Cumhurbaşkanı Gül'ün önünde hangi seçenekler var?

Radikal’den üç ‘Gül ne yapmak istiyor?’ analizi…

Önce Ömer Şahin:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “siyasetle ilgili gelecek planım yok” sözleriyle kamuoyunu olduğu kadar kurucusu olduğu ve Başbakanlık yaptığı AK Parti ’yi de dalgalandırdı. Gül, mesajın içeriği kadar zamanlamasıyla da nokta atışı yaptı. Başbakan Erdoğan ’ın sürecin tek belirleyicisi göründüğü bir ortamda Gül’ün sözleri, “Kendi yazmadığım senaryoda rol almam. Vesayete karşıyım” anlamına geliyor 

Gül, yeniden başladığı yurt içi gezisinde ve Başbakanın Belediye ve İl Başkanlarıyla Köşk sürecine ilişkin nabız aldığı bir ortamda kritik hamlesini yaptı. Türkiye Köşk seçimlerine gidiyor ama yaşanan kriz Başbakanlık üzerine. Erdoğan’ın Köşk’ü istemesi artık ‘hak’ olarak görülüyor. Buna Gül’ün bir itirazı yok. Abdullah Gül’ü rahatsız eden Başbakan Erdoğan’ın Köşk’ün ardından Başbakanlığı, partiyi de dizayn etme ihtimali. Başbakan’ın parti kademeleri ile başlattığı, sivil toplumla devam edecek ‘istişare süreci’ Gül’ün siyasi geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Cumhurbaşkanı Gül, kendisiyle henüz detaylı bir görüşme olmadan ve karara varılmadan böyle bir sürecin yürütülmesinden hoşnut değil. Kütahya’da yaptığı açıklama o açıdan zamanlama olarak da “manidar” görülüyor. 

Yüzde 45’lik oy başarısı Çankaya için tek belirleyicinin Başbakan Erdoğan olduğu gerçeğini perçinledi. Ağustos sonrası için Erdoğan ve Gül’ün senaryolarının örtüştüğü söylenemez. Erdoğan partili Cumhurbaşkanlığı, gerekirse eşbaşkanlık istiyor. İcranın başı olarak hareket edeceğini söylüyor. Bu söylem parti liderliği ve Başbakanlığın Erdoğan tarafından biçimlendirilmesiyle mümkün… Böylesi etkin bir Cumhurbaşkanı ile çalışacak Başbakan profili Gül’e uymuyor. Gül ‘ün senaryosu şöyle: Kongrede gerekirse yarışarak genel başkan olmak. Seçim sonrası Başbakan olunca da yetkisini tam anlamıyla kullanmak. Yani, parlamenter sistemin Başbakanı ve parti lideri gibi hareket etmekten yana. Partili Cumhurbaşkanlığı, eşbaşkanlık ajandasında bulunmuyor. Erdoğan’ın yol haritası ve çizdiği robot resim Gül’e uymuyor 

Gül’ün Kütahya’daki sürpriz açıklaması siyaseten “havlu atmak” anlamına gelmiyor. Bir son değil başlangıç olarak okumak daha doğru. Hatta Köşk sonrası senaryolar için milat bile kabul edilebilir bu sözler. Bu saatten sonra ikilinin en kısa sürede Köşk gündemiyle görüşmesi beklenir. Bu sürecin kazasız atlatılması için iki ismin de değer verdiği bazı “akil” isimlerin devreye girmesi de sürpriz olmaz. 

Gül ve Erdoğan bu koşullarda orta noktada buluşabilir mi? Bu sorunun net bir yanıtı yok. Başbakan Erdoğan’ın tutumu daha belirleyici olacak. Eğer uzlaşırlarsa ikili yer değiştirebilir. Anlaşma olmazsa AK Parti ve siyaseti fırtınalı günler bekliyor. Erdoğan’ın Bülent Arınç, Mehmet Ali Şahin, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Binali Yıldırım isimlerinden birisine Başbakanlı koltuğunu teslim etmesi beklenebilir. AK Parti’de 40 yıllık dostluk ve kader birliği olan Gül ile Erdoğan’ın yol ayrımına gelebileceğini söyleyenler de var. Bu konuda konuşulan en uç senaryo şöyle: Erdoğan’ın kafasında Abdullah Gül olmaz ise Abdullah Bey bir süre kenara çekilir. “Gül’süz AK Parti” modeli bile Gül’ü siyaseten emekliliğe itmez. Abdullah Gül, AK Parti içerisinden alacağı destekle gerekirse yeni bir parti için kolları sıvar.

Bu Eyüp Can’dan:

Erdoğan Çankaya’ya Gül Kongre’ye’ senaryosu iki ayaklı. 
Birinci ayakta Çankaya meselesinin çözülmesi gerekiyor. 
Başbakan Erdoğan Çankaya’ya çıkma konusunda kararlı. 
Fakat Gül de Çankaya’dan tamamen vazgeçmiş değil. 
Ne Gül ne de Erdoğan bu konuda resmi bir açıklama yaptı. 
Erdoğan kararını partisinin nabzını tam olarak tuttuktan sonra açıklamak istiyor. 
Bu yüzden birkaç gündür arka arkaya toplantılar yapıyor. 
Şimdilik çıkan tablo AK Parti tabanının Erdoğan’a ‘Çankaya hakkınız’ demesi. 
Ama teşkilat bugüne kadar birlikte var olduğu Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasından sonra oluşacak belirsizlikten dolayı ciddi kuşkular da taşıyor. 
Erdoğan bu yüzden ‘partili cumhurbaşkanı’ formülünü devreye sokmak istiyor. 
Ancak kısa vadede anayasa değişikliği söz konusu olamayacağı için bu formül resmen devreye giremeyecek. 
‘Fiilen girer’ diyenler var… 
Var ama teşkilatta ‘fiili durum parti içinde ciddi sıkıntılara yol açar’ diyenler de var. 
Bu belirsizlik Erdoğan’ın kafasını kurcalıyor. 

ZAMANLAMA ÖNEMLİ 
İşte tam bu ortamda tam da Erdoğan il başkanları toplantısında konuşurken Gül’den ‘siyaset planım yok’ açıklaması geldi. 
Bu açıklamasıyla hem benim birinci önceliğim hala Çankaya’da bir dönem daha kalmak demiş oldu. 
Hem de kendisi üzerinden teşkilatta başlayacak erken tartışmalara set çekmiş oldu. 
Dikkat edin o cümlenin başı şöyle… 
‘Bugünkü şartlar çerçevesinde gelecekle ilgili siyaset planımın olmadığını paylaşmak isterim.’ 
Ne demek bu? 
Bir, Çankaya’dan vazgeçmiş değilim. 
İki, bugün için siyaset tartışmasına girmem. 
Buna Gül’ün önceki gün Çankaya seçim sonuçları kimsenin cebinde değil mesajını ve Kütahya’da yaptığı açıklamada kullandığı ben Çankaya’ya bağımsız bir aday olarak çıkmadım, arkadaşlarla konuşup bir karara varacağım demesini de ekleyin… 

VEDA DEĞİL DAMARDAN SİYASET 
Sonuç şu… 
Gül Çankaya’dan tamamen vaz geçmiş değil. 
AK Parti içinde ve hükümete yakın medyada yer alan kendisini tamamen oyun dışına itmek isteyen ve rencide eden yorumlardan rahatsız. 
Bu yüzden de şu an için siyaset planını konuşmak yerine daha ilk aşamada tavrını net koymak istiyor. 
Yani Gül siyasi kariyerine son vermiyor aksine siyasette var olacaksa bunu pozisyonunu güçlendirerek yapmak istiyor. 
Ama benim yorumum hala değişmedi. 
Eğer Erdoğan Çankaya’ya çıkmaktan vazgeçmezse Gül Erdoğan’ın karşısına çıkmaz. 
Ama çıkmayacağı kendisini siyaseten ve nezaketen ezdireceği anlamına da gelmiyor. 
Gül siyasete veda etmiyor aksine bence ‘damardan siyaset’ yapıyor.

Ve Murat Yetkin:

Önce Gül’ün söyledikleri, perde gerisi biraz sonra. Gül dedi ki:

1- Bugünkü şartlar çerçevesinde gelecekle ilgili bir siyaset planım yok.

2- Medvedev-Putin modeli, demokrasiye yakışmaz.
3- Ben siyasete bağımsız girip cumhurbaşkanı olmadım, arkadaşlarımla konuşurum
Şimdi perde gerisi; ne demek istediği, moda deyimle şifreleri daha sonra.

 Erdoğan 16 Nisan’da AK Parti vekillerini Genel Merkez’de topladı. Onlara iki soru sordu:

1- Üç cumhurbaşkanı adayı yazınız. Bu, Köşke çıkmama destek olun demekti.
2- Üç dönem kuralı kalksın mı? Bu da Köşk’e çıkmama kararı alırsam yolumu açın demekti.

O toplantı sabahı hükümet yanlısı gazetelerde bazı köşe yazarları Cumhurbaşkanına adeta devrini tamamlamış bir muhalefet lideri gibi davranmaya başlamıştı. Erdoğan’ın siyasi baş danışmanı Yalçın Akdoğan ‘Erdoğan ne isterse o olacak, o kadar’ diyordu.
O toplantı öncesi ve sonrasında bazı AK Parti milletvekilleri Gül’e adeta o partinin üç kurucu babasından biri değil, bir hasım gibi söz söylemeye başlamışlardı.
O toplantı sırasında Gül gazetecilerin sorusu üzerine tekrar dedi ki ‘Henüz konuşmadık, oturup konuşacağız”. Ve kimsenin Köşk oylarını cebinde saymaması gerektiğini ekledi.
Ondan bir gün sonra TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısı vardı Ankara’da.

Erdoğan, 17 ve 25 Aralık soruşturmaları ardından yolsuzlukların üzerine adil şekilde gidilmesini isteyen TÜSİAD’ı ‘vatan haini’ ilan etmiş, ama Gül toplantı davetini kabul etmişti.
Bir sürpriz daha, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da geleceğini söylemişti.
Gül, yükselen beklentinin aksine gerilimi artıran bir konuşma yapmadı. Telaşa mahal yoktu. Herkes işine bakmalıydı. Konuşulacaktı. Ama kırıcı, dışlayıcı olunmamalıydı.
Ama kırıcı olunmaya devam edildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Onbirinci Cumhurbaşkanına Kayseri’de bir derneğin başına geçmesini teklif edenler de çıktı.
Gül gayet iyi biliyordu ki, havuz medyasının, göze girmek, seçimde yeniden aday gösterilmek isteyen milletvekillerinin bu sözlerini durdurmak bir tek işarete bakardı.
Ama bütün bunların üzerine bir şey daha oldu ki Gül açısından bardağı o damla taşırdı.

Erdoğan’ın 16 Nisan toplantısında ‘Bütün yetkilerimi kullanırım’ dediği basına sızdı.
Erdoğan Anayasa’nın 104’üncü maddesindeki yetkilerden bahsediliyordu.
Onları oraya koyduran Kenan Evren, Yıldırım Akbulut gibi sözünden çıkmayan bir başbakanla çalışan Turgut Özal dahi o yetkilerden bazılarını kullanmayı aklından geçirmemişti.
Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in işaret ettiği ‘çatışmanın’ reçetesi olabilirdi.
Mesela 104’e göre, Cumhurbaşkanı gerek duyduğunda bakanlar kuruluna başkanlık edebilirdi.
Dün HaberTürk’te Fatih Altaylı, Erdoğan ayda bir Köşk’te bakanlar kurulu toplayabilir yorumunda bulundu, haklıydı.
Anayasanın 8’inci maddesi yürütmeyi cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu arasında bölüştürüyordu ama Erdoğan bütün yetkiyi elinde istediği için başbakanı fiilen aradan çıkarmak istiyordu. 
Siyasi iddiası, gücü olmayan, Bakanlar kurulu koordinatörü gibi çalışacak bir başbakan ihtiyacını dile getiriyordu.
Gül, yakın çevresine dedi ki, ‘Ben emanetçi başbakan olmam’.
Dedi ki, ‘Ben protokol başbakanı olmam’.
Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in yerini bir dönem Dimitri Medvedev’e bırakıp sonra onu pasif başbakan atamasına atfen ‘Bana uymaz’ demesi de bunu gösterir.

Bu Türk siyasetinde çok sık görülen bir tavır da değildir.
Bu söz, erken davranan yorumcuların söylediği gibi ‘Gül defteri kapattı’ demek de değildir.
Erdoğan emanetçi başbakan arıyorsa, ben yokum, başkasını bulsun demektir.
Ama Erdoğan’ın egosuna ve etrafındaki dolduruşlara göre değil, kendisinin, ailesinin, parti ve ülkesinin stratejik çıkarları doğrultusunda Köşk’e aday olmaktan vaz geçip, Gül’e ikinci dönem önermesi hala ihtimal içindedir.
Yoksa ne mi olur? Gül ona cevap vermiyor. 
‘Arkadaşlarıma danışırım’ diyor, yani çoğul konuşuyor; yalnızca Erdoğan’a danışmayacağı sonucunu çıkarabiliriz. Daha bu pilav çok su kaldırır.
Neticede Necmettin Erbakan’ın Erbakan olduğu zaman karşısına çıkıp AK Parti kuruluşunun yolunu açmış olan Abdullah Gül’den söz ediyoruz.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *