AKP kurucusu Fırat: Yeni Türkiye buysa ben 2010 öncesini isterim!

Kurucusu olduğu ve uzun dönem AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı yapmış olan Dengir Mir Mehmet Fırat, partisinin geldiği noktada ‘hayal kırıklığı’ yaşadığını söyledi. Fırat, “AK Parti, boğulma alametleri gösteriyor.” dedi. Yolsuzluk ve adam kayırmanın olmaması gerektiği vurgusu yapan Fırat, “Biz partimizin ak olduğu kanısındaydık.” diye konuştu. 

Fırat’ın CHA ile mülakatı şöyle:

Eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, kurucuları arasında yer aldığı ancak cumhurbaşkanı seçimlerinden önce parti üyeliğinden çıktığı AK Parti’ye sitem dolu eleştirilerde bulundu. Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) konuşan Fırat, yola ‘ak olmanın’ ideali ile çıktıklarını ancak gelinen noktada birçok ilkeden vazgeçilmiş olduğunu gördüğünü ifade etti. Fırat, “Bir kere isim çok önemliydi; AK Parti. Muhaliflerimiz bu ismi kullanmamak için hep AKP derdi. Biz de ‘Hayır bu AK Parti’ derdik. Çünkü biz partimizin ak olduğu kanısındaydık. Öyle olmanın ideali ile yola çıkıldı. Yolsuzluk, kayırma olmaması gerekiyordu. Yolsuzluk, yasaklar, yoksulluk. Şimdi bunlardan, maalesef 3Y’den de vazgeçmiş gibi gözüküyoruz.” ifadelerini kullandı.

Fırat, “Hayal kırıklığı yaşıyorum. Çünkü AK Parti hakikaten Türkiye’de 1950’de Demokrat Parti’nin başlamasından bugüne kadar çok önemli bir görev yüklenmişti. Rahmetli Özal, ekonomik-liberal yapıyı getirmişti Türkiye’ye. Ama ekonomik-liberal yapı siyasi-liberal yapıyla desteklenmediği için vahşi bir kapitalizme dönüştü. AK Parti, Türkiye’yi siyasi liberalizmle yani demokrasi ve özgürlüklerle tanıştırma idealiyle yola çıkmıştı. Uzun bir süre de AB yolunda müktesebatının kazanılmasında oldukça önemli adımlar atmıştır. İnkâr edilemeyecek, devrimsel değişimler meydana getirmiştir. Türkiye’de barış süreci ile akan kanı durdurmuştur. Keşke bunu sonuçlandırabilseydi.” dedi.

Hiçbir partiye nasip olmayan halk desteğinin karşılığı verilmiş olsaydı dünya siyaset tarihine AK Parti’nin isminin altın harflerle yazılmış olacağını kaydeden Fırat, “Türkiye’yi 2 -3 bin dolardan 10 bin dolara getirdi ama 2010’dan itibaren orada sıkıştır kaldı. Keşke bugün 15 bin doları aşmış olsaydık milli gelirde. İşsizlik oranları daha alt seviyelerde olabilseydi. Yani insanlar mutlu olabilseydi. ‘Bu benim ülkem’ deseydi. Bu imkânı vardı AK Parti’nin. Halkımız bu imkânı da verdi, bahşetti.” diyerek halkın AK Parti’ye duyduğu büyük güvenin karşılığının verilemediğinin altını çizdi.

Fırat, “Ben inanıyorum ki eğer o süreci devam ettirebilseydik, Recep Tayyip Erdoğan’ın heykelleri bugün meydanları süslüyor olacaktı. AK Parti de dünya siyaset tarihine altın harflerle yazılmış olacaktı. Yani yüzdük yüzdük tam böyle zor olan kısımları atlattık, tam ‘artık çıkıyoruz’ dediğimiz yerde maalesef kramp girdi herhalde AK Parti’nin vücuduna. Boğulma alametleri gösteriyor.” diye konuştu. Gelinen noktada AK Parti’nin tarihe altınla yazılacak gibi durmadığını söyledi.

‘İktidar bozar’ diye bir sözün varlığını hatırlatan Fırat, son yargı paketinin mahsurlarını şöyle ifade etti:

“Bu, başlangıçtır. Siz şiddete, hukuksuzluğa yönelirseniz bunun sınırı yoktur. Bu yetmez, daha şedit bir kanun getirirsiniz. O yetmez, daha şedit. Yani bunu 1990’lı yıllarda yaşadık. ‘Yardım, yataklık’ dediler on binlerce insanı hapse soktular. Terörle mücadele yasaları durmadan artırıldı.”

‘Yeni Türkiye’ söylemi altında eski devlet refleksinin yeniden nüksedip etmediği sorusuna ise Dengir Mir Mehmet Fırat, “Valla, ‘Yeni Türkiye’ diye bir şey yok zaten. O, insanın kendi kendini nakşetmesi. Yani cumhurbaşkanı seçiminden bu yana ‘yeni Türkiye’ derseniz o zaman 12 yıllık iktidarınızı kötülersiniz. ‘Onlar eskiydi, onlar kötüydü’ anlamında kullanıyorsunuz. Her zaman da bu 12 yıllık iktidara sahip çıkılıyor. Deniyor ki ‘bu kadar iyi şeyler yaptık’. Bir kere orada bir terslik var. ‘Yeni Türkiye’ diye bir şey yok.” karşılığını verdi. Yeni Türkiye olabilmesi için Avrupa’daki gibi bir özgürlüğün olması gerektiğini, insanların bu ülkede yaşadığı için mutlu olması gerektiğini kaydeden Fırat, öyle bir şeyin olmadığının altını çizerek, “Yeni Türkiye eğer buysa ben şahsen 2010’dan önceki Türkiye’yi isterim.” ifadesinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan için Anayasa’da tarif edilen cumhurbaşkanlığı statüsünün içine giremediğini kaydeden Fırat, “Halen bir ayağı başbakan koltuğunda bir ayağı cumhurbaşkanı koltuğunda. Bu doğru değil. Bu, Anayasa’nın ihlalidir. Aynı zamanda bir devlet krizinin işaretleridir.” sözlerine yer verdi.

Sandıktan bazı şeylerin çıkmayacağını vurgulayan Fırat, “Sandıktan seçimden çıkabilirsiniz, birisi seçilebilir. Ama sandıkta insanlar aklanamaz. Anayasa olmayan haklar sandıkta size bahşedilemez. Hukuk ne diyorsa onunla hareket edersiniz. Başkanlık sistemi deniyorsa sınırlarını belirler, getirirsiniz. Ona göre devam edersiniz.” şeklinde konuştu. Fırat, Recep Tayyip Erdoğan’ın Meclis’te cumhurbaşkanlığı yemini ettiğini hatırlatarak, o yemine uymak zorunda olduğunu söyledi.

AK Parti’nin Meclis’te elinde tuttuğu çoğunluğa dikkat çekerek yargının da denetim altına alınmasıyla otoriterleşmenin oligarşik bir yapıya dönüşebileceğini, sonunda da diktatörlüğe doğru gidebileceğinden söz eden etti. Fırat, “Siyasi tarihi biraz karıştırırsanız bunun örneklerini çok görürsünüz. Peronizm, hemen hemen aynıdır. Chavez aynıdır. Hatta daha geriye giderseniz, Hitler’e baktığınız zaman hepsi bu yoldan gelmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

Hiçbir anayasal sistemde idarenin hem yasamayı hem de yargıyı kontrol edemeyeceğinin altını çizen Fırat, “Bunları nerede görebiliriz. Bunları Saddam Hüseyin’de görebiliriz. Bunu BAAS rejimlerinde de görebiliriz. Üç gücün tek bir yerde toplanması. Bunlara demokrasi demek mümkün değil.” değerlendirmesinde bulundu. Bu yelpazede Türkiye’nin nerede olduğu sorusuna ise Fırat, “Otoriter bir yapıda şu anda.” cevabını verdi.

Hukuk yapısı bozuk olan iktidarların giderek otoriterleştiğine dikkat çeken Fırat, 12 Eylül’den kalma Siyasi Partiler Yasası ile Seçim Kanunu’nun hukuka aykırı olduğunu ifade etti. Her iki kanunu ‘anayasa kadar önemlidir’ diye nitelendiren Fırat, Siyasi Partiler Yasası’nın lider sultası yaratacak şekilde yapıldığını kaydetti. Fırat, “12 Eylül’den bugüne kadar yapılan bütün seçimlerde bütün siyasi partiler adaylarını merkez yoklaması ile belirlemişlerdir. Bu ne demektir? Bu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve onu temsil eden TBMM’nin liderler tarafından belirlenmesidir. Halk tarafından belirlenmesi değildir.” diye sözlerini tamamladı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *