Çözüm Süreci AKP kontrolünden çıkıyor mu?

Cumhuriyet’ten Erdem Gül’ün haber-analizi:


Kobani eylemleri sonrasında çözüm sürecinde yaşanan tıkanma, Bingöl’deki saldırıyla yalpalamaya dönüştü. Bu yalpalama, sürecin aktör ve taraflarıyla, ülke kamuoyunu da etkisi altına aldı.

Cumhurbaşkanı  ve Başbakan başta olmak üzere iktidarla HDP-Kandil arasında yaşanan sert polemik, sürecin Kobani eylemlerinin başladığı andaki durumundan geriye gittiğinin açık kanıtı.

90’lardaki PKK-Hizbullah çatışmasını anımsatan Hüda-Par – HDP kavgası denebilecek olaylar ve son olarak Diyarbakır’da astsubayın maskeli saldırganlarca şehit edilmesi ise tam anlamıyla işleri başka bir boyuta taşıdı.

“Neler oluyor” dedirten gelişmeler, sürecin uluslararası ve bölgesel gelişmeler yanında AKP tarafından yürütülüş biçiminin sorgulanmasına neden oldu. AKP’nin, baştan beri bu sürece çoğunlukla seçimlerde sonuç almaya ve iç siyaseti kendi üstünlüğüyle tahkim etme amacına yönelik bir enstrüman olarak bakmasının altı çiziliyor.

“Bir daha eski durumuna dönmesi kolay olmayacak” gözlemiyle ifade edilen ve “AKP’nin kontrolü elinden kaçırması” olarak da görülen sürecin hiç olmadığı  kadar yara alıp yalpalaması hatta sendelemesine ilişkin Ankara kulislerinde konuşulanlardan toparladığımız bazı notlar şöyle:

Düşük profilli vekiller: Bugünkü tablo, AKP’nin 2011 seçimlerinde Doğu ve Güneydoğu’daki aday tercihlerine kadar götürülüyor. 2011’de Tayyip Erdoğan, en önemli sürprizi Doğu-Güneydoğu listelerinde yaparak, bölgedeki önemli isimler yerine “düşük profilli adaylar” diye nitelenen isimleri tercih etti. HDP’ye karşı sert suçlamalar ve bir ölçüde milliyetçi tezlerle yürüttüğü kampanyayla seçimlerden oyların yarısını alarak üstünlüğü tam kaptırmadan çıkabildi.

Meydan HDP’ye kaldı: Ancak düşük aday profili sürekli kendini gösterdi ve Bingöl’de parti açısından baş ağrısına dönüştü. Bingöl saldırısının ardından cinayetin failleri olduğu iddia edilen 5 kişinin Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ifadesiyle “cezalandırılmaları” olayındaki şüpheler, AKP’nin bölgede inisiyatifi kaybettiğinin göstergesi olarak değerlendiriliyor. AKP’de, “2011’de bölge genelinde halkın itibar etmediği, yerel destekleri güçlü olmayan, sorun çözücü isimler aday gösterilmedi. Bingöl’de de öyle. Bingöl her zaman Güneydoğu’da bizim kalemiz olan bir yerken etkili isimlerimiz olmaması nedeniyle meydanı HDP’ye bıraktık. Şimdi Bingöl ve Karlıova olaylarında da faili meçhul iddialarının ortaya çıkıp yayın yasağı konulmasına kadar giden uygulamaların nedeni parti olarak süreci yönetemeyişimiz ve ortamı HDP’ye bırakmamızdandır” değerlendirmeleri yapılıyor.

Lider isim yok: AKP’nin bölgedeki 60 kadar milletvekili arasında, “lider” kimlikli bir ismin olmamasına dikkat çekiliyor. Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu dışında bölgede karşılığı da olabilen ikinci bir isim saymakta güçlük çekiliyor. Milletvekillerinin bölgeden güç alan kişilikler değil, doğrudan Erdoğan’ın tek adam kimliğinin bölgedeki uzantısı olduğuna dikkat çekiliyor. Önceki dönemin etkili aktörü Dengir Mir Mehmet Fırat gibi bir ismin olmayışının boşluğu
açıkça seslendiriliyor.

AKP görünür olmaktan çıkıyor

AKP’lilerin tersine HDP milletvekillerinin bölgede güçlü, etkili nitelikleri öne çıkıyor. 30 Mart’ta HDP’nin AKP’deki çok sayıda belediyeyi kazanması, bölgede tartışmasız bir üstünlük sağlaması olarak görülüyor. HDP, Kobani eylemlerinde yaptığı çağrı üzerine tabanını eyleme çekmeyi başarırken AKP’nin parti olarak görünmez hale geldiği, bölgedeki AKP’lilerin artık parti kimlikleriyle değil bizzat iktidar-devlet olanaklarıyla varlık gösterebildiklerinin altı çiziliyor.
Çözüm sürecinde yaşanan sıkıntının birçok başka nedenleri yanında AKP içi nedenleri olarak sıralanan bu başlıklar çerçevesinde iktidar zeminlerinde de “tamam mı”, “devam mı” kararı için
değerlendirmeler yapılıyor. AKP, bu kararı alırken öncelikle, sürekli yaptırdığı ve artık sürece desteğin düştüğünü gösteren anketler çerçevesinde öne çekmeyi düşündüğü 2015 seçimlerini
ölçü alacak. Sürece, “Müslüman Kürtler” diye de severek girmesine karşın bölgeden “Güneydoğu’nun CHP’si” olarak gördüğü HDP’ye desteğin artması AKP’nin kararında ikinci önemli etken olacak. Son günlerde HDP’den ve ÖSO güçlerini ısrarla önerdiği PYD’den gelen açıklamalardaki “laik” mesajların ve sürecin CHP ile de yürüyebileceği yolundaki bakış açılarının AKP’nin gözünde süreci “sevimsiz” kılan en önemli etken olduğunu da bilmek gerekiyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *