Bir sinema olayı: Victoria

Bu yaz sıcağında bir ferahlama vesilesi, serinletilmiş bir sinema salonunda, a’dan z’ye iyi kurgulanmış rüya gibi bir filmin içine, her anı dolu dolu bir seyahat başlatmak.

Alman yönetmen Sebastian Schipper, yeni vizyona giren filmi Victoria ile hepimize bu fırsatı sunuyor. İstanbul Film Festivali çerçevesinde gösterilen film, izleyicide o zaman en derin etkiyi yaratan yapıtlardan biri olmuştu. Belki tam da, şehirlerin iyice boşaldığı yaz sıcaklarının ortasında vizyona girmesi talihsizlik ama görenlerin hayal kırıklığı yaşamayacağı da bir gerçek.

Schipper, sinema tarihinde pek az yönetmenin cesaret ettiği bir anlatım tarzına başvurmuş. Heyecan unsurları ile dolu bir hikayeyi, sinemada ‘tek plan’ tabir edilen, kesintisiz bir çekim halinde, tam 134 dakika boyunca anlatıyor. Bunun örneklerini kısmen -toprağı bol olsun- Theo Angelopulos’un filmlerinde görmüştük. Rus yönetmen Alexander Sokurov da, Rusya’nın tarihini, bir sarayda yaklaşık iki saatlik bir ‘tek        çekim’le bizlere sunmuştu, on yıl kadar önce.

Schipper’in filmi çok daha güncel. Filme adını veren uçarı, açık gönüllü, hatalardan kaçmayan Victoria adlı İspanyol kızın başrolü ‘çaldığı’ öyküde ‘bizi bizden alıp’, bugünün kuşağının ‘an’a ve geleceğe hesapsız kitapsız bakışını zemine yerleştirdiği, dudak uçuklatıcı bir banka soygunu finaline doğru tam manasıyla peşine alıp sürüklüyor.

victoria-szene-berlinale-540x304

Öykü gece yarısından hemen sonra Berlin’in bir diskosunda ağır tekno müziği eşliğinde kendisini kaybederek dans eden Victoria’nın çıkışta kendisine tatlı bir dille asılan çakırkeyif Sonne ve derbeder arkadaşlarının peşine takılmasıyla başlıyor. Sokakları, bazı kapalı mekanları ziyaret ediyoruz (Schippee toplam 22 mekan kullanmış).

Dikkatli izleyiciler elbette ki filmin kahramanlarının bazı hareket ve kararlarını rasyonel bulmayabilir, sorgulayacaktır ama önemli olan o değil -sonuçta, insanların artık daha kararsız bir şekilde yürüdüğü, akıl dışı kararlara vesile olan bir ‘zamane zemini’ söz konusu- önemli olan öykünün akışının kendisine ait olan mantığına gayet iyi oturan gelişmeler.

Dedim ya, filmi değerli ve benzersiz kılan, dilindeki ‘aciliyet’ ve de kameraman Sturla Brandth Gorevlen’in, olağanüstü bir planlama isteyen, hata kabul etmeyen ‘tek plan’daki mükemmel işi. Heyecan ve ritim dozu arttıkça, kameranın üzerine binen yükü rahatlıkla sırtlamış.

Hele banka soygunu ve ardından gelen kovalamacada göze batan hiçbir hata yok. Sanki mükemmel bir belgesel izliyoruz. Schipper’in ‘bu bir banka soygunu filmi değil, bu tam bir banka soygunu’ demesinde yerden göğe haklılık payı var.

Bu filmi kaçırmayın. Hem karakterleri hem de tekniği itibarıyla bir köşe taşı denebilir. Schipper bir daha böyle bir işe soyunur mu bilemem ama ister bir suç öyküsü olsun ister bir savaş veya aşk hikayesi, Victoria’yı izleyenler, onun muhtemel türevlerinden aynı tadı almazlarsa haklı sayılacaklar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *