AKP'de 'iç temizlik' Türkiye'nin de hayrına olacaktır

Türkiye’nin AKP’li 13 yıllık hikayesinin net özetini ‘Abdullah Gül ile 12 Yıl’ kitabının yazarı, meslektaşım Ahmet Sever’in sözlerinde bulabilirsiniz:

”Gül Türkiye’nin kurtuluşunun Avrupa Birliği yolu olduğunu görerek hareket etti. Bunun İslam coğrafyası açısından da umut olduğunu düşünüyordu. 2002-2007 arası süreçte bir ‘altın çağ’ yaşandı diyebiliriz. Ama 2009, 2010’dan itibaren reformlardan geriye dönüş, ‘Yeni Türkiye’ adı altında ‘Eski Türkiye’ye dönüş başladı. Refleksler, sorunlara yaklaşım hep eski Türkiye’nin anlayışı.”

Partide ‘Machiavelli rehberliğinde’ hakimiyet kuran zihniyetin Türkiye’nin de yoldan çıkmasına yol açan arka planı daha açık şimdi. Teşkilat bünyesini saran hastalıklar, türlü nedenlerle geçiştirilen sürtüşmeler ve nihayet Gezi’den başlayarak hız kazanan ‘çözülme’ bu kitapla iyice su yüzüne vurmuş durumda.

Gül’ün her zaman stratejik düşündüğünü, büyük resme bakıp uzun yolculuğun uç güzergâhlarına kafa yorduğunu, partinin kuruluş vizyonuna ne kadar özgül ağırlıkkattığını biliyoruz.

Dolayısıyla, eğer parti -nasıl olacaksa artık- aslına rücu etmek isterse, Sever’in Gül’den aktardığı şu sözlerin yeniden değer kazanma ihtimali yüksek:

‘Türkiye’yi kısa sürede yıldızının parladığı döneme tekrar götürürüm. AB sürecini yeniden canlandırırım. Dış politikadaki yanlışları düzeltirim. Ülke çok kutuplaştı, bunu giderecek adımları peş peşe atarım. Demokratikleşmeye ağırlık veririm. Haklarında yolsuzluk iddiası bulunan dört bakanı derhal Yüce Divan’a gönderirim.’

Gül’ün 2007’de cumhurbaşkanı olmasını destekleyenlerdendim.

O günün şartları riskleri saklıyordu, evet; ama başka çaresi de yoktu.

Ama kitaptan ayrıca teyidini alıyoruz ki Gezi’yle başlayan, 17-25 Aralık’la hızlanan ”Eski Türkiye’ye dönüş” yolculuğunun her kritik aşamasında sıkıntılardan derin pişmanlıklara doğru sürüklenmiş Gül.

‘İyi sabır göstermiş’ diyelim ama bu yetmiyor.

Çünkü ‘sabır’la beslenen hareketsizlik, hukuk düzeninin ayaklar altına alınması, Gül’ün tabiriyle ‘Mısır ve Suriye başbakanları gibi davranılması’, despotizmin taşlarının döşenmesine yol açtı.

Gül’ün ‘çeyrek hamleleri’, içeride dışarıda birçok çevrede güven sarsılmasına sebep oldu; hanesine tarihi hatalar olarak yazıldı.

Ama şu da var: Türkiye seçmenin frene sert basmasıyla atlattığı badireden çıkacaksa bunun en önemli koşulu AKP’nin kendisini temizlemesi, ikinci koşulu da Gül ve ekibinin temizlik-onarım işini üstlenmesiyle olacaktır.

Bu olmadan Türkiye’nin düze çıkması da çok zor.

Gül’ün şansı var ama bu da demokrat değerleri hâlâ önemsiyor mu bilemediğimiz ‘ak saçlı’ kesimin cesaretine bağlı.

Parti içindeki iki kök zihniyet taban tabana zıt iki ana dinamik olarak nihayet karşı pozisyon almaya başlıyor. Bundan sonra geçecek her gün ülke için son derece kritik olacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın ‘iktidarda kalma’ stratejisi hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık.

Seçmen ne kadar berrak bir dille ‘biz başkanlık sistemi istemiyoruz’ demiş olursa olsun, o tüm enerji ve dikkatini aynı hedefe ulaşmaya odaklamış durumda.

Bu da AKP’nin muhalefete düşmemesini sağlamak, muhalefeti birbirine kırdırıp erken seçime kadar zaman kazanmak ve ‘derin Ankara’ ile yeni ittifaklar kurmak gibi taktiklere dayanacaktır ister istemez.

Ertuğrul Günay, Erdoğan’ın ‘uzlaşmaya açık’ görüntüsünü ‘kuzu postuna bürünmüş kurt tavrıdır’ diye niteliyor.

Soru şu: MHP ve CHP, siyasette tecrübeli kadrolarına rağmen, Erdoğan’ın yeniden kapaklarını açtığı Eski Türkiye tüneline geri dönüşe mi yoksa hukukun üstünlüğüne, hesap vermeye açılan bir özgürleşme hamlesine mi yönelecek?

Eğer demokrasi gözlerinde kıymet ifade ediyorsa top onlardadır.

Gül’ün saha kenarında ısınma hareketleri yapması da siyasetin normale dönmesi için büyük fırsattır.

Vakit geçiyor, sorumlulukları gitgide büyüterek…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *