Darbe girişimi: İlk ifadelerle ‘neler oldu’

Darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Dişli, savcılıktaki ifadesinde, her dairenin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’a bir arz günü olduğunu belirtti.

Usul gereği özel kalem müdürü ya da emir subayı aradığında gidip kendi daire başkanlıklarıyla ilgili konuları paylaştıklarını ifade eden Dişli, “O gün beni klima çarptığı için akşam 19.00 civarı evime geçtim. O gün de beni ofisimden ya özel kalem ya emir subayı ya da danışman aradı. Tam hatırlamıyorum kimin aradığını” diye konuştu.

Arama üzerine Genelkurmay Başkanlığı Karargahına geçtiğini dile getiren Dişli, “Komutanın odasına girerken o katta özel kuvvet giyimli 2-3, yüzleri açık ancak tanımadığım şahıslar karşıladı. Komutan’ın odasına girmeden 2 ofis vardır. Birine beni çektiler. ‘Silahlı Kuvvetler duruma, yönetime el koydu. Yurtta Sulh Cihanda Sulh Operasyonu başladı. Komutan’ın da bizimle olmasını istiyoruz’ dediler” ifadelerini kullandı.

disli

Orgeneral Akar ile 16 yıldır birlikte çalıştığını, kendisini yakinen tanıdığını anlatan Dişli, “Bana, ‘Sana güvenir, sen ikna edersin, yoksa ikinizi de paketleyip götüreceğiz’ dediler. Bana uçakların havada olduğunu, sıkıyönetim emrinin yayımlandığını söylediler. Bütün komutanların bunun içinde olduğunu söylediler. ‘Olmayanları şu anda alıyoruz. Zaten tutuklanıyorlar’ dediler. Beni Komutan’ın odasına soktular” dedi.

Akar’ın apoletleri düştü

Odaya girdiğinde Orgeneral Akar’ın evrak okuduğunu aktaran Tümgeneral Dişli, kendisini takdim ettikten sonra komutanın “Otur” dediğini belirtti.

Akar’ın dışarıda yaşananlardan haberi olmadığını belirten Dişli, Genelkurmay Başkanı’nın kendisine “Hayrola, ne yaptın?” dediğini aktardı.

Durumu Orgeneral Akar’a arz ettiğini bildiren Dişli, şunları söyledi: “Bana ‘Dalga geçecek zaman mı?’ dedi. Kendisi ile samimi olduğumuz için bu şekilde söyledi. Kendisine ‘Birazdan canlı yayın olacağını, orada bildiri yayımlanacağını’ söyledim. Yüz ifadesi değişti. Bir süre sonra dışarıdan silah sesleri duyuldu. Bana ‘Bak’ dedi. Ben dışarı çıktım. O sırada 2. Başkan Yaşar Paşa’ya girerken ya da onu götürürken biri vuruldu. Ben içeri tekrar döndüğümde işin ciddi olduğunu söyledim. Tekrar yoğun silah sesleri duydum. Sonra alçaktan uçak geçti.

Bana dışarıdan Yaşar Paşa’yı çağırmamı söyledi. Özel kuvvetçiler beni Yaşar Paşa’ya göndermedi. Sürekli benim üzerimden ‘Komutan kabul etti etti, yoksa ikisini de götüreceğiz’ dediler. Kendilerinin neden Komutan’ın yanına, odasına girmediklerini bilemeyeceğim. Benim kendisini ikna edebileceğimi düşünmüş olabilirler. Genelkurmay Başkanı Akar çok ağır sözler söyledi. ‘Kim bunlar, hangi devirde yaşıyoruz?’ diye tepki gösterdi. Ben Hulusi Paşa’nın tepkisini söylediğimde bir süre sonra onlar içeri girdiler. Komutan’a kelepçe takmak için zorladılar. Ben müdahale ettim, ‘Burada konuşuyoruz, Komutan’a eziyet etmeyin, zarar vermeyin’ dedim. Komutan’ın apoletleri düşmüştü, onu alıp tekrardan omuzuna takıp ‘Genelkurmay Başkanımızdır’ dedim.”

Herhangi silahının ya da teçhizatının olmadığını, karargah çalışmasına silahla girilmediğini belirten Dişli, “Komutan’la koltuklara geçip yan yana oturduk. Komutan’la sürekli konuştuk. Televizyona baktık. Boğaz köprüsünün kapatıldığını görünce işin ciddiyetini anladık” dedi.

“Odada televizyon vardı, gelişmeleri takip edebiliyorduk”

Hareketliliğin artmasının ardından Akar’ın götürülmesi gerektiğini söylediğini anlatan Dişli, bir helikopterin çağrıldığını bildirdi. Akar ile kendisinin ve Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli 2-3 kişinin gelen helikoptere bindiğini ifade eden Dişli, 20 dakikalık uçuşun ardından Akıncı’daki 4. Ana Jet Üs Komutanlığına indiklerini söyledi.

“Ne komutan ne ben bağlanmadık” diyen Tümgeneral Dişli, şöyle devam etti: “Özel kuvvet görevlilerinde silah vardı. Komutan’ı ikna etmek için, ‘Kan dökülmesin, bu işin içinde siz de olun. Rüştü Paşa’nın (Erdelhun) başına gelenler sizin başınıza gelmesin’ dediler. Ben Komutan’a, ‘Bunlar dışarıda birini vurdular. Bunların gözü dönmüş’ dedim. Dışarıda kanlar da vardı. Akıncılar Hava Üssü’nde ikimizi bir arabayla bir odaya götürdüler. Oturduk, çay ve kahve içtik. Odada televizyon vardı, gelişmeleri takip edebiliyorduk. Daha sonra odaya havacı komutan Kubilay Selçuk geldi. Komutan’a ‘Silahlı kuvvetler bu işe el koydu. Tüm kuvvetlerin dahil olduğu bir şey olduğunu’ söyledi. Komutan, hava kuvvetlerinde durumun ne olduğunu söyledi. O da ‘Akın Paşa sizin ağzınıza bakıyor. Siz ‘Evet’ derseniz o da bu işe dahil olacak. Akın Paşa bu işte yok’ dedi. ‘Ama isterseniz çağırabilirim’ dedi.”

“Akın Paşa da aynı tepkiyi verdi”

Telefonla üsse çağrılan YAŞ üyesi eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün sivil kıyafetle geldiğini dile getiren Tümgeneral Dişli, “Üçümüz birlikte televizyonlara baktık. Komutan sürekli tepki gösterdi, ‘Böyle bir şey olur mu?’ dedi. Akın Paşa da aynı tepkiyi verdi. Komutan, Akın Paşa ile buraya getiriliş sürecimizi konuştuk. Sonra ‘Dışarı çık ne istiyorlar, gelsinler konuşalım’ diye beni gönderdiler” dedi.

Kendisinin Kubilay Selçuk ile binanın dışına çıktığını, burada bir amiral, havacı bir tuğgeneral ile bir karacı ya da jandarma albayın bulunduğunu belirten Tümgeneral Dişli, “Onlar bize yurtta sulh cihanda sulh konseyinin olduğundan bahsettiler. ‘Onlar birazdan gelecek, siz de kabul ediyorsanız, siz de bu konseyin bir parçası olarak bir bildiri yayınlayacağız’ dedi.” ifadesini kullandı.

“Eşine hala mesaide olduğunu söyledi”

Söz konusu kişilerin TRT’den canlı yayın aracı ayarlandığını söylediğini aktaran Dişli, daha sonra hep birlikte Orgeneral Akar’ın yanına geçtiklerini söyledi.

Bu kişilerin elinde yazılı bir bildiri olduğunu, bir kişinin bu bildiriyi okuduğunu aktaran Tümgeneral Dişli, şöyle konuştu: “Bu hareketin amacının hukukun yeniden sağlanması, halkımıza karşı olup olmadığı, terörün bitirilmesi, vatandaşın güvenliğinin sağlanması gibi temel ifadeler vardı. Komutan’ımıza ‘Komutan’ımız, siz de bizimle birlikte katılın, okuyalım, duyuralım.Halk sizi görürse yatışır, bu iş bitmiş olur’ dediler. Genelkurmay Başkanı’mız kesinlikle kabul etmedi.

Onlar gitti, yine ben Komutan ile odada kaldım. Sürekli olarak Komutan bu hareketin sadece Silahlı Kuvvetlere değil tüm ülkeye zarar vereceğini söyledi. ‘Biz, Güneydoğu’da polislerle birlikte teröristlere karşı savaşıyoruz. Bunlar polisleri vuruyor’ şeklinde tepki gösterdi. Bana tekrar ‘Git şunlarla görüş’ dedi. Ben sürekli olarak kendi şahsi telefonlarımla karargahı arayarak olup biten hakkında bilgi alıp Komutan’ın eşini aradık. Eşine hala mesaide olduğunu söyledi. Ben evden geldiğim için şahsi ve resmi cep telefonlarım yanımdaydı.

Kuvvet komutanlarının yakalandığını televizyonlardan takip ettik. Bütün her şeyi Komutan talimat vererek benim cep telefonum vasıtasıyla, benim üzerimden yapıyordu. Hatta Başbakan ve MİT Müsteşarı’nı benim cep telefonumdan aradı. Cumhurbaşkanı’nı da aradı ama ulaşamadım. Başbakan ve MİT Müsteşarı ile tüm Silahlı Kuvvetlerin kışlalarına dönmesi için talimat vereceğini, ‘Bu adamlar hakkında ne gerekiyorsa yapacağız, insanlarımız ölmesin, siz polisi geri çekin, ben de Silahlı Kuvvetleri geri çekeyim. Genelkurmay’a gideyim, oradan emir-komutayı devralayım ve durumu tüm Silahlı Kuvvetlere bildireyim’ dedi. Ancak Başbakan Çankaya’ya gelmesini istedi.”

“Bu olayda ben mağdurum”

Akıncı’daki üssün 16 Temmuz sabahında bombalanmasıyla “karşı taraf”ın direncinin kırıldığını bildiren Dişli, Orgeneral Akar’ın teklifini kabul ederek kendilerine iki helikopter verdiklerini anlattı. Kendisi ve Orgeneral Akar’ın bindiği helikopterin Çankaya Köşkü’ne gittiğini anlatan Dişli, orada Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş tarafından karşılandıklarını, daha sonra da diğer bakanların geldiğini aktardı.

Kriz masası oluşturulduğunu dile getiren Tümgeneral Dişli, ifadesini şöyle sürdürdü: “Ben sürekli durumu takip edip Komutan’a bilgi verdim. Komutan, Akıncı Üssü’nden giderken Akın Paşa’ya ‘Sen burada kal, bunlara mukayyet ol. Ben seni buradan aldıracağım’ dedi. FETÖ ile benim herhangi bir bağlantım yoktur. Ben 5 dönem AKP milletvekili olan ve AKP’nin kurucu üyesi olan, şu anda da Genel Başkan Yardımcısı olan Şaban Dişli’nin kardeşiyim. FETÖ ile ilgili sorulan soruyu bir hakaret kabul ederim. Bu olayda ben mağdurum. Ben devletin tarafıyım. Aynı şekilde ölümle tehdit edildim, alıkonuldum, bu nedenle de mağdurum. Bu olayın hiçbir yerinde yokum. Yaptığım bütün görüşmeleri Komutan’ın emriyle, onun bilgisi dahilinde can güvenliği için yaptım. Ben Komutan ile 16 yıldır değişik kademelerde çalıştım. Komutan’ı ailemin bir parçası olarak gördüğüm için ‘Öleceksek de birlikte ölelim’ diye düşünceyle onun yanında oldum. Onun can güvenliğinin sağlayabilirim diye karşı taraf ile belirttiğim görüşmeleri yaptım.”

“Cemaatin ordu içerisindeki yapılanması hakkında duyumlarımız oldu”

Darbe girişiminin ardından yapılması planlanan atamaların bulunduğu listeden haberinin olmadığını söyleyen Dişli, “Bu darbenin FETÖ ile bağlantısının olup olmadığı hususunda bilgim yoktur.” dedi.

Harp Okuluna sivil liseden sonra girdiğini, ortaokul ve lise öğrenimini devlet okullarında tamamladığını belirten Dişli, “Cemaatin ordu içerisindeki yapılanması hakkında duyumlarımız oldu. Bununla ilgili herhangi bir görevim olmadığı için herhangi bir çalışma yapmadık. Ben ordunun değişim ve dönüşümüyle ilgili çalışma yapmaktayım.” diye konuştu.

Tümgeneral Dişli, darbe girişimi hazırlıkları hakkında bilgisinin olmadığını yineleyerek yazışmalarda adının kendi rızasının dışında yer aldığını savundu. Herhangi bir evrakta ıslak imzasının olmadığını öne süren Dişli, üzerine atılan suçları kabul etmediğini de belirtti.


salih

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak mağdur sıfatıyla verdiği ifadesinde, olay gecesi bazı duyumlar üzerine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı bilgi vermek amacıyla telefonla aradığında Genelkurmay Başkanı Emir Subayı Piyade Yarbay Levent Türkkan’ın kendisine çok rahat bir ses tonuyla “Komutanım Genelkurmay Başkanımız sizi ve özellikle Kurmay Başkanımız İhsan Uyar’ı karargaha bekliyor” dediğini söyledi.

Türkkan’ın kendisini Akar ile görüştürmeden doğrudan karargaha davet ettiğini anlatan Çolak, Genelkurmay karargahının önüne geldiklerinde Genelkurmay’ın güney nizamiyesinde emir subayı İkmal Binbaşı Yunus Can’ın kendisine “Komutanım, Genelkurmay güney nizamiyesinde yerde yatanlar var, bir sorun olabilir. Karargaha olduğumuz yerden giriş güvenlikli olmayabilir, onun için Kara Harp Okulu nizamiyesine yöneliyoruz” dediğini belirtti.

Çolak, “Harp Okulu nizamiyesi bekleme yerinde Genelkurmay’ın güney nizamiyesinde problem olabileceği düşüncesiyle Genelkurmay kışlasının diğer nizamiyelerinden giriş yapılabileceği ve bu konuda koordine edilebileceği hususunda koruma müdürüm Piyade Binbaşı Burak Akın’a emir verdim. Dönerek Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığının giriş kapısından Genelkurmay’a giriş yaptım” diye konuştu.

‘Çok ciddi silah sesleri geliyordu’

Genelkurmay Başkanlığına giriş yaptıktan sonra ilerlerken içeride tam teçhizatlı özel kuvvet personeli görünümlü askerlerin bulunduğunu, bunun kışlanın korunmasına yönelik bir tatbikat olabileceğini değerlendirdiğini ifade eden Çolak, şöyle konuştu:

“Genelkurmay Başkanımızın komutanlık karargahının giriş kapısına gelmeden önce kural gereği koruma araçlarım ve personelim 50 metre kadar geride durdu ve kaldı. Bu husus zaten her zaman mutat olarak uygulanan bir durumdu. Bu esnada karargah etrafında ve bahçe kısımlarından çok ciddi silah sesleri geliyordu. Karanlık olduğu için göremedim ama çok ciddi silah sesleri geliyordu. Genelkurmay Başkanımızın Komutanlık karargahının giriş kapısına gelip yoğun ateş altında araçtan indiğimde Genelkurmay Başkanı Özel Kalem Müdürü Kurmay Albay Ramazan Gözel giriş kapısının iç kısmından bağırarak bana hitaben ‘Komutanım süratle içeri girin’ şeklinde heyecanlı şekilde bağırıyordu. O ana kadar Genelkurmay Başkanlığına dışarıdan bir saldırı olduğunu, karargah içerisindeki askerlerin dışarıya karşı karargahı koruduklarını düşündüm. Süratle önde ben arkamda Kurmay Başkanım Orgeneral İhsan Uyar ve subayım Binbaşı Yunus Can olacak şekilde içeriye girdik.”


ast

Darbe planı kapsamında gözaltına alınan Astsubay Kıdemli Başçavuş Melih Albayrak’ın savcılık ifadesi ortaya çıktı. İstanbul 4. Levent’teki askeri lojmanlarda gözaltına alınan Albayrak, askeri savcılığa verdiği ifadede, darbe girişiminin Fetullah Gülen’in talimatı üzerine gerçekleştirildiğini söyledi. Marmaris’e Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öldürmeye giden ekibe destek için CASA tipi askeri uçakla bölgeye gönderilen SAT komandoları, İzmir-Çiğli istikametindeyken, havada gelen talimat üzerine, ihanetin merkezlerinden Ankara-Akıncılar Üssü’ne indirildi. O gece yaşadıklarını anlatan Albayrak, burada Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak’ın rehin tutulma işlemine bizzat eşlik ettiğini itiraf etti. İşte Albayrak’ın ifadesinden satır başları: “Akıncılar’a gece saat 01.30’da iniş yaptık. Üssü korumakla görevlendirildik. Sonra saat 03.00 sıralarında bir araç geldi, 5 kişi bindik. Küçük bir binadaki iki odalı bir yere götürdüler. Odanın arkasında silahlı 3 kişi vardı. İçeride rehineler olduğunu, bu rehinelerin yanında duracağımızı söylediler. Onlarla görev değişimi yaptık. Rehineler Kara Kuvvetleri Komutanı, personel başkanı bir tümgeneral, iki albay ve bir de yarbaydı. 5 rehine vardı.”

“İlk girdiğimde iki kişi koltuktaydı. Yüzleri kapalı, elleri ve ayakları kelepçeyle bağlanmıştı. Bunlardan biri komutan (Salih Zeki Çolak) idi. Tekli koltuktaki tümgeneral de aynı şekildeydi. Aynı odada üçlü koltukta karacı bir yarbay vardı. Kolunda komutan yaveri işareti vardı. Onun yanında da albay vardı. Elleri ayakları çok sıkı bağlıydı. Rehinelerin ayaklarındaki kelepçeleri kestim. Ellerindekini genişlettim. Onlara su verdim.”

“Saat 05.00 gibi çatışma sesleri duydum. Yanımdaki tanımadığım 2 kişiden biri gitti. Orada 2 kişi kaldık. Bana ‘TSK’yı aldık. Komple alacağız. Kimse kaçamayacak’ dedi. Rehinelerin yanında biz gelmeden duran kişi bana Jandarma Genel Komutanı’nın da alındığını söyledi. Rahat konuşuyordu. Bana ‘abilerin eşlerinin yaptığı pilavın geldiğini’ söyledi. Türkiye’nin her tarafında uçuşlar olduğunu, yolların ve köprülerin kapatıldığını, ‘Hocaefendi’nin dediğini yaptıklarını’ beyan etti. Daha sonra bir araba geldi, bunu söyleyen şahıs ayrıldı.”

“Sabahleyin yanımdaki Fatih Kaya’ya ‘ben ayrılıyorum’ dedim. Saat 08.00 gibi uçaklar ve helikopterler Akıncılar’a ateş etmeye başladı. Ben darbeye destek vermeyen emir komuta içerisindekilerin buraya ateş ettiğini anladım. Atışların ne olduğunu sordum. Bunların Eskişehir’den kalkan uçaklar olduğunu söylediler. Eskişehir’in alınamadığını, kalkan uçakların yakıt ve mühimmatlarının bittiğini, bu atışların da yerdeki Skorsky helikopterlerin vurulmasına yönelik olduğunu öğrendim. Kaçmak için hangara gittim. Bu işten sıyrılmak istiyordum. Astsubay Gökhan Karabacak’ı gördüm. ‘Beraber kaçalım’ dedi. Öğleye kadar hangarda bekledik. Yoğunluk azaldı, daha çok erleri görmeye başladık. Kamuflajı çıkarttım. Şort ve tişört giydim. Üzerimdeki tabancayı ve tüfeği beni getiren askeri aracın içine bıraktım. Gökhan’la telden atlayarak birliği terk ettik. Ayçiçek tarlasına ulaştık. Havanın kararmasını bekledik. Sonra 2 saat yürüdük. İstanbul’a taksiyle geldik.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *