Bir şahsın vahşi ihtirası uğruna vasıflı insan kaynağını tasfiye edip Türkiye’yi kurutuyorlar

Yazınca kızıyorlar.

Çünkü duymak hoşlarına gitmiyor.

İşlerine gelmiyor. Gerçekler acıtıyor.

Çünkü yanlış kişiye yatırım yaptıkları, hayallerine kendilerini ne kadar fazla kaptırdıkları, nasıl kullanıldıkları ortaya çıksın istemiyorlar.

Onlar için en iyisi ‘kötü şey olmuyor’ gibi yapmak.

Kendisini bir şey sanıp ‘1915 soykırımdır’ diyen, bununla da o pek beğendiği yere göğe sığdıramadığı AKP ‘üst aklı’nın farklı görüşe ne kadar saygılı olduğunu kanıtlayacağını uman ‘başdanışman’ın başına gelenlere bakın.

O sadece bir örnek. Tek bir kişinin iktidarı kendine odaklamak uğruna çevresini, partisini, bunca kerli ferli insanı peşine taktığı, bozuk para gibi harcadığı akıl dışı serüvene inanan sayısı çok ama farkına varıp ‘eyvah’ diyenlerin sayısı da bir o kadar çok.

Ama şimdi sap gibi ortada kaldınız, karşınızda bir siyaset ve hukuk harabesi, neresinden tutsanız elinizde kalıyor, ne yapacağınızı bilemez halde vicdanınız kıpır kıpır, aklınız karmakarışık, binbir özenle kurup bir yerlere getirdiğiniz AK Partinizin bir kişi elinde oyuncak olduğunu görmüşsünüz, geriye akıl mantık namına bir şeycik kalmamış, partiye güven artık inişe geçmiş, ‘her şeye ben karar vereceğim’ başlıklı ‘yeni vesayet nizamı’ tavan yapmış, siz telaşla sağa sola bakıyor ve kim ‘bu parti artık geri dönüşü zor bir çürümeye geçmiştir’ diyorsa hiddetle ona hamle ediyorsunuz.

Buyurun o zaman.

Şimdi nasıl bilirseniz öyle yapın.

Haberlerden anlıyoruz ki, TÜBİTAK‘ın eski Başkanı Yücel Altunbaşak‘ın gözaltına alınması, AKP’nin ‘kurucu babası’, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül‘ü ‘fena kızdırmış.’

Durumunu anbean takip etmiş Gül, sıkıntı içinde.

Haberi duyduğumda yakın çevremde hemen paylaşmıştım. ‘Bunun artçıları çok sert olacak’ diye.

Çünkü bu ‘kafa avcılığı’ (İngilizce tabiriyle ‘headhunting’) işini, insanların yeteneğini gerçekten de ilk bakışında hemen anlayan Gül bizzat gerçekleştirmiş, Altunbaşak’ı bir insan kaynağı olarak ülkeye ithal etmişti. İyi etmişti.

Bakın kısa özgeçmişine ve anlayın:

”Amerika’da Silikon Vadisi’nde üç sene çalıştıktan sonra akademiye geçen Prof. Dr. Altunbaşak, 1999 yılında, Georgia Institute of Technology’de yardımcı doçent olarak işe başladı. 2003-2006 yaz aylarında Sabancı Üniversitesi’nin Network Öğretim Üyesi kadrosunda çalıştı. Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde LCD TV’ler için TÜSİAD Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Pixellence markalı görüntü işleme projesini geliştiren takıma liderlik yaptı. 2009-2011 yılları arasında TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nin rektörlük görevini yürüttü.’

Bu gözaltı öyle böyle bir ‘olay’ değil.

Birincisi, siz eğer ‘üst akıl’ olarak kapıldığınız hezeyanlar uğruna önünüze çıkan herkese potansiyel suçlu muamelesi yap(tır)maya kalkarsanız ve hele ki bu kişiler mesleklerinde küresel değere sahip iseler, sadece ülkenize kötülük edersiniz.

Altunbaşak olayı, bize gazeteciler olarak epeydir anlatılan ‘dışa beyin göçü’ dalgasına hız verecektir, emin olun.

Bu değerli insana reva görülen muameleye bakan bir akademisyen veya öğrenci bu ülkede kalmak veya buraya dönmek istemez.

Ama bu ‘olay’ buzdağının tepesidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsi saplantısı uğruna 2011’den bu yana emniyet başta tüm bürokraside, en son da yargıda vasıflı, kişilikli, kaliteli insan kaynağına karşı ciddi bir budama-biçme harekatı, bir ‘cadı avı’ gündemdedir.

Ankara’da ‘yönetim aklı’ hızla değer kaybediyor.

İnsan kaynağı ilkelleşiyor.

İkincisi, Altunbaşak ‘olayı’ sayesinde AKP içindeki huzursuzluk seçime filan kalmadan iyice su yüzüne vurmuştur.

Arınç, Babacan derken, Gül’ün de artık kendisini ‘tutamadığını’, ağzını açtığını görmek sevindirici.

Geç mi kalındı acaba?

AKP çok kritik bir eşiktedir.

Ya akıl ve vicdan bir kurtarma ve ‘kurtulma’ hamlesi yapacak ya da Stalinist bir yapıya bürünüp çöküşü hızlanacaktır.

Göreceğiz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *