'Allah akıl fikir versin' demek yetmiyor, lastik koptu kopacak

Türkiye’nin yönetim tarihinde hiçbir dönem akıldan, fikirden, ölçüden, vicdandan, ‘sivil bilinçten’, öngörüden bu kadar uzak olmamıştı.

Akıl dışı ne varsa onu merkeze koymaya çabalıyorlar. Akıl dışı her eylemini daha da akıl dışı gerekçelerle savunmakla yetinmeyip, akıl dışı olana kapılmayanları ve teşhir edenleri düşmanlaştırıp ülkeyi bir medeniyet çöplüğüne çevirmekle meşguller.

Eğer dünyada ‘güç suistimali’ tarihi okutulacaksa, baş köşeye son dört yıllık dönemimiz yerleşecek.

Türkiye’nin global alemde en çok saygı gören isimlerinden biri olan İshak Alaton hakkında ‘paralel yapılanmaya maddi ve manevi destek sağlamak’tan başlatılan inceleme, bu sayfalarda ‘buna da inanır mıydınız’ başlığı altında okunacaktır.

Türkiye’deki Musevi Cemaati’nin önde gelen isimlerinden birine karşı başlatılan inceleme herhalde ‘Türkiye ne güzel demokrasiye adım adım yaklaşıyor’ dedirtmeyecek.

Akıl dışını seçenin freni yoktur; durmayı bilmez.

45 yıllık gazeteci Hasan Cemal’e, T24 sitesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan “Akan kanın bir numaralı sorumlusu Saray’daki Sultan’dır, nokta!” başlıklı yazısı nedeniyle soruşturma açıldığını da dün duyduk.

“Cuntalar, askeri darbeler, olağanüstü haller, sıkıyönetimler. Gazeteciler olarak çok zor dönemlerden geçtik. Ama acı olan şu ki 12 Mart’tan sonra hakkımda açılan ilk soruşturma” diye yorumluyordu Cemal, dünkü gelişmeyi.

Dünyanın en seçkin ödüllerinden ‘Harvard Nieman Louis Lyons Ödülü’nün bu yılki sahibi Cemal’e açılan soruşturmanın, kendisini yakından tanıyan uluslararası medya camiasında ‘Evet, işte bu! Türkiye çok yakında aslanlar gibi bir demokrasi olacak’ tezahüratı ile karşılanmayacağını da tahmin edebiliriz.

Akıl dışı olan sanır ki, böyle çıta yükselte yükselte, toplumun tepkisini yoklama amaçlı deneme atışlarını artıra artıra, arzu ettiği meş’um sonuca insanları razı edecek.

Ama ‘Allah akıl fikir versin’ demek yetmiyor.

O dualar, gerçekten dindar olanlar tarafından kabul görebilirdi.

Dolayısıyla, temenni ve dua günleri geride kaldı, yeni bir safhaya geçildi.

Bu safha, ağzını açıp vicdan ve medeni cesaret adına konuşması gerekirken hâlâ devekuşu gibi kafayı kumda tutanlar veya tavana boş boş bakıp ıslık çalanlar için altını çizeyim, ‘lastiği kaç defa çekersen kopar’ safhasıdır.

Çünkü ‘redd-i akıl’ çağında süren azgınlık ve kanun tanımazlık öyle bir noktaya gelir ki, sular bardaktan taşmaya başlar.

Ülkenin en güçlü iş adamlarından ve TÜSİAD Yönetim Kurulu üyesi Memduh Boydak’a karşı başlatılan ‘terör’ soruşturması işte bu lastik meselesini acil koduyla gündeme getiriyor.

Gerek medyada gerekse iş dünyasında şu yakın zamanlara kadar yaygın olan algı, ‘olan zaten bizim de hazzetmediklerimize, rakibimiz olanlara oluyor, bize nasıl olsa değmez’ idi.

Ama Koza İpek baskınının ardından Hürriyet’e düzenlenen organize saldırı, ipsiz sapsız güruhlardan ve holigan medya köşelerinden Koç, Boyner, Eczacıbaşı isimlerinin dökülmeye başlaması; adli soruşturmaların dünyada Türkiye markasının ayrılmaz parçası sayılan isimleri de kapsamasıyla bu algı artık dehşete dönüşmekte.

Çünkü belli ki MGK’yı da araçsallaştırarak, kararlarını hasım gördüğü her kesime karşı ‘açık kart’ olarak kullanmakta olan bir akıl dışı odağın sınır tanımayan güç denemesi söz konusu.

O yüzden TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran-Symes’ın ”Boydak ailesine geçmiş olsun dileklerimi bir kez daha iletiyorum. Gerçekten eksikliğini bugün bu salonda hissediyoruz”mesajı önemlidir. Ama arkası her iş kesiminden daha güçlü gelmelidir.

Akıl dışı el lastiği çekmeye, denemeye devam edecektir.

Ama önemli soru, karşısına aldığı geniş demokrasi yanlısı kesimin yekvücut, bu gidişe engel olup olamayacağıdır.

Bu, ülke adına bir hayat memat meselesidir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *