AKP, MHP'nin altını boşaltmak için hazırlanıyor

Yeri geldikçe hatırlatayım ki unutulmasın.
Seçim kampanyası esnasında bir ara iyice coşan Prof. Ahmet Davutoğlu, şu vaatte bulunmuştu:

‘Hataylılar şahit olsun. Bütün milletimin huzurundan meydan okuyorum. 8 Haziran Sabahı eğer AK Parti iktidarını devam ettiremez, seçimi kazanamazsa ben 8 Haziran günü istifa edeceğim.”

Akademisyen formasyonlu Davutoğlu sanki sözünü ettiği seçim başka bir gezegende olmuş gibi hâlâ AKP genel başkanı. İstifayı unuttu, unutturduğunu da sanıyor.

Türkiye böyle, evrensel siyaset etiğinden kopuk, ‘mahalli‘ siyaset erbabını çok gördü, yaşadı. Davutoğlu’nun da bu tavrıyla erdem sınavını geçtiğini söylemek mümkün değil.

Ama rahmetli Demirel’in de dediği gibi ‘Dün dündür, bugün de bugün‘. Günler, aylar, yıllar geçer Türkiye siyasetinde ama zihniyet, tavır, refleks aynı alışkanlıklar içinde kalır.

Davutoğlu eğer asgari medeni cesareti gösterip istifa etseydi ve partiyi hemen kongreye çağırsaydı, farkında mı değil mi bilemem, siyasetin önünü açacak, imajı adına kredi kazanacak, Türkiye’nin tek bir kişinin ipoteğinden kurtulmasına fırsat tanıyacaktı.

Sadece hatırlatıyorum, unutulmasın ve de geçmiş olsun.

Bahçeli elini yüksektem açıyor

‘Fiili lider’in büyük oynaması nedeniyle kendisi büyük kaybeden AKP, şimdi iyice şark oyunlarına kapılmış görünen Davutoğlu eşliğinde, sanki kaybeden başka bir partiymiş gibi ‘kırmızı çizgi’ gibi şartlar da öne sürerek, sanki bunca yolsuzluk iddiası, hukuk faciası, bunca gerileme başka bir parti tarafından bambaşka bir ülkede olmuş gibi, ‘Kalınan yerden aynen devam‘ reflekslerine tam gaz vermiş vaziyette.

Bu köşede de evvelce dile getirildiği gibi, akla gelen en kolay ihtimale bakan AKP’liler, seçmenin gösterdiği ‘turuncu kartı‘ anlamazdan gelip, üzerlerinde birikmiş suç şüphelerinden sıyırmak için MHP’yle işbirliğine göz dikmiş vaziyetteler.

AKP’nin zaviyesinden bakınca bu refleksin mantığı var: Kürt sürecini tam manasıyla eline yüzüne bulaştırıp batırmasının hemen ardından, izlediği ‘oyala ve ertele‘ ve ‘yanlış atlara oyna’ siyasetinin bir bedeli de PYD’nin IŞİD’i sınır bölgesinden kovalaması şeklinde ortaya çıkınca, 900 küsur kilometrelik sınır çizgisi boyunca laik çekirdekli bir güvenlik şeridi şekil almaya başlayınca, Erdoğan – Davutoğlu çizgisinin elindeki tek koz, ‘Kürdofobi‘ ekseninde MHP’nin milliyetçiliğini kendi yanına çekmek ve Türk-İslam sentezine yol açmak oldu.

MHP lideri Bahçeli de AKP’nin bu sıkışmasının farkında. Bu nedenle elini çok yüksekten açıyor. AKP ile koalisyona kapalı değil, ama kendi şartlarından kolay kolay geri adım atmak niyetinde de değil.

AKP’nin MHP’ye ‘mecburiyeti’nin sebepleri belli olmasına belli de, eğer böyle bir ikili koalisyon olasılığı şekil şemal almaya başlarsa, bunun sonuçları da olacak. Esas olarak bunlara odaklanmak gerek.

Bahçeli ve ekibinin asli hedefi tabii ki ‘çözüm süreci‘nin derlenip toplanıp çöpe atılması.

AKP’ninki ise, MHP’yi üç-beş bakanlıkla ‘ikna edip‘, hızla ‘bal tutan parmağını yalasın’ sisteminin içlerine çekmek ve dünya görüşü birbiriyle örtüşen tabanın orta vadede AKP’ye kaymasını, MHP’nin tarihin derinliklerine kayıp gitmesini sağlamak.

Bahçeli ve ekibi bunu okuyor mu? Muhtemelen. Devlet Bey, üçlü koalisyondan partisine de bedel ödetildiğini, partisi içinden bazı çürük elmaların o zaman çıktığını biliyor.

Devlet Bey, eğer lideri kandırılmasaydı, 7 Haziran’da belki iyi kazanabilecek olan HAS Parti’nin Beştepe’deki ‘üst akıl’ tarafından nasıl kadük edildiğinin de eminim farkında.

MHP taban ve teşkilatı içinde koalisyonun maddi nimetlerinden nasiplenme konusunda gözler kamaşmış olabilir. Ama herhangi bir koalisyon inşası, ne kadar karşı konulursa konsun, MHP’nin içlerine ahlaksızlık virüsleri sokacak, partinin ‘ham yapılmasına’ kapıları aralayacaktır. Kaybeden MHP olacaktır.

AKP aslen Kürt meselesini ortada bıraktığı için büyük kaybetti. Bunu daha da öteleyecek bir AKP-MHP işbirliğinin sonuçlarına girmiyorum bile.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *