Arap Uyanışı sonunda İslamcı siyaset, İhvan çizgisi bitecek

Dünya değişiyor, değişen dünyada her ülke kendi yerini alıyor.

Türkiye yersiz yurtsuz.

Liderliği huysuz.

Reuters, önceki günkü analizinde Türk dış politikasını ‘enkaz’ diye tanımlıyordu.

Ne derseniz deyin, dünyanın beş kıtasında, güç ve akıl sahibi tüm merkezlerde algı böyle kök salmış durumda artık.

‘Bizim dış politikamız ahlaklı’ lafları anlamını yitireli çok oldu.

Evin içinde yolsuzluk uğursuzluk adına din suistimali, kanun tanımazlık boğazınıza kadar sizi batırmışken dış politikada ‘ahlaki duruş’ kimi ikna edecek?

Ama umurlarında değil.

Hedef, hayali düşmanlar üretip daimi ‘tek parti devleti’ kurmak.

‘Paralel’ diye göz boyayarak, ‘düşmanıma düşman olanlar, hiç fark etmez, dostumdur’ kumarına para yatırıp, devlet içinde yeni paralel yapıları inşa etmek.

Mısır ticaret anlaşmasını iptal ediyor, başta Müslüman komşular olmak üzere bir dizi ülke Ankara’daki yönetim tarzından müşteki olarak aleyhte lobi yapıyor, diplomatik hareket alanını iyice daraltıyor; koskoca ülkenin rolünü bir figürana indirgemek için uğraşıyor.

‘Model ülke’ böbürlenmelerinden geriye kalan manzara budur.

12 yılın hazin bilançosu

İçeride, tepe noktalarda halüsinasyonla paranoya üzerine kurulu bir kayıkçı kavgası; sosyal kesimlerde ise büyüdükçe büyüyen bir ayrışma ve öfke var.

Parasını alamayan Somalı işçi Ankara’ya yürüyor, Yırca zeytincisi ağaçlarının katlini önlemeye çalışırken dayak yiyor, yargı kararına rağmen ille de cami inadına karşı Validebağ’daki sivil direniş Gezi alarmı veriyor, Aleviler zorunlu din dersi inadı karşısında sivil itaatsizliğe hazırlanıyor, Kürtler derseniz yıllarca oyalanmanın hiddetini zor bela tutmaya çalışıyor; Türk milliyetçileri, eski düzen yanlıları, militaristler eridiğini sandığımız mevzileri yeniden hızla inşa ediyorlar.

İstanbul’daki iki bin mevcutlu Grek Ortodoks cemaati, ortaöğretimde başörtüsüydü, camilerde nikahtı gibi Sünni-egemen söylem ve adımlardan Heybeli’deki ruhban okuluna ne zaman sıra gelecek diye bekliyor.

Laik kesimler, Validebağ’a Diyanet fetvası, ‘terbiyeli sanat şart’ noktalarına varan devlet-din bütünleşmesini endişe içinde izliyor.

Yukarıdan aşağıya, sosyal tabana doğru hızla, yeniden kurulan gerilim hattı, sadece ve sadece istikrarsızlık vadediyor.

18 Aralık 2013’te Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasını hışımla terk eder, yukarıda saydığım fazlası var eksiği yok kesimleri haklı talepleriyle bırakın dışlamayı, bir de köşeye sıkıştırırsanız, sonuç bellidir:
Huzursuzluk her gün binbir şekilde üstünüze fışkırır.

Son 12 yıl, egemen bir partinin gerekli ve hayırlı bir toplumsal mutabakat fırsatın nasıl heba ettiğinin belgeseli olarak tarihe geçecektir.

Model ülke Tunus

Hazirandaki Abant toplantısında anayasa oturumunu açarken, ‘Arap uyanışı sürecinde Müslüman alemi için tek model ülke Türkiye değil, artık Tunus’tur’ demiştim.

Pazar günkü seçimlerin asıl galibi Tunus halkı olmuştur. Çünkü başta Gannuşi liderliğindeki Ennahda olmak üzere tüm siyasi partiler bu yılın başında yeni demokratik bir anayasayı o halka hediye etmeyi başardılar.

İslamcı siyasetin belki de tek bilge ve usta lideri olan Raşid Gannuşi partiler üstü mutabakatın ‘normalleşme’nin şartı, meşruiyetin asli unsuru olduğunu anladı.

İktidarı laik partilerle paylaşmayı tercih etti; etmeye de devam edecek.

Şunu da ekleyeyim: Arap uyanışı, dışlayıcı ve iktidar kapkaççısı bütün Siyasal İslam hareketlerinin sonunu getirecektir, bellidir.

AKP’ye gönül vermiş olanların Tunus’ta Ennahda‘daki dostlarını arayıp ‘fena halde battık, bizim partiye ne önerirsiniz’ diye sormalarında dünya kadar fayda var.

Yazımı buradan da okuyabilirsiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *