Bal tutan parmağını yalar: Malezya ve TÜRGEV

Cenk Sidar, Diken’deki yazısında Malezya’daki yolsuzluk skandalını Türkiye ile karşılaştırıyor, ilginç sonuçlara varıyor.


Malezya Başbakanı Necip Rezzak zimmetine 700 milyon ABD doları geçirmekle suçlanıyor. Bu duruma tepki olarak Malezya`da onbinlerin katıldığı protesto gösterileri düzenlendi, partisinden üst düzey onlarca kişi istifa etti.

İstifa eden yetkililerden yolsuzluğun detaylarına ilişkin detaylı açıklamalar geldi. Wall Street Journal gazetesi bu konuyla ilgili onlarca haber yaptı. Son yayımlanan WSJ raporunda belirtildiği üzere Rezzak, partisinin üst düzey yöneticilerini toplantıya çağırarak, bu paradan sadece kendisinin değil, ‘hepsinin’ faydalandığını söyledi. Harcamalardan ülkenin ve milletin fayda gördüğünü iddia etti. Kabaca “Yolsuzluk yaptıysam ülkem için yaptım” dedi.

Başbakan Rezzak her yolsuzluk yapan siyasetçi gibi paranın kişisel amaçlarla harcanmadığını, harcamaların ülkesinin bekası için yapıldığını iddia ediyor. 700 milyon doların kuruşu kuruşuna nereye harcandığını henüz bilinmiyor. Çünkü hesaplar şeffaf değil. Meseleyi kendisinin iddia ettiği senaryoya göre ele alsak bile çalınan para iktidar partisi UNMO (Birleşik Malay Ulusal Örgütü)`nün popülarite ve oylarını artırmak amacıyla harcanmış. Devlet fonu (1MDB) kendi siyasi geleceğinin ve partisinin çıkarı doğrultusunda kullanılmış.

Şeffaflıktan uzak bir sistemin var olduğu Malezya`da siyasetin finansmanı konusunda kanunlar net değil. Rezzak aynı zamanda 1MDB fonunun yöneticisi olduğu için yasal olarak para harcama ve transfer yetkileri mevcut. Fon ülke için kar edecek projelere yatırım yapacağı yerde iktidar partisinin güçlenmesi için paralar harcamış ve sonunda fon 11 milyar dolarlık bir borç batağının içerisine düşmüş.

Gene WSJ raporunda bizzat Rezzak’ın diğer parti yöneticilerine ve milletvekillerine ‘ülke ve millet için’ kullanılması amacıyla elden verdiği paraları, yandaş şirketlere verilen ihaleleri, seçim sonuçlarına finansal güç ile yapılan müdahaleleri ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz.

Bir de bu yolsuzluk zincirini çok net ortaya koyan bir grafik yayımlanmış:

P1-BV870_MALAYF_16U_20151228180611

Bu detayları paylaşmamdaki asıl neden şu:

Dünyanın her yerinde yolsuzluk yapan siyasetçiler yaptıkları yolsuzluk ve usulsüzlükleri kafa ve vicdanlarında ülkeye/millete olumlu bir hizmet yapıyoruz şeklinde meşrulaştırmaya çalışıyorlar.

Bilinçaltlarında kendilerini inandırdıkları tez şu: “Ben ülke için tek çıkış yoluyum. Ben olmazsam ülke olmaz. Benim siyasette varolabilmem için etrafımı finansal olarak güçlendirmem, siyasi popülaritemi yüksek seviyelerde tutacak harcamaları yapabilmem gerekiyor. Bunları yapabilmem için herşey mübah: çünkü benim ve partimin çıkarı ülkemin ve devletimin çıkarıdır.”

Bunu yaparken bal tutan parmağını yalar ve hak ettiklerini düşündükleri teziyle kişisel harcamalardan da çekinilmiyor. Razzak`ın New York ve Los Angeles pahalı gayrimenkulleri ve üvey oğlunun kurduğu bir yapım şirketi de var. Benzer lüks harcamaları 17/25 Aralık sürecinde kol saatlerinde, yandaş şirketlere yaptırılan villalarda ve yapılarda gördük.

Türkiye`de bu kara durumun bir örneğini birkaç gün önce gördük: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu Salı günü meclis grubu toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV)`e S. Arabistan`dan yapılan 99 milyon 999 bin 999 liralık bağışın belgesini gösterdi.

TÜRGEV sadece bir vakıf değil

Bu belgeye yanıt olarak da TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Akalın bu bağışın yasal çerçeve içinde yapıldığını ve zaten bu bilginin kamuoyuna kendileri tarafından iki sene önce açıklandığını iddia etti. Akalın`ın kendi ifadeleriyle “Evet, söz konusu bağışı biz aldık ve bu bağışı almamız ve buna benzer bağışlar almamızda hukuken hiçbir sakınca yok. Tam tersi sakınca olması şöyle dursun, vakıflar çalışmalarını bağışlarla gerçekleştirir. Çünkü vakıflar kar amaçlı kurulmuş kurumlar değildir. Hem Türkiye’de hem dünyada herkes bunu bilir. Vakıflar kuruluş amaçlarındaki hususları ancak ve ancak almış oldukları bağışlarla gerçekleştirirler. Bir başka ifadeyle, Sayın Kılıçdaroğlu’nun grup konuşmasında ‘işte bakın böyle bir belge ortaya koydum’ dediği şey 2 yıl önce TÜRGEV tarafından söylenmiş ve hiçbir zaman da saklanmış olan bir husus değil.”

Yazının tamamını okumak için tıklayın.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *