‘Bizim mahalleden değilsen seninle ilgilenmem’

Gazetecinin en büyük düşmanı gazeteci. Bu bir Türkiye gerçeği. Medya kompartmanlara ayrılmış durumda. Problemler ortak, ama Cemaat medyası Kürt medyasını görmezden geliyor, Kemalist medya her ikisini de. Bir kesime göre özgrülük kavgası Balbay ve arkadaşlarının hapisten çıkması ile sona erdi, mutlu sona erişildi. Bazı meslek örgütleri de Can Dündar ve Erdem Gül için başlattıkları Silivri Nöbeti’ni, tahliyelerden sonra bitirdiler. Ama içerde çoğu Kürt birçok kişi hala duruyor ve bunlara sahip çıkmak gibi bir arzu da yok. 

Bilal Şahin’in Özgür Düşünce’deki haberi işte bu ‘unutulan’laerdan üçünün öyküsünü gündeme getiriyor:


Hakkında tahliye kararı olduğu halde aylardır rehin tutulan Hidayet Karaca, “Eğer idam kaldırılmamış olsaydı, biz de çoktan Rabb’imizin yanına gönderilmiştik” dedi.

Sadece gazetecilik faaliyetinden dolayı yargılandığını belirten Mehmet Baransu, meslektaşlarının sessizliğini eleştirdi.

Gültekin Avcı ise içeride sağlığının bozulduğunu söyledi.

mehmet_baransu_gultekin_avci_ve_hidayet_karaca_nin_avukatlari_emsal_karar_basvurusu_yapti_h586747_fe466

Türkiye’de gazetecilik ve basın özgürlüğü en zor dönemlerini geçiriyor. Muhalif medya kuruluşları ve gazetecilere yönelik baskı her geçen gün artıyor. 36 gazetecinin tutuklu yargılandığı Türkiye‘de sadece gazeteciler değil medya kuruluşları da susturuluyor. Üç kanal, üç gazete ve bir haber ajansına kayyım atanırken otuza yakın kanal da dijital platformlardan ve uydulardan çıkarıldı. Muhalif yayın yapan gazeteler maddi ve hukuki baskı altına alınıyor. Sadece son sekiz ayda binin üzerinde medya çalışanı işsiz kaldı.Gazetecilik örgütleri, tutukanan veya mesleki faaliyetlerinden dolayı soruşturma geçiren gazetecilere yönelik eşit destek vermiyor.

Basın özgürlüğüne yönelik baskı politikaları uluslararası örgütler tarafından da yakından takip ediliyor. Freedom House Türkiye‘yi basın özgürlüğünde ‘kısmen özgür’ statüsünden ‘özgür olmayan’ statüsüne aldı. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) raporlarına göre basın özgürlüğünde Türkiye 180 ülkenin içerisinde 151’inci sırada yer alıyor.

CPJ‘in Orta Asya Program Direktörü Nina Ognianova, Türk hükümetinin muhalif medyayı ortadan kaldırmak, eleştirel sesleri de susturmak için elindeki bütün gücü kullandığını belirtmişti. Ognianova’ya göre iktidar muhalif düşüncelere karşı anti terör yasasını kullanıyor, gazetecilik faaliyetleri terör ile ilişkilendirilip devlete karşı işlenmiş suçlar olarak ilan ediliyor.17 Aralık’tan sonra muhalif gazetecilere yönelik iktidar tutumunu sertleştirdi.

Dizi senaryosundan tutuklanan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca 18 aydır cezaevinde. Kayyım tarafından kapatılan Bugün Gazetesi yazarı Gültekin Avcı, yazdığı 6 köşe yazısı nedeniyle aylardır tutuklu. Taraf Gazetesi yazarı Mehmet Baransu, Balyoz darbe planı ile ilgili haberleri nedeniyle hapis. Gazeteci Sedef Kabaş attığı tweetler nedeniyle evi basılıp gözaltına alındı. Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, Suriye‘ye silah taşırken yakalanan MİT TIR‘ları ile ilgili haberleri nedeniyle bir süre tutuklu kaldı.

Zaman Gazetesi eski Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı hakkında terör soruşturması başlatıldı. Today’s Zaman eski Genel Yayın Yönetmeni Sevgi Akarçeşme, tweetine yapılan yorum yüzünden davalık oldu. Today’s Zaman eski Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş attığı tweetler nedeniyle tutuklandı. Nokta Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Cevheri Güven ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Murat Çapan, haber nedeniyle bir süre tutuklu kaldı.

Silivri cezaevinde canlı bomba şüphelisi ve IŞİD tutuklularıyla aynı kampüste tutuklu bulunan sürecin sembol üç ismi Gültekin Avcı, Hidayet Karaca ve Mehmet Baransu Özgür Düşünce‘ye çarpıcı açıklamalarda bulundu.

532 gündür tutuklu olan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca hukuksuzluğun mahkemelerden kısa sürede döneceğini düşünürken yaklaşık iki senedir tutuklu yargılanıyor.

İçinde bulunduğu durumu anlatan Karaca “Halka kapalı Hakk’a açık, tanımladığım daracık mekanda iki kış geçirdim. Ne baharın gelişi, ne de yazın bitişini fark edemeden geçti günler. İman, inanç ve azminizle gelecek baharların kokusunu alıyorsanız, mekanların büyüklüğünün ne önemi var ki. Koğuştan avukat görüşüne veya ziyaretçi odasına çıkmak için ayakkabılarımın içine kadar infaz memurları tarafından elle ve arkasından dedektörle aranıyoruz. Bu hukuksuzluk tutmaz kısa sürede anlaşılır diyordum. Bu kadar mantıksız suçlamalar mahkemeden hemen döner diye düşünüyordum. Ama yanılmışım. Halkın ve hukukçuların bu kadar safsatalara kanacağını tahmin edemezdim” ifadelerini kullandı.

Milletin umudu olarak iktidara gelen siyasi gücün umutları yıktığını belirten Karaca şunları söyledi:

“Geçen yıl nisan ayında hakkımda verilmiş bir tahliye kararı var. Kararı veren hakimler bile meslektaşlarının gadrine uğradılar. Ve ilk kez bir hakim verdiği karardan dolayı tutuklandı. Ben kendime üzüldüğümden daha ziyade milletin bu makus talihine üzülüyorum.”

Geçen süreçte ailesinin de yıprandığına dikkat çeken Karaca, “Çocuklarım bu süreçte yokluğumdan çok etkilendi. Emin, daha 11 yaşında beni kaybetme korkusu yaşıyor. Bazı zamanlar benim pijamalarımı giyip ‘Babam gibi kokuyorum anne‘ dermiş. Ben duyduğumda çok duygulandım. Sıdkı hukuk okuyor. Sıdkı ile arkadaş gibiydik birçok yere beraber giderdik. ‘Bir tarafım yarım kaldı’ diyormuş. Bu süreçte eşimin dik duruşuna, mukavemetine ve tevekkülüne hayran kaldım. Hiç şikayet ettiğini duymadım. Hatta geçenki ziyarette, ‘Suçlu olarak hapis yatsaydın Silivri yolları biter miydi? Bu yollar bana ıstırap olurdu. Allah‘a ne kadar şükretsek azdır. Hakkın ve doğrunun yanında oldun’ demesi beş yüz günü beş saniyeye indiriyor” dedi.

Siyasi bir davanın duruşmasının yapıldığını belirten Karaca şöyle devam etti: “Siyasi davalarda haklı olduğundan daha çok gücü temsil eden iradenin kararı uygulandığının tarihte onlarca örneği vardır. Hikayenin yargılandığı, senaryodan terör örgütü suçlamasının dünyada örneği yok.

Bu yönüyle bu yargılama bir ilk olarak tarihin kara sayfalarına geçiyor. 18 aydır hapishanede yaşıyor olmama rağmen evim onlarca polisle tekrar tekrar basılıyor. Gizli tanık ifadeleriyle ağırlaştırılmış müebbet cezalarıyla yeniden tutuklanıyorum.” Çeyrek asırlık gazetecilik geçmişi olduğunu belirten Karaca, “Aslında burada yargılanan gazetecilikle beraber sanat eserleridir. Senaristlerin yazdığı telif ve sanat eseri olan senaryolardan suç üretilmeye başlandığında dizi ve film sektörü çok büyük sıkıntılarla karşılaşacaktır.

Milyonlarca senaryoda geçen iki kelimeye takılıp terör örgütü suçlaması yapılmasının bilimle, hukukla, akılla izahı yapılamaz. Bir başka zaman, bir savcı herhangi bir dizide geçen cinayetten katil suçlaması yapabilir. Meslektaşlarım yaşadığımız bu sansür ve cinnet halini anlamak istemediler. Bence mahkeme de bu kadar saçma iddianame olur mu diye kendi kendine soruyordur” şeklinde konuştu.

Karaca AYM‘nin, başvurusunu iç hukuk yolları tüketilmedi yönünde değerlendirmesini şöyle yorumladı: “Ben de Başkan’a soruyorum, zaman zaman hukuksuzluktan yargıya güvenin kalmadığından şikayet ediyorsunuz. İç hukuk daha nasıl bitecek. Can Dündar dosyasına verilmesi gereken hukuki karar verildi. Ama Gültekin Avcı ve Mehmet Baransu‘ya aynı hukuki standart uygulanmadı.

Ben silahterör örgütü yöneticiliğiyle itham ediliyorum fakat ortada silah yok, cebir yok, şiddet yok. İddia makamı kendisi de, ‘Bugüne kadar şiddet ve cebir içeren eylemlerine rastlanmadı’ diyor olmasına rağmen manevi cebir diye yasada olmayan bir gerekçeye sığındı. Adnan Menderes de manevi cebir bahanesiyle idam edilmişti. Eğer idam kaldırılmamış olsaydı biz de çoktan Rabb’imizin yanına gönderilmiştik.”

Düşünmenin yanında yazmanın da bedeli olduğunu belirten Karaca, “Son dönemde gazeteciler, televizyoncular, radyocular bu bedeli ödüyor. Türk medyası mesleğin etik kurallarına göre değil, siyasi görüşlerine göre kutuplaştı ve ayrıştı. Daha vahimi birbirlerini düşman görmeye başladı. Gazetecinin başına bir şey geldiğinde hemen nerede yazdığı sorgulanıyor ve ona göre tavır alınıyor. Halbuki önce insan sonra da mesleğini yaptığı için harekete geçmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Silivri’de tutuklu gazetecilere özgürlük için tutulan Umut Nöbeti’nin devam ettirilmesi gerektiğini belirten Karaca bu durumun bu noktaya geleceğini öngördüğünü belirtti. Karaca, “En başından itibaren bunun devam etmeyeceğini biliyordum bu yüzden de ne bir beklentim oldu ne de şimdilerde yapılmıyor diye kırgınlığım” dedi.

6 köşe yazısı gerekçe gösterilerek iki müebbetle yargılanan gazeteci yazar Gültekin Avcı 253 gündür yüksek güvenlikli Silivri Cezaevi‘nde tek başına bir hücrede tutuluyor.  Gülktekin Avcı’ya göre hakkındaki suçlamaların hukuki temeli yok.

İddianameye göre altı köşe yazısında muta nikahını kötüleyerek toplumda algı operasyonu yaptığı gerekçesiyle tutuklandığını hatırlatan Avcı, “Yazımda hiçbir isim vermememe rağmen, savcı başbakan, bakanlar ve diğer yetkilileri itibarsızlaştırdığımı iddia ediyor. Söz konusu yazıların hiçbirinde isim yok, kimseye de hakaret edilmedi.

Kaldı ki iddianameye göre şikayetçi olan tüm hükümet erkanının muta nikahıyla yaşadığını varsaymak gerekiyor. Çünkü savcı, ‘Muta nikahını fuhuşla özdeşleştirerek şikayetçileri mağdur ettiniz’ diyor. Aleyhime delil oluşturmaya çalışırken tüm hükümet yetkililerini mutacı yaşam formuna bağlamış. Oysa benim yazımda mutanın cinsel espiyonaj aracı bir şantaj unsuru olduğu hatırlatılmış ve yetkililer uyarılmıştı. Benden daha önce Abdurrahman Dilipak gibi yazarlar muta konusunda yazmıştı. Bazı gazeteler de İranlı ajanlar konusunu haber yapmıştı. Benim yazılarımda ilk kez verilen hiçbir bilgi yok” ifadelerini kullandı.

Mevcut kanunlara göre muta nikahını eleştirmenin suç olmadığını hatırlatan Avcı, “AİHS ve AİHM kararları karşısında ceza vermeleri mümkün olmadığı için tutukluluk sürecini verilmiş ceza olarak değerlendiriyorlar. ‘Ne kadar hapiste tutarsak o kadar kardır’ anlayışı hakim” dedi.

Can Dündar ve Erdem Gül‘e verilen desteğin kendisine ve diğer gazetecilere verilmemesini eleştiren Avcı, bu durumun Türk basınındaki liyakatsizlikten kaynaklandığını belirtti. Avcı, “Dündar ve Gül’e beklenen destek verildi.

Olması gereken de buydu. Baransu’yu, Karaca’yı ve beni demek ki gazeteci saymıyorlar. Hatta insan yerine bile koymuyorlar. Dündar’ın 52 köşe yazısı, 2 röportaj ve 2 haberinden tutuklanıp yargılanmasını haklı olarak büyük bir infialle karşılayanlar sadece 6 köşe yazısıgazetecilik değil ağır silah ve mühimmat sayıyorlar demek ki” şeklinde konuştu.

Herkesin kendine yakın hissettiği gazeteciler için basın özgürlüğü istediğini belirten Avcı şöyle devam etti: “Bu durum da Türk medyasının ilkesizliğinin halen devam ettiğinin nişanesidir. Basındaki bu ayrımcılık ve ilkesizlik otoriter iktidarlar için eşsiz bir nimet ve önemli bir destektir. Özgürlük liyakat ister. Türk basını henüz bu liyakati gösteremedi.”

Cezaevinde birçok hukuksuzluk ve insanlık dışı muameleye maruz kaldıklarını belirten Avcı, AYM‘nin çifte standartlı tutumuna da tepki gösterdi. AYM‘nin Dündar ve Gül hakkındaki kararını değerlendiren Avcı, “AYM süratle devreye girdi ve kanunsuz tutuklamaya son verdi.

Onlar adına sevindim. Lakin bireysel başvuru sırasına riayet edilmedi. Baransu ve benim aylar önce yaptığımız başvurular ilginç bir şekilde incelenmedi. Dündar ve Gül’ün iddianameleri iki ayda yazıldı üç ayda mağduriyetleri giderildi. Benim iddianamem 7 ay sonra yazıldı. 8 aydır da AYM‘ye verdiğim bireysel başvurum bekliyor. Bu derece eşitsizlik ve ayrımcılık insanları yaralıyor” ifadelerini kullandı.  

AYM’nin beklettiği başvuru nedeniyle iki mağduriyeti birden yaşadıklarını hatırlatan Avcı, “AYM başvurusu sonuçlanmadan AİHM‘e de başvuramıyorsunuz. AYM eşitsiz tutumuyla iki mağduriyet yaşatıyor. 15 aydır tutuklu bulunan Baransu hakkında hak ihlali yok kararı nesnellikten ve AİHM kararlarından uzak hukuksuz bir karardır. Oysa Dündar ve Gül’e istenen ceza miktarı Baransu’dan istenenin 6 katıdır. Sonuçta AYM Baransu kararıyla varlığını inkar etmiştir” dedi.

Sıkıntılı bir süreç geçirdiğini belirten Avcı bu süreçte sağlığının bozulduğunu da belirtti. Avcı, “AİHM’den hak ihlali kararı verecektir. Ama karar kadar tutuklu mağduriyeti göz göre göre devam edecektir. Sağlığım epey bozuldu, her gün ilaç kullanıyorum. Sekiz aydır kitap okuyorum bir nevi bibliyoterapi” şeklinde konuştu.


Gazeteci Mehmet Baransu, devletin gizli belgelerini temin etmek suçlamasıyla tutuklandı. İddianamesi dahi yazılmayan Baransu AYM‘ye hak ihlali yönünden başvurdu. Talebi reddedildi. 456 gündür  tutuklu bulunan Baransu AYM‘den gelen olumsuz karar nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne başvurma kararı aldı.

AYM’nin hukuki bir karar vermediğini belirten Baransu şunları söyledi:

“Tutuklu olduğumuz dosyada 15 ay geçmesine rağmen henüz iddianame dahi düzenlenmedi. Dosyada kısıtlama kararı olmamasına rağmen dosyaya erişim imkanımız bulunmuyor. Ne ile suçlandığımızı bilmiyoruz desek yanlış olmaz. Bütün itirazlarımıza ve tahliye taleplerimize rağmen bu hukuka aykırı durum hala devam ediyor. Anayasa Mahkemesi tüm bu hukuksuzluklara sessiz kalarak güvenimizi zedelemiştir. Bundan sonraki süreçte AİHM‘e başvuracağız. AİHM evrensel hukuka göre haklarımızın ihlal edildiğine karar verecektir. Keşke iş AİHM‘e kalmadan AYM karar verebilseydi. Ancak açıkça çifte standart uygulayarak bireysel başvuruda bulunduğumuz haklarımızın ihlal edilmediğine karar vermişlerdir. Can Dündar-Erdem Gül kararında yapılan geniş yorum, bizim başvurumuzda olabildiğince daraltılmıştır. Bu çifte standart AİHM kararı ile ortaya çıkacaktır.”

Birçok davadan da tutuksuz yargılandığını hatırlatan Baransu, cezaevi şartlarının olumsuzluğuna rağmen yürüyen davalara da yönelik hukuki mücadelesini sürdürdüğünü belirtti. Baransu, “Örneğin yakın bir tarihte MGK Belgesinin yayımlanması nedeniyle açılan davada savunma yaptık. Hakkımızda yapılan bütün asılsız iddiaları tek tek çürüttük. Bunun yanında devam eden diğer davalar için de cezaevi koşullarının el verdiği ölçüde hazırlanarak çelişkilerle dolu iddianameleri çürütmeye çalışıyoruz. Mersin‘de görülen GDO dosyası için savunma hazırlıkları devam ediyor. Gazetecilerin savunmanın yapılacağı duruşmayı takip etmelerini tavsiye ediyoruz. Tarihi bir savunma da yapacağız” şeklinde konuştu.

Baransu, “Hakkımdaki suçlama gazetecilik faaliyeti kapsamında yapılan haberler. Bunun dışında hiçbir şey bulunmuyor. Tek kişilik örgüt kurulduğu iddiasıyla dahi karşılaşıldı. Aslında gazeteciliğin evrensel ilkeleri yargılanıyor. Ancak gazetecilerin bu duruma sessiz kalmaları kabul edilebilir değil. Gazetecilerin meslek ilkelerinin yargılandığı duruşmaları takip etmesini istiyorum. Zira yargılanan Baransu değil gazetecilik” ifadelerini kullandı.


Son dönemde giderek artan baskıdan yabancı gazeteciler de nasibini aldı. Guardian, Al Jazeera, Foreign Affairs gibi uluslararası yayınlara haber geçen serbest gazeteci David Lepeska, Rus haber ajansı Sputnik’in Türkiye genel müdürü Tural Kerimov ve Alman kamu televizyonu ARD’nin Ortadoğu temsilcisi Volker Schwenck’in ülkeye girişine izin verilmemişti. Yunan fotomuhabiri Giorgos Moutafis de gerekçe gösterilmeden sınır dışı edildi.

Der Spiegel’in İstanbul muhabiri Hasnain Kazım’ın Türkiye‘deki yabancı gazeteci akreditasyonu uzatılmayınca Spiegel, muhabirini çekmek zorunda kaldı. Aftenposten gazetesinin İstanbul bürosunu açan gazeteci Silje Ronning Kampesæter de oturma izni alamadı. Türkiye kökenli Hollandalı köşe yazarı Ebru Umar, çifte vatandaş olduğu için ülkeden çıkış yasağı ve adli kontrol şartı getirildi.

Türkiye aralarında Eritre, Etiyopya, Vietnam, Burma, Suriye ve İran’ın da olduğu en çok tutuklu gazeteciye sahip ilk on ülke arasında yer alıyor.

En son Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar‘a 6 yıl, Ankara Temsilcisi Erdem Gül‘e 5 yıl hapis cezası verildi.  Muhabir Canan Coşkun’a ise yaptığı bir haberden dolayı 23 yıl hapsi istendi. Arzu Yıldız’a 18 ay hapis cezası verildi. Fatih Yağmur, Bülent Ceyhan, Ufuk Köroğlu, Kamil Maman gibi onlarca gazeteci çeşitli davalardan yargılanıyor. Hemen her gün gazeteciler adliye koridorlarında duruşma sırası bekliyor. 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *