AP Bşk Yrd Lunacek: ‘Türkiye’de işler gerçekten kötüye gidiyor, müzakerelerin anlamı yok gibi’

Türkiye’nin son dönemde kötü bir yola girdiğini söyleyen Avrupa Parlamentosu Başkan yardımcısı Ulrike Lunacek, yolsuzluk ve rüşvet iddialarından Türkiye-AB ilişkisine, demokrasi ve medyaya darbe opearasyonundan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumuna kadar birçok konuda Zaman’dan Selçuk Gültaşlı’ya değerlendirmelerde bulundu

Medyaya uygulanan darbe operasyonuyla ilgili konuşan Lunacaek “Hapishanede birçok gazeteci var ve bunların çoğu ifade hürriyetini kullandığı için içeride. Bağımsız medya ve eleştirel medya bastırıldı. Görüştüğüm gazeteciler bunu teyit ediyor. Gazeteci olarak görevleri olan düşündüklerini yazmanın artık çok zor hale geldiğini söylüyorlar. Hükümetin ve sayın Erdoğan’ın demokrasinin özü olarak gördüğümüz yoldan uzaklaştığını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.


İşte Ulrike Lunecek’in Selçuk Gültaşlı’ya verdiği mülakattan öne çıkanlar

Selçuk Gültaşlı: Türkiye’nin AB üyelik sürecini yıllardır yakından takip ediyorsunuz. Türkiye ile AB müzakerelere başlayalı neredeyse 10  yıl oldu. Ancak Türkiye şimdiye dek sadece bir fasıl kapatabildi. Müzakerelerin bu durumundan kimi suçlamalı? AB’yi mi yoksa Türkiye’yi mi?

LUNACEK: Cevabı siyah-beyaz olan sorular her zaman kolaydır. Evet, doğru söylüyorsunuz, Türkiye’yi uzun bir zamandır takip ediyorum. 2005’te Avusturya parlamentosunda vekilken Ankara’da TBMM meclis başkanını ziyaret etmiştik. O dönemde Türkiye’nin üyeliğine sadece Avrupa Parlamentosu’nda değil, AB üyesi ülkelerin hükümetlerinde de gerçekten güçlü bir destek vardı. Elbette benim ülkem Avusturya gibi bazıları ise karşıydı. Bununla beraber hala sorunlar vardı. “Süreci görelim, bakalım netice ne olacak” denildi. Yeşiller olarak biz, müzakere sürecinin -üyelik seçeniğiyle- daima açık tutulmasından yana olduk. O dönemde Türk hükümeti de hakikaten bir şeyler yapmak istiyordu. Fakat son birkaç yılda bunun değiştiğini görüyoruz. Gazetecilere baskı yapıldığını, kadın haklarıyla ilgili meselelerin ortaya çıktığını gördük. Kadının neden kahkaha atmaması gerektiğini anlamak zor. Neyse ki bu konuda bir yasa çıkarılmadı. Bunun dışında kadın ve erkeğin toplumda farklı rolleri olduğu yönündeki ifadeler…Bu bence modern Türk kadını ve modern Türk erkeğinin kendilerine sorduğu bir şey. Dolayısıyla Türkiye gerçekten yanlış bir yolda ilerliyor. Elbette Avrupa Birliği içinde bir tereddüt var. Ve bu tereddüt derinleşiyor. Eğer Türkiye’de daha fazla ilerleme olsaydı, bizim gibi üyelik sürecini destekleyenlerin diğerlerini ikna etmesi daha kolay olurdu.

S.G: Avrupa Parlametosu’nun perspektifini anlıyorum. Fakat benim gibi Avrupa Birliği üyelik sürecini güçlü bir şekilde destekleyen insanlar da “Eğer Avrupa Birliği, müzakere sürecine ciddiye alsaydı, hükümet gidişatı radikal bir biçimde değiştirme konusunda kendini bu derece rahat hissedemeyecekti.” diyor.

LUNACEK: Evet, biliyorum. Ben bu konuda Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu’nu değil,  Avrupa Birliği üye ülke hükümetlerini eleştiriyorum. Geçtiğimiz mart ayındaki Türkiye ilerleme raporunda süreci güçlü bir şekilde destekledik… Evet, doğru. Diğerini suçlamak her zaman kolaydır. Herkes kendi üzerine düşeni yapmalı.

S.G: Yeşiller’in Türkiye tutumu konusunda herhangi bir değişiklik var mı?

LUNACEK: Hayır, yok. Fakat evet, bazılarımız müzakerelerin devam etmesinin gerçekten bir anlamı olup olmadığını, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerle ilgili fasıllar olan 23. ve 24.başlıkların açılması talebini tartışıyor.

S.G: Neden bunu soruyorlar peki?

LUNACEK: Çünkü bir ilerleme görmüyoruz. Geriye gidiş görüyoruz. Özellikle Gezi protestoları ve ‘darbe’ diye görülen yolsuzluk soruşturmalarının ardından. Bunların ardından kendi toplumlarımız bizlere, “Siz hala neden bu müzakereleri açık tutuyorsunuz?” diye soruyor. Bizzat bana bunu soranlar var.

S.G: Elbette Türk halkının yararı adına.

LUNACEK: Ben de bunu söylüyorum. Türkiye içindeki ve dışındaki Türk arkadaşlarıma bunu sordum ve bana, “Müzakereleri durdurarak kimi cezalandıracaksınız? Böylelikle ilerleme talep eden Avrupa yanlısı Türkleri cezalandırmış olacaksınız” cevabını verdiler. İşte ben de bu yüzden bana soranlara hep, “Sivil özgürlükler, temel haklar, yargı ve medya konularında ilerleme görmek istiyorsanız Türk hükümeti ile diyaloğu korumalısınız”  diyorum. Evet kabul etmeliyim ki bunu savunmak bazen güç. Fakat ben ve Yeşiller hala bunu savunuyoruz.

S.G: İfade ettiğiniz gibi sadece Avrupa’da değil, bütün dünya hükümetin politikaları bakımından Türkiye’de bir geri gidiş olduğunu düşünüyor. En büyük endişelerden biri de basın hürriyeti. Yakın bir zamanda Türkiye’deydiniz. Birçok insan ve grupla bir araya geldiniz. Türkiye’de basın özgürlüğü konusunda nasıl bir intiba edindiniz?

LUNACEK: Bunlar her yerde yazılıp çiziliyor.  Hapishanede birçok gazeteci var ve bunların çoğu ifade hürriyetini kullandığı için içeride. Bağımsız medya ve eleştirel medya bastırıldı. Görüştüğüm gazeteciler bunu teyit ediyor. Gazeteci olarak görevleri olan düşündüklerini yazmanın artık çok zor hale geldiğini söylüyorlar. Hükümetin ve sayın Erdoğan’ın demokrasinin özü olarak gördüğümüz yoldan uzaklaştığını düşünüyorum. Ben bir politikacıyım. Yıllarca sivil toplumun parçası oldum. Daha önce size yakın olan insanlar tarafından dahi eleştirilmenin bazen ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat bu, siyasetin esasıdır, demokrasinin özüdür. Eleştiri, siyasileri de soruşturma hürriyeti olan araştırmacı gazetecilik …Bunlar demokrasinin özünü teşkil eder.

S.G: Türkiye’de iktidar aleyhinde yazan gazeteciler şimdi ihanetle suçlanıyor.

LUNACEK: -Henüz bu şekilde adlandırmak istemiyorum ama- bu maalesef  “otoriter” rejimlerin gösterdiği bir eğilim. Bu, “rejim”lerde görülen şeylerden biri. Türk hükümetini “rejim” diye adlandırmak istemiyorum. Fakat her türlü eleştirinin “ihanet ve dalalet” olduğu düşüncesi demokratik yelpazenin dışındadır. Umarım Türk hükümeti ve cumhurbaşkanı farklı bir yola girer.

S.G.: Benim çalıştığım gazete Zaman ve bu programın yayınladığı kanalın Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri’ndeki basın toplantılarını takip etmesi yasak. Bu darbe dönemlerinde bile görülmüş duyulmuş bir şey değil.

LUNACEK:  Türkiye’de işler gerçekten daha kötüye gidiyor. Bundan çok esef duyuyorum. Çünkü ben Türkiye’yi bir Avrupa ülkesi olarak görüyorum. Sert eleştirilere rağmen Türkiye’nin üyelik sürecini savunuyorum. Fakat bütün bunlar, Türkiye’yi müdafa etmemizi gerçekten çok zorlaştırıyor. Neden bir cumhurbaşkanı veya dışişleri bakanı, eleştirel bir gazetecinin sorusunu cevaplamak istemez? Evet kendimden biliyorum, bu kolay değildir. Fakat gazetecilere “sizin, toplantıları takip etmenize müsaade yok” demek, savunabileceğim bir şey değil.

S.G: 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının yıldönümü geldi. Geçen yıl Gezi Parkı protestoları olduğunda iktidar bunun bir darbe girişimi olduğunu iddia etti. 17 Aralık için de aynı şeyi söylüyorlar. “Bu bir yolsuzluk soruşturması değil, hükümeti yıkmaya yönelik bir darbe teşebbüsüdür” diyorlar. Bu, “yolsuzluk yok, darbe var” tezi Brüksel’de, Avrupa Parlamentosu’nda ne kadar inandırıcı bulunuyor?

LUNACEK: Buraya geçtiğimiz mart ayında Avrupa Parlamentosu’nda kabul ettiğimiz raporu getirdim. Bu raporda, üst düzeydeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili Türkiye’deki son gelişmelerden derin endişe duyduğumuzu ifade ediyoruz. Yolsuzluk soruşturmasını yürüten hakim, savcı ve polislerin görevden alınmasını, bağımsız yargı ilkesine aykırı olduğu ve güvenilir soruşturmayı etkilediği için  esefle karşılıyoruz. Avrupa Parlamentosu’nun çoğunluğunun Türkiye’ye gönderdiği mesaj budur. Dolayısıyla çok üzgünüm ve sayın Erdoğan’ın yargının üzerine daha fazla gitmekten imtina edeceğini umuyorum. Çünkü eğer bir yerde yolsuzluk iddiaları varsa bunlar soruşturulmalı. Bazı Avrupa Birliği ülkelerinde de yolsuzluk iddiaları oluyor ve biz, bunların bağımsız bir şekilde soruşturulmasını, varsa yolsuzluğa bulaşanların cezalandırılmasını, eğer icap ederse de hapse girmelerini talep ediyoruz. Bu, demokratik bir ülkede kuvvetler  ayrılığının gereğidir. Yolsuzluk iddialarını soruşturanları darbe ile suçlamak, kusura bakmayın ama hiç inandırıcı değil. Kendi ülkem Avusturya’da yolsuzlukla suçlanıp soruşturma geçiren eski bakanlarımız var. Demokraside bunlar olur.

S.G:Peki 17 Aralık’ta patlayan yolsuzluk iddialarının soruşturulabileceğini düşünüyor musunuz?

LUNACEK: Umarım öyle olur.  Yolsuzlukla suçlanan her kim olursa ister hükümet ister bir makam sahibi… hiç umurumda değil, soruşturulmalı. Çünkü yolsuzlukla mücadale, hükümetin güvenilirliği ve vatandaşın parasının şahsi ceplere gitmemesi için verilen bir mücadeledir. Bu, yolsuzlukla mücadelenin temelidir. Şeffaflık bunun birinci ilkesidir. Kamu ihalelesi de şeffaflık için çok mühimdir. Avrupa Parlamentosu’nda kamu ihalelerini daha şeffaf hale getirecek çok iyi bir kanun kabul ettik.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *