç, Koç Grubu olarak beş iş konseyine üye olduklarını, hemen ertesi gün 50 bin dolar ödemeye hazır olduklarını söyledi. 
Diğer işadamları Rahmi Bey’i izleyerek onar bin dolar verdiler. Para DEİK’e böyle girdi. Bir başka olayda da yine sıkıntı yaşandı. Dışişleri Bakanlığı devletin Tanıtma Fonu olduğunu, proje yollamamızı istedi. Ama yollayamıyorduk. Çünkü tüzelkişiliğimiz yoktu. TOBB üzerinden yollamak zorundaydık. TOBB bunu görünce gözü açıldı. O da proje hazırladı. Bizim para, Tanıtma Fonu’ndan çıktı. Ama TOBB’den bize para aktarılmıyordu. O sırada faizler de yüksekti. Aradan aylar geçti. Bizim para durduğu yerde nemalanıyordu. Sonunda önümüze kemik atar gibi para geldi. Ama ana para. Faiz yoktu.

– Siz 2000’den sonra DEİK’te sıkıntılar başladığını söylediniz… 

Ç.K.- 2002’de TOBB yasası değişiyordu. DEİK’in tüzelkişiliği olması için o yasanın kuyruğuna takıldı. Böylece de DEİK’te mutlak egemen TOBB’un başkanı oldu. Yönetim kurulu sayısı eskiden 12’ydi; 25’e çıktı. 
İkircikli bir karar alma durumunda olunca TOBB Başkanı hemen arkadaşlarla düşünüp karar vereceğini söylüyor, yönetim kurulunu yok varsayabiliyordu. Ben birkaç kez tanıdıklarıma, “Bunun arkadaşları acaba kimler” diye sordum. 2008’de başka bir gelişme oldu. Kurduğum iş konseyinin yıllık toplantısına baskın yapıldı. Yeni üyelerle başkanı olduğum iş konseyinde beni silmek istediler. Aynı gün istifa ettim. Geriye baktığım zaman bir atasözü aklıma geliyor: “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” 
Yani, o 2002’de çıkardıkları, TOBB’nın Ekonomi Bakanlığı’na bağlı olduğunu söyleyen yasa DEİK’i lağv etti. Bakan diyor ki: “Yönetmelikle yapacağız.” Yapamazsınız, efendim. Demek istediğim, tabii ki hükümet devlet her şeyi yapar. Ama DEİK, DEİK olmaktan çıkar. Zerre itibar bulamazsınız. Çünkü devletin adını taşıyan ticari bir kuruluşun itibarı olmaz. İtibarı yaptığınız iş sağlar. 

– İyi de, neden tam şu sıra DEİK lağv edildi?

Ç.K.- Bu yaşadığımız DEİK’le ilgili bir hadise değil. Bu hükümetin TOBB’yle olan bir meselesinden kaynaklanıyor. O nedenle ben keser döner sap döner gün gelir hesap döner dedim. Şu anda TOBB’nin en değerli organını yok ettiler. TOBB’yi sadece Türkiye bilir ama DEİK’i Türkiye dışında herkes bilir. Bunu yok ettiler. 
Bakın, TOBB yasası torba yasaya son anda sokuldu. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu bilseydi bunu önlerdi. O da bilmiyordu.  

PORTRE
PROF. DR. Çelik Kurdoğlu
Ankara, 1942 doğumlu. Yükseköğrenimini A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaptıktan sonra Cambridge Üniversitesi’nden iktisat dalında lisansüstü derecesini aldı. ABD’de Yale Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmasını yaptı. Türkiye’ye dönüşünde İ.Ü. İktisat Fakültesi’nde dersler verdi. 1995’te emekli oldu. 1997-2006 arası Galatasaray Üniversitesi’nde dersler verdi. Ecevit’in azınlık hükümetinde Gündüz Ökçün’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde uluslararası ekonomik ilişkiler danışmanlığı, bir süre Paris’te OECD merkezinde araştırma yöneticisi olarak çalıştı. 1987’de Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) kuruluşunda görev aldı; 1995’e kadar direktörlüğünü yürüttü. Kendi kurduğu Kurdoğlu Danışmanlık Şirketi’nde çalışmalarını sürdürüyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *