AKP'nin hazin hikayesi: Paraya tapanların yol sersemliği

Daha aylar önce ‘AKP yolun sonuna gelmiştir’ diye yazdığımda ‘yok canım daha neler’ diyorlardı.

Kısırlaştırılmış akıllarıyla ‘Gidin işinize ya” diye alay ediyor, kıs kıs gülüyor, kurulu düzenin parayı dine dönüştürmesini ahlaka hakaret edercesine izliyor, ondan daha fazla ne kadar pay alabileceklerini hesap ediyorlardı.

Oysa her hikayenin bir sonu var. Büyük düşünür Buda bunu ‘Her şey değişmeye mahkûmdur’ diye ifade eder.

Değişmeyen tek şey değişimdir.

Dolayısıyla hayırhah bir yönetim tarzının simgesi olarak tarihe geçmek istiyorsanız, değişime bilgece sahip çıkacaksınız.

Mandela hapisten çıktığında toplum çoğunluğu içindeki muazzam değişim sinerjisini eğer yanlış okusaydı, Güney Afrika’nın eğitimden ve bilgiden mahrum bırakılmış siyahlarının cehaletinden istifade ederek onları aldatıp, toplumun öteki kesimlerini bastırmaya, korkutmaya, ezmeye yönelseydi, herkesin haklarını güvence altına alan bir anayasayı hazırlamak yerine tek adam yönetimi kursaydı, ‘yaşasın değerli yalnızlık’ deseydi, bugün kimse onu ‘geçen yüzyılın kahramanı’ olarak anmayacaktı.

Mandela, Lord Acton’ın meşhur ‘iktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak şekilde yozlaştırır’ deyişinin ne anlama geldiğini elbette biliyordu. Boş durmamış, siyaset tarihinin bütün alt anlamlarını anlamaya vakit ayırmış, en önemlisi hayırhah yönetimin insanları kandırmamaktan geçtiğini öğrenmişti.

Ömrünün son dönemini bir bilge olarak yaşadı. Dünyaya veda ederken bırakabileceği en demokratik altyapıyı ardında bırakmanın vicdan rahatlığı içindeydi.

Erdoğan’ın ve son 4-5 yıldır peşinden çarpa çarpa sürüklediği AKP’nin hikayesi ise tam tersi.

Filozof George Santayana’nın ‘tarihi hatırlamayanlar onu tekrar etmeye mahkumdur’ deyişini kanıtlamak için gerekli her şeyi yapan, tarihin iyilik adına teklif ettiklerini elinin tersiyle iten bir lidere ve partiye uzunca bir süre önce ‘yolun sonuna geldiniz’ dediğimizde, bugünlerin kaba tabiriyle ‘çömlek patlamasını’ tahmin etmek hiç güç değildi.

Sonun -ve mutlak biçimde yozlaşmanın- başlangıcı, 12 Eylül 2010 referandumunun inanılmaz ucuzlukta bir kurnazlıkla tersinden okunmasındadır.

Toplumun üçte ikiye yakın kesiminin ‘değişimi taşı ve yeni anayasayla yeni düzeni kurumsallaştır’ çağrısını ‘hep bana hep bana’ diye okuyup, parayı dine çeviren bir talan düzeni kurma adına, akla fikre zarar bir gözü dönmüşlükle insanları birbirine karşı böle parçalaya yürümeye girerseniz, tarihsel cehaletiniz sizi -Ahmet İnsel’in hatırlattığı iktisat tabiriyle- bir ‘patika bağımlısı’ yapar.

Bu ‘yol sersemliği’ içinde, çarpık yürüyüşünüze devam etmenin çaresini, bir yandan halkı kandırıp, arada bir para göstermekte; diğer yandan da tepeden aşağı herkesi içine çeken bir yolsuzluk girdabına itelemekte buldunuz.

12 yılın sonunda, bu ‘patika bağımlığı’, bu ‘yanlış yol sersemliği’, devasa bir cerahatin patlamasından başka bir şey getirmeyecekti ve getirmedi.

Bu cerahat er ya da geç patlayacaktı ve işte patladı.

Abraham Lincoln’un meşhur sözüdür: ‘Bazı insanları her zaman, tüm insanları da bazen kandırabilirsiniz; ama tüm insanları her zaman kandıramazsınız.’

Lincoln size şimdi yukarılardan acı acı gülümsüyor.

Utanmadan gidip askerlere ‘şahsım da aldatıldı’ diyebildiniz ve adamın bu özdeyişinde bile öngöremediği yeni bir ‘dibe vuruş’a da imza attınız.

Cahil cesaretiyle geçmişin derslerine ve bugünün gerçeklerine meydan okudunuz ve işte şimdi, dev bir yolsuzluk çöplüğünün altında biriken gazların patlayışını ‘değerli yalnız’ olarak izliyorsunuz.

Bu topluma eli yüzü düzgün bir anayasa hediye edip tarihe geçmek yerine, onu muazzam bir hukuk enkazıyla ve her gün bir yerlerden pörtlemeye mahkum bir sosyal huzursuzlukla, büyük bir açmazla baş başa bırakmış durumdasınız.

Ve çürümüş siyasi bir yapının tepesinde hâlâ ‘tek adam’ olarak devam için çırpınıyorsunuz.

30 Mart’taki zaferinizden hiç de etkilenmemiş, Franco faşizmine karşı gerçek bir aydın olarak direnen Miguel de Unamuno’nun meşhur sözüne yer vermiştim:

‘Kazanabilirsiniz ama ikna edemeyeceksiniz.’

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *