Cevdet Aşkın: ‘Aslında Kürt Çözüm Süreci baştan beri yoktu’

Radikal’den Hakkı Özdal, gazeteci Cevdet Aşkın’la konuşmuş. Mülakatın bir kısmı şöyle:


2013 yılı ocak ayının bayından itibaren, Kürt sorunun “çözümüne” dair bir sürecin başladığını bütün Türkiye kamuoyu biliyor. Oysa en baştan beri tarafların oturup üzerinde anlaştığı bir “çözüm süreci” yoktu. Ne vardı? Hükümet tarafı PKK’nın tasfiye edilmesi için yola çıkmıştı. Öbür tarafta Kürt sorunun çözülmesi için hükümeti adım atmaya zorlamak için… Ama ortada iki tarafın da üzerinde anlaştığı bir zemin hiçbir zaman olmadı. Her iki taraf da bazı kavramları, sözcükleri ortak kullandılar. Oysa içerik taraflar için çok farklıydı. Örneğin “çözüm”, “barış”, “aşamalar”, “müzakere” gibi anahtar sözcükleri kullandılar.

Aslında hiçbir zaman gerçek bir müzakere masası olmadı ama her iki taraf da böyle algılanmasına katkıda bulundu ve bir noktaya geldikten sonra bu haliyle de sürdürülemez oldu, diyorsunuz. Hatta sürecin, şimdi içinde bulunduğumuz çatışmalı durumdan çok daha önce sona erdiğini söylüyorsunuz. Peki bunlar olurken toplumun algısı nasıl yönetildi ve gerçekte o esnada neler oldu sizce?

Yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler; üç seçim öncesinde de hasar gören algı yeni bir hamleyle canlandırılmaya çalışıldı. Özellikle hükümetin buna ihtiyacı vardı. Seçimlerin sakin ortamda geçmesini istiyordu ve “teröre son vermiş bir iktidar” olarak görünmek istiyordu. Çok da fayda gördü bundan, iki seçimi rahat şekilde kazandı bunun büyük katkısıyla. Üçüncü seçim öncesinde de bunu canlandırmaya çalıştılar, fakat ne zaman HDP’nin barajı aşacağı anlaşıldı, ondan itibaren hükümetin bütün söylemi değişti. HDP, PKK ile özdeşleştirilen bir parti olarak tarif edildi, şeytanileştirildi ve bu bol miktarda dezenformasyonla yapıldı. Seçim öncesi Ağrı ve Diyarbakır’da yaşananlar da bununla ilgiliydi. Kürt tarafını kriminalize edecek bir strateji izlendi. Ama olmadı. HDP yüzde 13’ü çıkarınca, tabiri caizse masaya tekmeyi vurdular.

Bu iki buçuk yıllık süreçte Kürt tarafının kazanımı ne oldu?

Kürt tarafı kamuoyunda “aslında barıştan yana olduğuna” dair bir izlenim bıraktı. HDP’nin Türkiyelileşmesi denen süreç ilerledi. Yani 13 puanlık oy bu sempatiyle sağlandı. Özellikle Demirtaş’ın kişiliğinde bu sempati çok yükseldi. Şimdi yeniden başlayan yoğun dezenformasyon kampanyaları bu imajı bozmak, bu sempatiyi ortadan kaldırmak için. HDP sanki yüzde 13 kitle tabanına sahip, seçim hükümetine iki bakan vermiş bir parti değil de bir terör örgütü gibi, Türkiye’yi parçalamak isteyen bir odak gibi lanse ediliyor.

Toplumun geniş bir kesiminde “7 Haziran’dan sonra iş değişti” gibi bir algılama oldu…
Kesinlikle daha önce başladı bu. Çözüm süreci denen süreç, aslında cumhuriyetle yaşıt olan, 1984’te PKK’nın silahlı mücadeleye başlamasıyla yeni bir boyut kazanan sürecin bir ara dönemi, bir kesitidir. Ve taraflar bu süreçte dezenformasyonu da bir enstrüman olarak kullandılar. Örneğin hükümet bana diyor ki, çözüm oluyor. Ben bu esnada manipüle ediliyorum; bu süreci destekliyorum; ama bir süre sonra gelecek fırtınadan hiç haberim yok. İşte geldi. Doğuda, güneydoğuda olanlar ortada; batıda insanların işyerleri yakılıyor, ülkenin en büyük gazetesine saldırı yapılıyor…

2013 ocak ayından beri böyle bir fırtınanın gelebileceğinden söz ederken bun kast ediyordum. Biliyordum ki çok büyük bir infial olacak. Olgular doğru düzgün okunduğunda, realiteye bakıldığında çözüm sürecinin bir dezenformasyon olduğu görülüyordu. Şu çok açıktı: Suriye’nin kuzeyindeki Kürt oluşumuna dostane davranmayan bir yönetimin Türkiye’deki Kürtlere karşı dostane davranması mümkün değildir. Ne zaman ki devlet stratejik bir karar alır, o zaman zaten Suriye’deki Kürtlerle de içindekilerle de sorun yaşamazsın.

Geçen seneki Kobâne gerilimi buna ilişkin bir gösterge miydi?

Çok net değil mi? 2011-2012’de daha IŞİD yokken bölgedeki Kürtlerle sorun vardı. Bölgedeki Kürtlerle bir arada yaşamak için devletin stratejik bir karar vermesi gerekir. Ama böyle stratejik bir yönelim hiçbir zaman olmadı. Dolmabahçe mutabakatı denen gün bile ikisi farklı metin okudular. O ortak bir basın toplantısıydı sadece.  Her iki taraf kendi çizgisine göre bir şeyler söyledi. Ortak bir taraf yoktu.

Çözüm süreci ilan edildiğinde ve devamında medyada da –belki onla bağlantılı olarak- toplumda da yaygın bir destek oldu. Bugün birbiriyle çok zıt pozisyondaki gazeteler süreci destekleyen yayınlar yaptılar. Ama bugün çatışmalı sürece dönüldüğünde hükümete yakın medya kuruluşlarında daha keskin, sert bir dil var ama medyanın tümü aynı gönüllülükle üstlenmiyor bu dili. 90’lardaki konsolidasyon yok gibi…

80’lerden beri PKK’yla çatışmalı süreci izliyorum ve ilk kez bu kadar yaygın soru işaretleri ve itirazlar dile getiriliyor bu çatışmaya. İlk kez, sanki devletin değil de iktidarın savaşı gibi görülüyor bazı kesimlerde. İki buçuk yıl silah patlamamışken birden silahlar konuşmaya başlayınca kamuoyu da parçalanıyor doğal olarak. Bugün insanların itirazları da aslında o manipülasyonun bir sonucu. İnsanlar anlayamıyorlar, “hani çözüm süreci vardı, ne oldu” diyorlar. Aldatıldıklarını hissediyorlar. Kamuoyu sanki bir çözüm süreci varmış gibi aldatıldı ve bugünkü itiraz tablosu biraz da böylelikle ortaya çıktı. Dezenformasyonla kandırılmış insanların öfkesine tanıklık ediyoruz.

Hakkı Özdal’ın Radikal’deki söyleşisinin tamamı burada.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *