'Bende gördüğünüz herşeyi spagettiye borçluyum'

10 Nisan 1962 sabahı.

Telefon sabah tam 6.39’da çalar.

Gerisini onun kaleminden okuyalım:

“Sanki saatin alarmı ya da bir siren gibi acımasızdı. Carlo ahizeye atladı.

‘Kim? Kimsiniz?  Cary? Cary Grant mi?’

Bir anlık sessizlikten sonra bir neşe patlaması oldu; köy panayırında atılan fişekler gibi kendine özgü İngilizcesiyle bağırmaya başladı:

‘Sophia win! Sophia win! Sophia win!’ (Kazandın Sophia!)

Ahizeyi elinden kaptım. Telin öteki ucunda Cary Grant’in sıcacık sesi vardı: ‘It’s wonderful Sophia! Wonderful! You are always the best! (Bu harika Sophia, harika! Sen her zaman en iyisin!)

Okyanusun ötesindeki Cary’e gülümsüyordum. Ahizeyi yerine koydum ve salonun ortasında hoplayıp zıplamaya başladım.”

İngilizce ana dili olan onca oyuncu arasından, dili sonradan sıkı inadı sayesinde kapmış Sophia Loren, artık bir Oscar sahibidir.

İtalya yeni gerçekçi akımının kurucu babası Vittorio De Sica’nın ‘Kızım ve Ben’ filmindeki rolüdür, onu 28 yaşında dünyanın zirvesine taşıyan. Filmin senarysou, Alberto Moravia’nın bir romanı üzerinden, efsanevi senarist Cesare Zavattini tarafından yazılmıştır.

sophia

‘Kızım ve Ben (metni) yüreğimi dağlamıştı. Bizim topraklarımızdan, benden, annemden, yaşadığımız savaştan, korktuğumuz her şeyden, kabuk tutmayan yaralarımızdan söz ediyordu. O sayfalarda ben cesareti, açlığı, cahillerin kör aptallığını, dünyanın bütün kadınlarının içinde olan annelik içgüdüsünü bulmuştum.’

‘Kızım ve Ben’in Loren’in 60 sene sürecek olan eşsiz kariyerinin tam ortasına yerleşmesinde garip bir cilve de var. Bu film, onun bir bakıma gerçek öyküsü de. 1934’te Napoli’nin yoksul bir semtinde dünyaya gelen bu esmer, sıskacık kızın, babanın kopup gittiği, hayat mücadelesinin her sabah sıfırdan başladığı dünyadan o kendine özgü sezgi, enerji, umut ve azmiyle, tabii ki de şansıyla, daha 16-17’sinde gösterdiği özgüvenle Roma’nın Cinecitta’sına adımlarını korkmadan atması, ve kendisini çok geçmeden, 1950’li yılların başında adını Gina Lollobrigida, Silvana Mangano, Anna Magnani’nin yanına ‘en büyük dörtler’ olarak kazıması.

Sophia Loren’in yeni çıkan ‘Dün, Bugün, Yarın – Bütün Hayatım’ (Kırmızı Kedi) başlıklı kitabı hayatın diplerinden Hollywood’un en üst katlarına, muhteşem partilerine, hayallerimizi süslemiş olan yıldızların yanı başına uzanan bir öyküyü, fotoğraf kareleri gibi sıralanan anılarla, içtenliğiyle, bir çırpıda okutuyor.

El attığı her rolü mükemmele çevirmeye kararlı bu kızın içinde saklı muazzam cevheri daha 15 yaşındayken keşfeden kişi daha sonra ağır çekim bir aşka sürükleneceği yapımcı Carlo Ponti’dir.

Ancak Sophia’nın Carlo ile derinleşen aşkının yanına Cary Grant’a olan duygusal çekimleri de eklenir. Kitapta Sophia’nın ruhundaki çalkalanmalar, ikilemler uzunca bir yer tutuyor.

p-Sophia_Loren_10

Duygusal savrulmalarına belki de son noktayı bir tokat koyacaktır.

Birkaç yıl önce karşılaştığı Grant’le flört derinleşmiş, yazışmalar sıklaşmıştır (Sophia daha fazlasını bize anlatmıyor). 1957’nin sonuna doğru, The Key filminin çekimi için Carlo ile Londra’ya giden uçağa biner.

Tam oturmuşlardır ki, Sophia, ‘Yola çıkmadan Cary bana bir buket sarı gül yolladı. Kıskançlık sarısı mı acaba? Ne şeker’ der.

Gerisini şöyle anlatıyor:

Carlo döndü, herkesin bakışları altında yüzüme koca bir tokat indirdi. O anda içimde bir şey alev aldı, elinin beyaz izi, öfke ve utançla kızaran yanağımda parlıyordu. Gözyaşlarımın yüzümden aşağı süzüldüğünü hissettim. Öleceğimi sandım ama içimden bunu bir şekilde hak ettiğimi düşünüyordum.’

‘Cary’nin aşkı bana çok şey kazandırmıştı. Carlo ile sıradan bir hayat kurabilme mücadelesi için cesaret kazandıran da oydu belki. O tokadın… başka bir erkek tarafından tehdit edilen, sevdiğini kaybetme riskiyle yüzleşen, korkudan, mutsuzluktan ancak sıyrılabilen bir erkeğin hareketi olduğunu sezinlemiştim… Carlo beni seviyordu, ben seçimimi yapmıştım ve bu iyi bir seçimdi.’

Daha sonra şunu söyleyecekti:

Hatalarımız hayatı dolu yaşamak için ödediğimiz bedellerdir.’

60 yıllık bir kariyere sığan 100’e yakın filmiyle Loren, kısacık hayatlarımıza umut, acı, özlem aşılayan bir ‘ikon.’

Tanıklık ettiği kişisel mucizeleri, herkesin bildiği tevazusuyla, pek çok sayfada o unutulmaz ‘Özel Bir Gün’deki Antonietta’nın doğallığıyla anlatıyor bu kitapta.

Şu sözü onunla ilgili her şeyi özetliyor:

‘Bende gördüğünüz her şeyi spagettiye borçluyum.’

sss

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *