Aylan'ın akranları bu vicdansızlıkla, hesapçılıkla daha çoook kumsala vuracaktır

Artık ‘iltica simsarları’nı da aradan çıkarmışlar. Parası olanların çoğu zaten şu ana kadar denizi, sınırları aşmış, Avrupa toprağına kapağı atmış. Kalanlar daha çaresiz, daha gözü pek. İnsan başına verecekleri 1000 euro’yu bulmaları da zor olduğu için aralarında paraları toplayıp naylondan hallice lastik botlar satın alıyor ve üç beş misli kapasiteyle doluşup Ege adalarına ulaşmaya çalışıyorlar.

Altınoluk-Babakale sahil şeridinde geziniyorum birkaç gündür. Kıyı sakinlerinde hikâye çok. Meskeni Midilli silüetine bakan yamaçlarda bulunan biri, ‘Her gün şu denizde minik kara lekeler gibi açılıyorlar, gözden kayboluyorlar‘ diyor.

Kıyıda salaş lokanta işleten bir diğeri, ‘Arada bir yoldan geçiyorlar, bir iki gün içinde Jandarma bunları minibüslere toplamış halde geri getiriyor, çoğu kadın ve çocuk, nereye gidiyorlar, başlarına ne geliyor, bilmiyoruz’ diye ellerini açmış, anlatıyor.

Ege kıyılarını gözlemleyen bir İsveçli diplomat, Midilli’ye geçmeden önce bana bilgi aktarıyor: ‘Sadece son 24 saat içinde İsveç’e 1.300 Suriyeli iltica etti. Bunların büyük çoğunluğu ana babaları ölmüş veya kayıp, sahipsiz çocuklar ve gençler.’

Midilli’ye en yakın noktadaki Sivrice Feneri açıklarında, ileride, üç mil kadar ötede, iki sahil güvenlik botu seyir halinde. Son aylarda İsveç’ten de tekneler takviye olarak gelmiş.

Ama nafile.

Esed’in, ardından IŞİD’in körüklediği cehennemden kaçan insanlar hiçbir güç tarafından kolay kolay durdurulacağa benzemiyor.

Türkiye topraklarında görece sağlam bir can güvenliğine geçmiş olan, ama varını yoğunu kaybetmiş, çocuklarına verecek ekmeği ve geleceğe dair umudu olmayan iki milyona yakın mültecinin haklı hayat arayışı, hem Türkiye’de hem de Avrupa’da tarihe geçecek bir vicdan imtihanı.

Sadece Suriye değil.

Geçenlerde İtalya’nın güneyinde anlatılan hikâyeler, artık bir devlet olmaktan çıkmış bulunan, Vahşi Batı’ya dönen Libya’nın da Akdeniz’in Kuzey kıyılarına çok daha kitlesel bir mülteci akınını tetikleyeceğini işaret ediyor.

Bayram rehavetinizi bozmak istemem ama hatırlatayım:

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, sadece Avrupa değil, Ortadoğu ve Türkiye’yi, Kuzey Afrika’yı da kapsayan geniş coğrafyada en büyük zorunlu ve kuralsız insan göçü yaşanıyor.

Çarşamba günkü AB zirvesinde, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ‘Esas göç daha başlamadı ve büyük dalga geliyor’ derken, çok ciddi bir uyarı yapıyor.

Ülkemiz bereketli ve geniş topraklara sahip olduğu için durumun vahametinin farkında değiliz, belki de umursamak istemiyoruz.

Ama kısa bir süre sonra bu tarihi hadisenin sosyal ve jeopolitik etkileri başgösterince kimsenin kafasını başka bir yöne çevirme lüksü kalmayacak.

Hal böyle olduğu halde, yüz binlerce Suriyeli’nin trajedisi vicdansızlıklara, kirli siyasi oyunlara, kurnazca hesaplara alet ediliyor.

AB’nin orta ve doğulu üyelerinin tek derdi, gelen her ‘yabancıya’ kapıları kapalı tutmak. Macaristan ve Slovakya’da ‘Müslüman fobisi‘ zirveyi zorluyor, faşizmi davet ediyor. Macar Başbakanı Victor Orban, ‘Size gitsinler‘ diye Avusturya’ya baskı uyguluyor.

Polonya’da aşırı sağ hızla yükseliyor. Yük esas olarak Türkiye’de, kısmen de Yunanistan ve İtalya’da, ötekilerin umurunda değil. Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Hollande her zamanki gibi ne yapacaklarını bilemiyor.

Vicdansızlık rağbette.

Türkiye’de AKP’nin de farkı yok. Brüksel’den gelen haberlere göre, Başbakan Davutoğlu, AB’ye mektup yazıp ‘Suriye’de sınırda güvenli ve uçuşa yasak bölge ilan edilmezse bizi hiç katmayın’ şartı koşmuş. İnsani işbirliği baskısı kapıya dayanmışken, ‘PYD de YPG de teröristtir’ söylemi de bu şartlara eklenince, AB’nin Ankara’nın samimiyetine dair şüpheleri azalmak yerine daha da artıyor.

Her ülke, trajediyi bir şekilde kendi kısa vadeli menfaatlerine alet etme ve kullanma peşinde.

Bayramda dilek ve dua yetmiyor. Bu muazzam trajedinin etkilerini paylaşarak azaltmak için herkesin elini taşın altına koyması gerek.

Çok geç olmadan.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *