Aman belli etmeyin, beni 'akil insan' sanıyorlar!

Türkiye’de tek bir insanın -çoluk çocuk, kamu görevlisi, asker, gazeteci, genç, yaşlı, akademisyen, hukukçu, öğrenci, esnaf vs- hayatı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkeyi iyice otoriterleştirecek “başkanlık sistemi” hevesinden trilyon kat daha değerlidir.

Mukayese dahi kabul etmez.

Siz isterseniz altın varaklı koltuklarda oturup, platin kaplı tahtırevanlarda taşının, pırlanta döşeli küvetlerde yıkanıp, dalkavuk sırasına girenlere her gün el etek öptürerek öfke söyleminizi muhtarlara ve başkalarına alkışlatın, nafile.

Kanın akmaya devam ettiği topraklarda kimseye huzur yoktur. Tarih bunu böyle söyler.

Cumhurbaşkanı, şahsını şahane yetkilerle donatacak başkanlık ısrarı uğruna, ortadan yarılmış bir ülkeye “en olmayacak duaya amin” dedirtmekten başka hiçbir şey düşünmüyor.

Kan hakikaten de oluk oluk akarken hazin gerçek, barış diye ağzını açan herkese şeytan ve düşman muamelesi yapılması.

Daha da hazin olan, kanı durduracak mekanizmaların bloke edilmiş olması.


Ne parlamento işliyor, ne yargı.


Sivil toplum kafayı kaldırdıkça dayak yiyor.

İktidar ve onun karakter cellatları tarafından bitirilme noktasındaki medya, önemli kısmı zaten “Türkiye Türklerindir” ezberine rücu etmiş vaziyette, kanın aktığı yerlerdeki gerçeği anlatmıyor veya anlatamıyor.

***

Ha bir de “akil insanlar” vardı, değil mi?

Malum, bu heyet, Cumhurbaşkanı’nın “Dolmabahçe’yi tanımıyorum, bitti”demesi ardından “Emriniz olur” diye süreci bitiren Davutoğlu hükümetinin PKK ile beraber şiddete kapıları açmasını uzun bir süre seyretmiş, sivrisinek vızıltısı gibi kulağa gelen, suya sabuna dokunmayan bir
açıklama ile yetinmişti.

Erdoğan geçenlerde “Bu iş bitti, ne HDP ne de PKK ile görüşülecek” diyene kadar da oturup kan akışını seyrettiler. Onları ne Diyarbakır’da ne de sokağa çıkma yasağı ile hayatı kabusa çevrilen ilçelerin kapılarında “barış!” diye ses verirken, ne de Kandil’e veya Avrupa’daki PKK çevreleriyle “Durdurun bu kanı, ateşkes ilan edin” amaçlı ziyaretlerde gördük.

Normaldi.

Ezici çoğunluğu tepeden güdümlü, siyasi kullanım amaçlı seçilmiş bir heyetten başka türlüsü beklenemezdi.

Dün bunlardan bazılarının ıkına sıkına yaptığı bazı açıklamaları okuyunca acıdım. Tümü de masayı esasen kimin, neden devirdiğini, kan ve yıkımın kimin hangi siyasi amacına hizmet ettiğini yok sayarak, sırtlarını konforlu AKP arkalıklarına dayamış, o hizadan HDP’ye veryansın etmekteydiler.

Bunlardan biri, Kürt meselesinin K’sini bile bilmeyen bir akıl fukarası şöyle diyor:

Yapıp ettikleri ile muhataplık yetisini kaybetmişlerdir. Erdoğan’ın sözü malumu ilamdır. HDP Meclis’te temsil görevini sürdürür ama barış için, çözüme doğru adım atmak için Türkiye’nin gereksindiği donanımda olmadığını kanıtlamıştır… Bunun için de açık söyleyelim, devletin terörle mücadeleden yenilgi ile ayrılmaması gerekiyor. Bu yolda Kürtler için en kesin mağlubiyet PKK’nın galibiyeti olur. Dolayısıyla bu işte galibiyet yoktur. Zira sahada yenilen devlet masada bonkör olmaz, hatta zaten o masaya oturmaz. Yenerse, oturur.”

İnsanın aklı almıyor.


‘Çatışma çözümü’ süreçlerinde ‘akil insan’ kriteri, taraflara eşit mesafede duruşa, temel insani değerlere değişmez sadakate, iktidar karşısında cesur söze ve en önemlisi tarih bilgisine dayanır.

Kan oluk oluk akarken iktidar avukatlığına soyunduğunuz anda, onun müzakere etmiş olduğu Kürt tarafında kendinizi sıfırlarsınız.

Durum da budur: Sözleriniz ve posizyonunuz çoktandır sıfır hükmündedir.

‘Akil insan’ olduğunu hâlâ iddia edenlere tekrarlayayım:


Tek bir yurttaşın hayatı, can güvenliği bile, bir siyasinin mutlak yetkili başkanlık hevesinden trilyon kat daha değerlidir.

Boş boş atıp tutacağınıza, kafanızı buna yorun.

Gidin, bir an önce iki taraflı ateşkes ilan edilmesi için Diyarbakır’da oturma grevi yapın mesela.

Hem işe yararsınız, hem de size faydası olur.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *