Bugün'kü yorumum: 'Erdoğan ve Anayasa: Madde 90'

Başbakan ‘yeni medya’nın üst düzey temsilcilerini önceki gün İstanbul’da topladı.

Aralarında medya grup başkanlarının, genel yayın yönetmenlerinin vs. bulunduğu bu özel toplantı ‘basına kapalı’ (!) olarak gerçekleşti.

2014 Türkiye’sinde gelinen bu noktayı kimse yadırgamıyor artık.

28 Şubat döneminde Genelkurmay da böyle ‘seçmece’medya kesimini çağırır, ‘özel’ ve ‘basına kapalı’ toplantılar düzenlerdi.

Vesayet düzeni bitti mi demiştiniz?

Hem trajedi hem de komedidir.

Hem güler hem ağlarsınız.

Gene de, ‘basına kapalı’ bu toplantıdan bir şeyler sızdı.

Anlıyoruz ki Başbakan, cumhurbaşkanlığı yolunda yeni ‘karşı’ hedefi, ‘hasmını’ belirlemiş durumda: Anayasa Mahkemesi.

30 Mart’ın açtığı yeni yolda, ‘yeni milli şef’liğe giden yolda tek önemli engel, Türkiye’deki yegâne bağımsız yapı olan yüce mahkeme çünkü.

Tarihi Twitter kararı, içtihat niteliğiyle, bundan sonraki irade kapışmasının da işaret fişeği.

Başbakan, ‘kapalı’ toplantıda, ‘Anayasa Mahkemesi verdiği kararla yasaları ters yüz etti. İnsan ‘Anayasa Mahkemesi’nde de mi paralel yapı var’ diye düşünüyor’ demiş. Yüce yargıçların da incelemeye alındığını ima etmiş.

Dün de Meclis toplantısında ülkenin yüksek yargıçlarını uluslararası şirketlere hizmet etmeklesuçluyordu.

Oysa Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa’nın en önemli özgürlük payandası olan 90’ıncı maddeyi anarak, yürütmeye kene gibi yapışmış o tahammülsüzlük kültürüne hukuk dersi veriyordu:

“90’ıncı madde temel hak ve özgürlüklerle ilgili konularda, eğer ulusal yasalarımızla uluslararası anlaşma ve sözleşmelerdeki hükümler arasında bir çatışma olursa, uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin esas alınması gerektiğini söyler. Biz bu çerçevede, eğer böyle bir çatışma varsa evrensel hukukun ilkelerini uygulama gayreti içinde olan bir kurumuz. Dolayısıyla ben, verilen kararların hiçbir zaman milliyetinin, dininin, mezhebinin olmadığı kanaatini taşıyorum. Kararları böyle değerlendiremezsiniz.”

Başbakan besbelli ki Anayasa Mahkemesi ile başındaki Haşim Kılıç’ın karşısına dengeleyici güç olarak çıkmasına tahammül etmeyecek.

Kılıç’ın, Başbakan’ın ‘karara saygı duymayışı’nı yorumlarken, ‘refleks’ teşhisi koyması da son derece önemli. Bunu not edin.

Hesap vermekten kaçarken okul kapatmak
 
Her seferinde ‘akıl alır gibi değil’ diyoruz ama nafile. Aklın bittiği yerde edilir böyle laflar. Öyle oluyor zaten. Başbakan’ın seçim öncesinden başlattığı yürüyüş çizgisinde bir değişiklik yok. Kendisiyle hemfikir olmayanlara, sırf bu yüzden vura çarpa ilerleyeceğine dair fikirlerimizi tazelemiş durumda.

Bir yandan, olmayacak duaya amin dercesine, ‘bizimkiler’ etrafında bir ‘cezasızlık duvarı’ örmeye çalışırken, önüne çıkan herkese ceza kesme peşinde.

Daha doğrusu onun gayreti içerisinde.
Hiçbir akıl ve vicdan, durup dururken yurtdışında Gülen‘in telkin ve irşatları ile kurulmuş okullara saldırılmasını izah edemez.

Okul kapattırmak…

Utanmak gerekir.

Bu okulların bazılarını gördüm. Senegal‘dekini hiç unutamam. O velilerin şükran ifadeleri, tebessümleri hâlâ gözümün önünde.

Türkiye’de son çeyrek yüzyılın en önemli kültürel küreselleşme projesidir bu.

Derin Anadolu’nun içinden çıkan binlerce eğitim gönüllüsü sadece Türkiye’nin varlığını dünyaya duyurmakla, ortak bilim dilinde başkalarıyla buluşmakla kalmadı, farklı kültürlere de açıldılar, öteki dünyaların kodlarını da öğrendiler, sivil elçiler oldular.

Okullarla uğraşmak…

İnsanları sınır tanımadan, derin tasavvufun hoşgörüsü ışığında eğiterek, onları bu küresel eşitsizlik batağında bilgiyle donatıp, rekabette güçlenmesine gönül vermiş sivil toplum öncülerini hedef almak…

Bu, insanlara -öğretmeni, öğrencisiyle- zulümdür ve sadece bu ülkeye kötülük etmektir.